menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ABD’nin son bataklığı: İran

28 0
20.03.2026

Trump zor durumda

İran savaşının üçüncü haftasında işler Trump için zorlaşmaya başladı. Kasım’daki kritik ara seçimler yaklaşırken bu savaşın ABD’nin çıkarlarına hizmet etmediği konusunda iç kamuoyunda güçlü bir kanaat oluşmaya başladı. İsrail’in peşine takılma algısı ve artan petrol fiyatları bu kanaatin oluşmasını körüklüyor. Kamuoyu yoklamalarına göre ABD halkının çoğunluğu bu savaşa karşı.

Trump savaşın gerekçeleri konusunda ne kendini halkını ne uluslararası kamuoyunu ikna edebilmiş durumda. Savaşın hedefinin İran’ın nükleer silah sahibi olmasını önlemek mi, balistik füze kapasitesini yok etmek mi, Orta Doğu’da İran vekil güçlerini ortadan kaldırmak mı, yoksa molla rejimine son vermek mi olduğu konusunda berrak bir tavır sergileyebilmiş değil. Üstelik Trump yönetimi bu hedeflerin gerçekleşmesi halinde, ABD’nin çıkarlarının nasıl korunmuş olacağı konusunda da sarih argümanlar ortaya koyamıyor. Zira İran’ın bugünden yarına nükleer silah sahibi olması mümkün olmadığı gibi elindeki balistik füzelerle ABD’yi vurması da imkan dâhilinde değil.

Buna karşılık Netanyahu’nun kafasında tereddüt yok. İran, İslam devriminin ilk gününden beri İsrail’in varoluşsal düşmanı. Netanyahu on yıllardır molla rejimini ortadan kaldırmak, yerine İsrail’e dost bir rejim geçirmek için ABD nezdinde lobi yapıyordu. Şimdi bu hedef için Trump’ın desteği ile bütün olanaklarını sonuna kadar zorluyor. Bu denklemde ABD, İsrail’in peşine takılmış görüntüsü veriyor.

Trump bir gün öyle, bir gün böyle konuşarak yaşadığı kafa karışıklığını sergilerken, sadece iç kamuoyunda değil, kendi partisi Cumhuriyetçiler ve yakın çevresinde de savaşla ilgili tereddüt ve tepkiler artıyor. Son olarak Terörle Mücadele Ulusal Merkezi Direktörü Joe Kent’in ABD’nin savaşa İsrail’in baskıları sonucu girdiğini, İran’ın ABD’ye yakın bir tehdit oluşturduğu savının gerçek olmadığını ileri sürerek istifa etmesi, “America First” kampındaki çatlakları iyice su üzerine çıkardı. Trump’ın Başkan Yardımcısı JD Vance’le de ters düştüğü, Vance’le savaşın başlamasından bu yana doğru düzgün bir araya gelmediği öne sürülüyor. Kongre’deki Cumhuriyetçiler içinde de savaştan dolayı artan bir rahatsızlık söz konusu. Şu anda az sayıda Cumhuriyetçi Kongre üyesi açıktan Trump’a eleştiri yöneltebilmiş olsa da Cumhuriyetçi kamptaki muhalefetin büyüdüğüne inanılıyor.

Trump, ABD’yi savaşlardan uzak tutacağı, hatta dünyadaki savaşları bitireceği sözü ile seçmenden oy istemişti. Ama yaptıkları söylediklerinin tam tersi oldu. Savaş nedeniyle artan petrol fiyatları (şu anda ham petrol varil fiyatı 113 dolara çıktı), zaten yeni gümrük vergilerinden dolayı yükselen fiyatlar nedeniyle zor durumda olan ortalama Amerikalının canını yakmaya başladı. Trump’ın bu güçlüklere karşı sunduğu reçete halktan sabır istemek ve petrol üretimini artırmak. Oysa ABD ne kadar çok petrol çıkarırsa çıkarsın, Hürmüz Boğaz’ından akaryakıt geçmedikçe, uluslararası sigorta ve navlun ücretleri düşmedikçe, petrol fiyatlarının aşağı inmesi olanaksız.

Trump, Hürmüz Boğazı’nın açık tutulması konusunda başta NATO üyeleri olmak üzere dünya üzerindeki tüm müttefiklerinden destek istedi ama beklediği yanıtı alamadı. Ne İngiltere ve Fransa ne Japonya, Avustralya ve Kore Trump’ın çağrısına olumlu yanıt verdiler. ABD’nin müttefikleri ABD-İsrail ikilisinin başlattıkları haksız ve yasa dışı savaşa bulaşmak istemiyorlar. Önceki savaşlarda, ABD müttefiklerini ikna eder, koalisyon içinde hareket ederdi. Bu kez İran karşısında İsrail’le baş başa kaldı.

