menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Avrupa’nın iki eşiği: Ukrayna’nın savaşı, Türkiye’nin bekleyişi

7 0
04.05.2026

Kıbrıs’taki zirve Ukrayna’nın üyelik sürecini hızlandırırken Türkiye’nin donmuş dosyasını yeniden gündeme taşıdı. Aynı kapının önünde duran bu iki ülke, aslında Avrupa Birliği’nin iki farklı krizini görünür kılıyor: biri güvenlik ve jeopolitik zorunluluk, diğeri demokrasi, kurumlar ve kimlik meselesi. Genişleme tartışması böylece teknik bir süreç olmaktan çıkıp Avrupa’nın kendi sınırlarını ve anlamını yeniden tanımladığı tarihsel bir eşiğe dönüşüyor.

Aynı kapı, iki farklı tarih

Kıbrıs’taki zirveyle birlikte Avrupa Birliği’nin genişleme meselesi yeniden gündeme geldi; ancak bu kez tartışma teknik bir müzakere başlığının ötesine taşmış durumda. Çünkü bugün Ukrayna ve Türkiye aynı kapının önünde bekleyen iki aday ülke olmaktan ziyade, Avrupa’nın kendi sınırlarını, kimliğini ve yönünü test ettiği iki ayrı tarihsel dosyayı temsil ediyor. Ukrayna’nın dosyası savaşın içinden, güvenliğin zorunluluklarından ve Rusya karşısında yeniden şekillenen Avrupa jeopolitiğinden okunurken, Türkiye’nin dosyası yarım yüzyılı aşan ortaklık ilişkisi, gümrük birliğiyle derinleşmiş ekonomik entegrasyon, NATO üyeliği, demokrasi ve hukuk devleti gerilimi, Kıbrıs meselesi ve Avrupa’nın kültürel sınır algısının iç içe geçtiği çok daha karmaşık bir bağlamda şekilleniyor. Bu nedenle mesele artık iki ülkenin Avrupa’ya ne kadar hazır olduğu değil, Avrupa’nın bu iki farklı sınav karşısında kendisini nasıl tanımlayacağıdır; başka bir deyişle genişleme, adayların uyumundan çok Avrupa’nın kendi yeniden yapılanma kapasitesinin bir aynası haline gelmiştir.

Siyasi boyut: Meşruiyet ile güven arasında

Siyasi açıdan bakıldığında Ukrayna’nın en güçlü avantajı, savaşın ona kazandırdığı ahlaki ve stratejik meşruiyettir. “Avrupa’yı savunan ülke” imgesi, Ukrayna’yı klasik bir aday olmaktan çıkarıp Avrupa güvenlik mimarisinin merkezine yerleştirmiştir. Avrupa Birliği’nin Ukrayna’ya adaylık statüsünü 2022’de hızla vermesi, müzakereleri 2024’te başlatması ve 2025’te tarama sürecini tamamlaması, bu siyasi iradenin somut göstergesidir. Ancak aynı Avrupa, bu iradeyi sınırsız bir hızlanmaya dönüştürmemektedir; aksine “kestirme yol yok” vurgusunu sürekli tekrar ederek süreci kurumsal disiplin içinde tutmaktadır. Ukrayna desteklenmektedir, fakat hızlandırılmamaktadır. Türkiye’de ise durum tersine döner. Türkiye Avrupa için bilinmeyen bir ülke değil, aksine uzun süredir sistemin içinde yer alan ama hiçbir zaman tam olarak kabul edilmeyen bir aktördür. 1963 Ankara Anlaşması’ndan 1995 Gümrük Birliği’ne, 1999 adaylık statüsünden 2005 müzakerelerine kadar uzanan bu ilişki, Türkiye’yi Avrupa’nın dışında değil, eşiğinde tutar. Ancak 2006’dan itibaren Kıbrıs nedeniyle açılmayan fasıllar ve 2016 sonrası fiili donma, sürecin teknik değil siyasi nedenlerle tıkandığını açık biçimde ortaya koymuştur. Türkiye dosyasında mesele artık mevzuat uyumu değil, güven üretimidir. Ukrayna için soru “ne kadar hızlı ilerlenebilir?” iken, Türkiye için soru hâlâ “ne kadar güvenilir olunabilir?”dir.

Ekonomik boyut: Entegrasyon ile maliyet arasında

Ekonomik düzlemde tablo yeniden tersine döner. Türkiye, Gümrük Birliği sayesinde Avrupa ekonomisine derin biçimde entegre olmuş durumdadır; otomotivden beyaz eşyaya, tekstilden makineye kadar geniş bir üretim ağı içinde Avrupa’nın fiili parçasıdır. Türkiye’nin üyeliği Avrupa........

© T24