menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye'nin demokratik dönüşüm arayışı

16 0
previous day

Türkiye Cumhuriyeti, ikinci yüzyılına yalnız ekonomik sorunlarla, dış politika meydan okumalarıyla veya günlük siyasi tartışmalarla girmiyor. Ülke aynı zamanda yüz yılı aşkın süredir devam eden daha derin bir soruyla karşı karşıya bulunuyor: Güçlü devlet ile güçlü demokrasi aynı siyasal mimari içinde nasıl bir arada yaşayabilir? Cumhuriyet'in kurucu ilkeleri ile demokrasinin çoğulcu kurumları nasıl yeniden dengelenebilir? Son dönemde Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş ve Özgür Özel etrafında şekillenen siyasal eksen, tam da bu soruya verilen yeni bir cevap arayışı olarak okunabilir. Bu nedenle mesele yalnız üç siyasetçinin geleceği değil; Türkiye'nin ikinci yüzyılında nasıl bir siyasal, ekonomik ve toplumsal denge kuracağıdır.

Türkiye'nin bitmeyen arayışı

Modern Türkiye'nin hikâyesi çoğu zaman seçimler, darbeler, liderler ve partiler üzerinden anlatılır. Oysa daha derinde, kuşaktan kuşağa aktarılan başka bir mesele vardır. Bu mesele devletin kim tarafından yönetileceği değil, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağıdır. Osmanlı İmparatorluğu'nun son yüzyılından Cumhuriyet'in ikinci yüzyılına kadar uzanan çizgide değişmeyen temel soru budur.

 

Tanzimat'tan Birinci Meşrutiyet'e, İkinci Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e kadar uzanan reformlar zinciri farklı dönemlerde farklı cevaplar üretmiş olsa da aynı arayışın parçalarıydı. Çökmekte olan bir imparatorluk nasıl kurtarılacaktı? Devlet nasıl güçlendirilecekti? Toplum nasıl dönüştürülecekti? Egemenlik kime ait olacaktı? Türkiye'nin modernleşme serüveni aslında bu sorular etrafında şekillendi.

 

Cumhuriyet bu sorulara yeni ve radikal bir cevap verdi. Egemenliğin kaynağı değiştirildi. Saltanat kaldırıldı. Yeni bir yurttaşlık tanımı oluşturuldu. Laik hukuk sistemi kuruldu. Eğitim ve kamu yönetimi yeniden yapılandırıldı. Ancak bütün bu süreçlerde öncelikli hedef demokrasi değil, devletin yeniden inşasıydı. Çünkü genç Cumhuriyet'in karşı karşıya olduğu temel sorun temsil eksikliğinden çok varlık ve devamlılık meselesiydi.

 

Bu nedenle Türkiye'nin ilk yarım yüzyılı büyük ölçüde devlet kurma ve devleti ayakta tutma çabasıyla geçti. İkinci yarım yüzyılı ise devlet ile demokrasi arasında daha dengeli bir ilişki kurma arayışıyla.

Bugün ikinci yüzyıla girerken karşı karşıya olduğumuz mesele de aslında budur.

Cumhuriyet ve demokrasi: Aynı ağacın iki dalı

Türkiye'deki siyasi tartışmaların önemli bir bölümü Cumhuriyet ile demokrasinin birbirinin alternatifi olduğu varsayımı üzerine kuruludur. Oysa tarihsel tecrübe bunun doğru olmadığını gösteriyor. Cumhuriyet başka bir ihtiyaca, demokrasi ise başka bir ihtiyaca cevap verir.

 

Cumhuriyet, ulusal egemenlik ilkesini, laik hukuk düzenini, eşit yurttaşlığı ve kamu yararını ifade eder. Demokrasi ise siyasal çoğulculuğu, ifade özgürlüğünü, örgütlenme hakkını, serbest seçimleri ve kuvvetler ayrılığını.

 

Cumhuriyet olmadan demokrasi çoğunlukçuluğa dönüşebilir. Demokrasi olmadan Cumhuriyet ise toplumsal meşruiyetini zamanla kaybeden bürokratik bir devlet projesine sıkışabilir. Başarılı ülkeler bu iki unsuru birbirine rakip değil tamamlayıcı olarak görürler.

Türkiye'nin son yüz elli yıllık hikâyesi de esas olarak bu iki damarın aynı siyasal gövdede buluşturulma çabasının hikâyesidir.

Devletin inşasından demokrasinin genişlemesine

Cumhuriyet'in ilk döneminde öncelik devlet inşasıydı. Yeni rejim savaşlardan çıkmış, sermaye birikimi son derece sınırlı, eğitim düzeyi düşük ve uluslararası ortam son derece belirsiz bir ülkeyi yönetiyordu. Bu nedenle devlet kapasitesinin oluşturulması, eğitim sisteminin kurulması, hukuk reformlarının gerçekleştirilmesi ve ekonomik kalkınmanın başlatılması temel hedefler haline geldi.

 

1946 sonrasında ise yeni bir dönem başladı. Çok partili hayata geçişle birlikte siyasal temsil ve demokratik meşruiyet talepleri daha görünür hale geldi. Ancak Türkiye'nin demokratikleşme süreci hiçbir zaman doğrusal ilerlemedi. 1960, 1971, 1980 ve 1997 müdahaleleri, devlet ile demokrasi arasındaki........

© T24