Şu anda ufukta savaşın uzamasından, uluslararası istikrarsızlıktan ve global ekonomik güçlüklerden başka bir şey gözükmüyor. Bunlara neden olan Trump bunun bedelini muhtemelen Kasım’daki ABD ara seçimlerinde ağır şekilde ödeyecek. Ama “Basra harap olduktan sonra” Trump’ın topal ördek haline gelmesinin kime ne faydası olabilir? Aralarında bizim de olduğumuz tüm bölge halklarını ve dünya piyasalarını karanlık günler bekliyor.

Savaş Orta Doğu bölgesini daha tehlikeli hale getirdi

Savaş Trump’ın ani bir kararıyla bugün dahi sona erse Orta Doğu halkları uzun yıllar istikrarsızlık ve çatışmaların pençesinden kurtulamayacaklar. Lübnan, Suriye ve Irak zaten yıllardırdır istikrarsızlık ve çatışmaların içinde savrulup duruyorlardı. Lübnan, Hizbullah yüzünden bir kez daha ağır bombardıman altına girdi.

İsrail, Güney Lübnan’da kendine güvenli bir tampon bölge yaratmadan muhtemelen bu ülkeden çıkmayacaktır. İran savaşının yolunu döşeyen Gazze ise başlı başına derin bir kuyu. Hamas, Netanyahu’ya yıllardır hayalini kurduğu fırsatı sundu. İsrail ne Gazze’yi ne de Batı Şeria’yı etnik temizlik yapmadan bırakmak isteyecektir. İsrail’i kanlı hedeflerinden caydıracak bir gücün mevcut olmaması, uluslararası sistemin büyük bir zaafı.

Orta Doğu’daki petrol şeyhlikleri de savaştan kendi ölçülerine göre nasiplerini aldılar. Bu savaş çölde kurulan sunni cennetlerin hayal sattıklarını çok açık şekilde gözler önüne serdi. Savaştan sonra bunların eski ihtişamlarını geri kazanmaları artık mümkün değil. Kuveyt gibi bunların da ekonomik bakımdan küçülmeleri, önemlerini kaybetmeleri söz konusu.

Molla rejimi bu haliyle devam edemez

İran’da mollalar rejimi şu an için kontrolü elde tutuyor gözükse de Batı’yla işbirliğine açık ılımlı bir yönetim iş başına gelmediği sürece birkaç ay sonra durumun değişmesi, ülkede etnik ve siyasî çatışmaların baş göstermesi kimseyi şaşırtmamalı.

Bu satırlar yazıldığında İran’ın fiili yöneticisi Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Larijani ve Devrim Muhafızlarına bağlı Besiç adlı paramiliter örgütün başkanı Gulamrıza Süleymani’nin cenaze törenleri gerçekleştiriliyordu. İsrail onlardan hemen sonra İstihbarat Bakanı İsmail Hatip’i de öldürmüş, İran suikasti teyit etmişti.

Savaşın ilk günü ülkenin yüce lideri Ali Hamaney, Devrim Muhafızları'nın Komutanı, Genelkurmay Başkanı ve Savunma Başkanı ve beraberlerindeki yüksek düzeyli asker ve sivil görevlilerin öldürülmesinden sonra, bu üç suikast rejimin aldığı ikinci büyük darbe oldu. Ali Hamaney’in hayatını kaybettiği saldırıda eşi, oğlu ve yeni yüce lider Müçteba Hamaney’in eşi, Hamaney’in kızı, damadı ve çocuklarıyla diğer bazı aile fertleri hayatlarını kaybettiler. Yeni lider Müçteba’nın da söz konusu saldırıda ağır yaralandığı iddia ediliyor. Müçteba’nın seçildikten sonra halkın önüne hiç çıkmamış olması ve görüntü vermemesi, onun adına televizyondan sadece bir bildiri okunması, hakkındaki ağır yaralanma iddialarını kuvvetlendiriyor.

Rejimin en önemli temsilcilerinin hava saldırılarında kolayca yok edilebilmeleri çok büyük bir zaaf. Ortadan kaldırılan temsilcilerin yerine yeni atamalar yapılıp yerleri doldurulacaktır. Ancak, rejimin aldığı ağır darbelerden sonra yoluna hiçbir şey olmamış gibi devam etmesi artık mümkün değil. Kaldı ki İsrail yeni saldırılarla rejim temsilcilerini ortadan kaldırmaya devam edeceğini açıkladı. Müçteba Hamaney daha önce yaralarından dolayı ölmezse, ilk hedefteki kişi olacaktır.

