menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir film otistik olabilir mi?

18 0
previous day

2 Nisan Otizm Farkındalık Günü, dünya genelinde otizm spektrumuna dair ayrımcılığı azaltmayı amaçlıyor ve otistik bireylerin haklarına dikkat çekiyor. Spektrum denilmesinin nedeni çok çeşitli renklerde ve şiddette görülebileceğine dair bir vurgu.

Kelime, Yunanca ‘autos’ (kendi) sözcüğünden türetilmiş. Auto-ism (otizm) ‘kendi içine dönüklük’ veya ‘kendilik hali’ anlamına geliyor.

Tanıdığım kişiler kendilerine ‘otistik’ demeyi seçtiği için ben de bu dili kullanıyorum. Drop the Disorder’ (Bozukluk Etiketini At, Jo Watson, 2019) kitabını fark ettiğimden bu yana ise ‘bozukluk’ kelimesini kullanmıyorum. Bu kitap, nörogelişimsel olarak farklı olabileceğimiz görüşünü destekliyor, dışlayıp ‘bozuk’ demiyor ve olanı kucaklıyor.

Bir arkadaşım, çalıştığı, kapitalizme bol ürün yetiştirmek için müthiş hızlı ve üretken olunması gereken o şirketlerden birinden bahsederken neden bilmem tepem attı ve şöyle dedim: ‘O zaman sizin şirkette otistik biri çalışamaz.’ 

O da beklemediğim bir şekilde şöyle cevap verdi: ‘Handeciğim tabii ki çalışamaz.’

Bu hiç kapsayıcı değil ve sakat zamanı (crip time) ile de örtüşmüyor. Ve bu ‘tabii ki’ sözü, sistemin dışlayıcılığının ne kadar normalleştiğinin kanıtıydı.

Crip time, sistemin dayattığı o bitmek bilmeyen koşturma haline bir direnç aslında. Çünkü mevcut planlamalar genellikle sağlamcılık (ableism) ekseninde farklı bedenleri, zihinleri ve ruhları hesaba katmadan, kimin neye ihtiyacı olduğu düşünülmeden yapılıyor. 

Engellilik ve queer çalışmalarından doğan bu kavram zamanın sadece ‘sağlam’, ‘verimli’ ve ‘hızlı’ bedenlere göre düzenlenmesine karşı çıkan anti-kapitalist ve politik bir duruş.

Feminist, Queer, Crip kitabının yazarı Alison Kafer şöyle diyor: Sakat zamanı (crip time), engelli bedenleri ve zihinleri saate uydurmak için bükmek yerine, saati engelli bedenlere ve zihinlere uyacak şekilde büker (2013: 27).

Normatif zamanın reddi üzerine kuruludur bu. Kronik ağrısı olanlar, tekerlekli sandalye kullanıcıları veya otistik bireyler için zamanın ritmi farklı ilerleyebilir. Bu ritim farklılıkları göz önüne alınmadan yapılan her türlü planlama, doğası gereği dışlayıcıdır.

Sizlerle bir de film paylaşmak istiyorum: ‘The Stimming Pool.’ Otistik perspektifler ve algılarla şekillenmiş bir dünyanın ihtimallerini sunan hibrit (melez) bir film bu.

İsmini ‘Swimming Pool’ (yüzme havuzu) gibi düşünebilirsiniz fakat burada havuzu oluşturan şey stim’ (sallanma, el çırpma gibi duyusal düzenleme hareketleri), yani otistiklerin yaptıkları tekrar eden hareketler.  

16mm çekilen film The Neurocultures Collective (Sam Chown-Ahern, Georgia Kumari Bradburn, Benjamin Brown, Robin Elliott-Knowles, Lucy Walker) ve sanatçı-yönetmen Steven Eastwood tarafından hayata geçirilmiş. Web sitelerinde şöyle diyor:

Bazıları otizmini gizler ve izolasyon hissiyle boğuşur. Bazıları ise çevrelerindeki destek yapıları sayesinde serpilip gelişir. Hepsinin ortak bir hedefi var: Normatif toplumun testlerinden ve kısıtlamalarından azade, özgürce hareket edebilecekleri ve ‘stim’ (öz-uyarım) yapabilecekleri bir yer bulmak. Bu gizli yer, Stimming Pool'dur.

Sinemanın alışılagelmiş dilini ve yapım biçimlerini altüst eden bu iş, başı, sonu ve ortası belli olan o geleneksel üç perdeli yapıyı (three-act structure) yerinden ediyor.

Yalnızca insan olan karakterlere odaklanan geleneksel sinemaya karşı bitkilere, doğaya ve ‘insan-olmayan’ varlıklara da geniş yer veriyor. 

Kararları tek bir yönetmen hegemonyasına inat, kolektif bir şekilde alıyorlar ve kontratta tüm yönetmenlerin adı eşit şekilde yer alıyor. 

‘Bir film otistik olabilir mi?’ diye soran, geleneksel sinema dilini sarsan, yavaş hareket etmeyi ve birbirimizi dinleyerek neler yapabileceğimizi hatırlatan bu filmi kaçırmayın isterim.

Paylaşmak istediğim son şey de Dr Helen Kara’ya 50’li yaşlarında otizm tanısı konulması. Yani otistiklerin yaşamı büyük ihtimalle kafamızın içindeki varsayımlar ya da medyanın bize sunduğu kalıplar gibi değil. Hepsi aynı da değil. Başka başka... 

Ve bildiklerimiz limitli, hem de çok!


© T24