menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türk Devrimi bitmedi

22 0
23.03.2026

Türk Devrimi’ni tek bir tarihe, tek bir lidere ya da yalnızca bir rejim değişikliğine indirgemek mümkün değil. Bu devrim, Fransız Devrimi’nin dünyaya yaydığı anayasal düzen, yurttaşlık ve halk egemenliği fikirlerinden beslenen; 1908 II. Meşrutiyet’ten 31 Mart Vakasına, oradan Kurtuluş Savaşı’na ve Cumhuriyet devrimlerine uzanan uzun bir tarihsel yürüyüştür. Bugün bu yürüyüşün bittiğini söylemek, tarihin değil, temenninin dili olur. Çünkü devrim, ancak toplumsal olarak yerleştiğinde tamamlanır.

Fransız Devrimi’nin gölgesi değil, etkisi

Fransız Devrimi yalnız Fransa’yı değiştirmedi; modern siyasetin dilini değiştirdi. Anayasa, yurttaşlık, eşitlik, halk egemenliği ve eski rejimin ayrıcalıklarına karşı mücadele fikri, 19. yüzyıl boyunca Osmanlı aydınlarını ve reform çevrelerini de etkiledi. Osmanlı modernleşmesinin bütün başlıklarını doğrudan Paris’ten ithal edilmiş saymak kaba bir indirgemecilik olur; ama meşrutiyet düşüncesinin, kanun önünde eşitlik talebinin ve siyasal meşruiyetin hanedandan millete doğru kaymasının küresel iklimini Fransız Devrimi yaratmıştır demek abartı değildir.

Bu yüzden Türk Devrimi’nin köklerini yalnız 1923’te aramak eksik kalır. 1923 elbette kurucu eşiğin adıdır; ancak o eşiğe gelinen yol çok daha önce açılmıştır. Türk Devrimi’nin düşünsel hazırlığı, imparatorluğun son yüzyılında; siyasal hamlesi ise özellikle 1908’de görünür hale gelir.

1908: Padişah iradesine karşı anayasal düzen

1908 II. Meşrutiyet’i, sadece bir “yeniden anayasa” hadisesi gibi okumak yetersizdir. Bu, II. Abdülhamid’in otokratik idaresine karşı anayasal yönetimin geri çağrılmasıydı. Başka bir deyişle, keyfi iktidara karşı hukuk, saray merkezli yönetim anlayışına karşı temsil fikri ve tebaa anlayışına karşı siyasal özne olarak halk düşüncesi sahneye çıktı. Encyclopaedia Britannica da 1908 Jön Türk Devrimi’ni Abdülhamid otokrasisine karşı anayasal yönetimin yeniden kurulmasıyla sonuçlanan bir başkaldırı olarak özetliyor.

Bu tarih, Türk Devrimi’nin ilk büyük sıçramasıdır. Çünkü burada asıl mesele yalnız bir yönetim tarzı değişikliği değil, egemenliğin kaynağına ilişkin tartışmanın açılmasıdır. Soru şudur: Devlet, bir hanedanın mülkü müdür; yoksa bir siyasal topluluğun ortak iradesinin örgütlenmiş biçimi mi? 1908, bu soruya ikinci cevabın güç kazandığı andır. Bu bir yorum olmakla beraber, 1908’in anayasal niteliği bu yorumu desteklemektedir.

31 Mart: Devrimin karşısına çıkan karşı-devrim

Ne var ki her devrim, kendisiyle birlikte karşı-devrimi de doğurur. 31 Mart Vakası (31 Mart 1325 eski takvim/13 Nisan 1909 yeni takvim) tam da bu yüzden Türk siyasi tarihinin dönüm noktalarından biridir. II. Meşrutiyet’in hemen ardından İstanbul’da patlayan bu ayaklanma, meşrutiyet karşıtı ve dinî-gerici söylemlerle beslenen bir kalkışma olarak değerlendirilir. Atatürk Ansiklopedisi, Selanik’ten İstanbul’a yürüyen kuvvetlere Mustafa Kemal tarafından “Hareket Ordusu” adının verildiğini ve bu ordunun 31 Mart isyanını bastırdığını aktarıyor.

Burada önemli olan, 31 Mart’ın yalnız bir güvenlik sorunu değil, bir rejim sorunu olmasıdır. Eğer 1908 meşrutiyetin ilanıysa, 31 Mart o meşrutiyetin geri alınmak istenmesidir. Eğer 1908 anayasal bir devrimse, 31 Mart onun karşı-devrimci cevabıdır. Mahmut Şevket........

© T24