Hava savunması kalmamış, hava kuvvetleri ve donanması yok edilmiş, önemli altyapı tesisleri darbe almış, ekonomik sorunlarıyla başa çıkamayan bir molla rejiminin umutsuz füze atışlarıyla -ki bunlar da azalmaya başladı- ve Hürmüz Boğazı’ndaki trafiği engelleyerek yapabilecekleri çok kısıtlı. Savaşta uğradıkları kayıplardan dolayı intikam duygularıyla daha da keskinleşen yeni kadroların İran’ı büyük bir Gazze haline getirecek umutsuz bir direniş sergilemeleri elbette mümkün. Ancak İran’da Gazze’den farklı olarak şu anda sessiz duran büyük bir muhalif kitle ve memnuniyetsiz etnik gruplar var. Bunların bir süre sonra mollalara başkaldırma olasılığı hayli yüksek. İran’da mollalar hep yaptıkları gibi baskı ve cinayetle daha ılımlı bir yönetimin önünü tıkamaya çalışırlarsa, İran’ı çok kanlı iç çatışmaların beklediğini tahmin etmek güç değil.

İran savaşı dünyayı da daha tehlikeli hale getirdi

Savaştan dolayı sadece Orta Doğu değil tüm dünya daha tehlikeli hale geldi. Savaşın en tehlikeli etkisi Ukrayna’da hissediliyor. Dikkatlerin İran’a çevrilmesi nedeniyle Rusya’nın üzerindeki uluslararası baskı azaldığı gibi Rusya savaştan ekonomik kazançlar elde etmeye başladı. Trump, Hürmüz’ün bloke edilmesinden dolayı kesilen petrol sevkiyatını dengelemek amacıyla, Avrupa ülkelerinin tüm itirazlarına rağmen Rusya üzerindeki ambargoları gevşetti. Kasaları dolmaya başlayan Rusya bu sayede Ukrayna’nın üzerine daha güçlü şekilde saldırma olanağı bulacak. İran savaşı Ukrayna ve Avrupa üzerindeki Rus baskısının artmasına neden oluyor.

Rus baskısının artmasından başta İngiltere, Fransa, Almanya olmak üzere, NATO müttefikleri hiç memnun değiller. Ama artık Trump’ı Rus tehditi ve Ukrayna’nın sorunları konusunda ikna etmeleri mümkün değil. Trump müttefiklerinden Hürmüz Boğazı’nda yardıma gelmelerini bekliyordu. Bu destek gelmeyince iki taraf arasındaki çatlak daha da büyüdü.

Hürmüz konusunda Trump’a sırt çeviren sadece NATO üyeleri değil. Aynı tavrı ABD’nin Asya-Pasifik bölgesindeki müttefikleri de sergiliyorlar. Avrupa’da Ukrayna sorunu varsa, Pasifik’te de Kore ve Tayvan sorunları var. Kuzey Kore daha birkaç gün önce Güney Kore’de icra edilen bir askerî tatbikatı protesto etmek amacıyla Pasifik yönünde yaklaşık on kadar kısa menzilli füze atışı yaptı. Japonya da en az Güney Kore kadar atılan füzelerden etkilendi. Zira bunlar Japon münhasır ekonomik bölgesinin hemen dışına düştüler. Kuzey Kore bu şekilde sağa sola füze atarken, ABD’nin ortak savunma taahhütlerine aykırı olarak Güney Kore’deki hava savunma sistemlerini Körfez bölgesine aktarması hem Güney Kore’de hem Japonya’da büyük bir rahatsızlık yarattı. Ancak aynı Avrupalılar gibi Hürmüz Boğazı’nda desteğe gelmeyen bu ülkeleri Trump’ın dinleyeceği yok.

İran savaşı ABD için kırılma anı olmaya aday, bu savaş girdiği son bataklık olabilir

Trump yönetiminin önce Grönland, sonra Venezuela, son olarak da İran’da sergilediği kural ve yasa tanımaz tavırlar ABD ile diğer Batılı ülkeler arasındaki ilişkilerde kalıcı izler bırakıyor. Daha önce ABD’nin yanında olmaya özen gösteren veya ikna olmadıkları durumlarda mesafeli ama sessiz kalan müttefikler İran konusunda ABD’yle açık bir ayrışmanın içine girdiler. ABD müttefiklerinin hiçbiri İran’a karşı girişilen yasa dışı saldırının parçası olmak istemiyorlar. Böyle bir şey yapsalar zaten kamuoyları affetmez. Bu, Batı kampının yaşadığı en büyük kırılma. Bu noktadan geriye dönmek artık mümkün değil.

İran, ABD’nin daha önce bulaştığı Kore, Vietnam, Irak, Afganistan savaşlarından çok farklı bir meydan okuma. Muhtemelen tarih İran’ı ABD’nin son bataklığı olarak yazacak. ABD, İran’da ancak bir Pirus zaferi kazanabilir. İran’da gücünü ve itibarını iyice yitiren ABD artık eski ABD olamaz. Ama aynı şekilde ne İran ne Orta Doğu ne dünyanın geri kalanı eski hallerinde devam edebilirler. İran’dan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Eski sahneden çekiliyor. Ama bu bu kaostan ne doğacağını henüz bilmiyoruz.

 

 

 


© T24