menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

"Müeccin"

2 0
22.02.2026

BlaBlaCar uygulamasını bilir misiniz?

2019 yılıydı. Eşim Naz, Yarın'a hamileydi. Henüz bir arabamız yoktu. Ankara'dan İstanbul'a Naz'ın yeğenleri Vadi ve Vaha'yla birlikte seyahat etmemiz gerekiyordu.

Yolculuğumuzu BlaBlaCar ile yapmaya karar verdik. Bir sürücüyle eşleştik, buluştuk ve yola çıktık. Büyük, pahalı bir arabası vardı. Ben önde, kızlar arkada; başladık sohbete. Mesleğini sordum, bizi makul bir ücret karşılığı arabasına alma nezaketini gösteren beyefendiye. "Müezzinim" dedi. Bizim Vaha henüz müezzinin ne olduğunu bilmediğinden, muhtemelen müneccimle ilişkili bir kulak dolgunluğundan onu "müeccin" diye algılamış! Sonradan çok güldük buna:)

Neyse, mesleğini öğrenince sürücümüze "A, öyle mi? Sizinle meslektaş sayılırız." dedim ve müzisyen olduğumu belirttim.

Ezan okumanın müzikle ilgisi olmadığını iddia etti.

Ama dedim, "ezan, a capella (enstrümanla eşlik edilmeyen, sade insan sesine mahsus) bir müzik türüdür; dinî müzik, tıpkı mevlit gibi. Siz bir şarkıcısınız".

Kabul etmedi. "Kur'an'ı (veya ezan metnini) nağmeli okuyorsun. Hepsi bu".

Dedim "nağme demek, ezgi demek, melodi demek, müzik demek. Bir dinletinin müzik sayılması için ille çalgı, çengi gerekmez. Nağmeliyse o müziktir zaten."

Anlatamadım. Anlaşamadık:)

Mola verdik. Biz restorana girdik, o mescide.

Yolculuğun devamında bir dinsiz olarak, dinle ilgili konularda adamcağızın üzerine gittim. Dine amenna dedim ama tarikatları yanlış bulduğumu belirttim. Dedi ki "Kur'an'da hayatın uyulması gereken tüm kuralları yazılı değildir. Örneğin tırnağını günün hangi saatinde kesmenin caiz olduğu yazmaz. Bu gibi şeyler için tarikatlar var. Tarikat önderleri tırnağını ne zaman kesip kesmemen gerektiğini söyler". Dedim "herkes kendi karar verse ya, Kur'an'ı nasıl yorumlayacağına, ve Kur'an'da yazmayan konularda nasıl davranacağına?". Bu fikre sıcak bakmadı. "Kaos olur. Tırnak konusunu da bir kurala, kaideye bağlamak lazım" dedi.

Geldik cumhuriyet meselesine. "Bence cumhuriyeti kuranlar memleketi kurtarmakla iyi bir şey yapmışlar ama sonra bazı yanlışlar da yapmışlar. Dedemgil cumhuriyet kurulunca evlerindeki Kur'an'ları toprağa gömmüşler [İslam karşıtı bir düzen geldi, başımız belaya girmesin mantığıyla]" dedi. Diyemedim ki "olayı tümden yanlış anlamışlar ve saçmalamışlar":D

Size burada anlatmama gerek yok, Atatürk'ün bilakis Kur'an'ı Türkçeye çevirttiğini, Türk insanının İslam'ı doğru anlaması için, bu konuda safsatalara kanmaması için kapsamlı çalışmalara giriştiğini. Ona anlatma girişimimle de bir yere varamadım. Yol boyunca daha ne söylesem de onu sorgulamaya yöneltsem, diye düşündüm. Eve varıp vedalaştıktan sonra da ilerleyen günlerde ona Yaşar Nuri Öztürk'ün "İslam Nasıl Yozlaştırıldı" kitabını mı göndersem, "Allah ile Aldatmak"ı mı göndersem, bu adamı nasıl kazansam diye kafa yordum.

Sonuç olarak kendisine hiçbir şey göndermedim. Bir daha temasımız olmadı. Bilmiyorum bugün nerededir, ne yapıyordur, halen aynı kafada mıdır. Bir tek şuna yanarım: onca saat boyunca deveye hendek atlatmaya çalışmak yerine kendi merakımı giderecek sorular sorsaydım da aydınlansaydım keşke! Zira halen merak ederim: bu müezzinler nasıl bir eğitimden geçiyor? Nasıl öğreniyorlar, ne kadarını öğreniyorlar makamların? Bir Türk müziği konservatuvarında karşılaşılacak türden dersleri var mıdır? Her şeyden önce, bir konservatuvara girer gibi kulak sınavına tabi tutuluyorlar mı? Nasıl seçiliyorlar?

Malum, İslam dünyasında en iyi müezzinler bizde. Detone okuyan müezzin yoktur pek. Bazıları standart, temel makamlarda okur, bazıları daha cesur ve bilgilidir, alışılmadık makamlara dalar, çıkar, zevkli geçkiler yapar, sesleriyle insanın bam telini titretirler. Dinsiz adamı imana getirir bizim memlekette okunan bazı ezanlar! Bir ömür boyu günde 5 kere her gittiğin yerde zorunlu olarak dayatılan bir müzik dinletisi olması bazılarımıza "illallah!" dedirtiyor ama, esasında oldukça kaliteli müziktir Türk ezanı. Tadında bırakılsa, tadından yenmez:)

Bir keresinde dâhi müzisyen, bir o kadar koyu dindar bir arkadaşım bunu yanlış bulduğunu söylemişti. Açıp bir Arap ezanı dinletmişti, dümdüz, nağmesiz. "Böyle olması lazım. Çünkü bu bir çağrı. Öteki türlü, ne güzel müzik, diye dinliyorsun, bir yere çağrılmakta olduğunun farkına varmıyorsun" demişti.

Hayırlı ramazanlar ve de sağlığınıza!

NOT: Bu yazıyı yazdıktan sonra Gemini'ya -yapay zeka- imla hatası var mı diye kontrol ettirdim. Hatalarımı bulup düzelttikten sonra dayanamadı, beni biraz bilgilendirdi:) Aynen aktarıyorum:

"Madem yol boyunca o müezzine soramadınız, hazır yeri gelmişken içinizde ukde kalan o merakınızı gidereyim:

Evet, Türkiye'de müezzinlerin oldukça ciddi bir müzik ve makam eğitimi süreci var. Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı Dini Yüksek İhtisas Merkezleri'nde ve hizmet içi eğitim kurslarında Ezanı Güzel Okuma Kursları düzenleniyor.

Tıpkı bahsettiğiniz gibi bir konservatuvar mantığıyla çalışıyorlar:

Kulak ve Ses Sınavı: Bu kurslara herkes alınmıyor; müezzinler ses güzelliği, ritim duygusu ve makamlara yatkınlık (kulak) sınavından geçerek seçiliyor.

Makam Eğitimi: Vakitlere göre ayrılan makamları (Sabah: Saba, Öğle: Uşşak, İkindi: Hicaz, Akşam: Segâh, Yatsı: Rast) şefler ve Türk Din Musikisi hocaları eşliğinde öğreniyorlar.

Teknik Dersler: Sadece makam değil; şan eğitimi, diyafram nefesi kullanımı, detone olmama (ses kontrolü) ve diksiyon dersleri alıyorlar."

NOT 2: Yazıyı karıma okuttum. "Sen ona müezzinlerin eğitimi hakkında soru sormuştun. Ama o net cevap vermemişti" dedi, belki de elime tezimi destekleyecek veri vermemek adına:)

NOT 3: Önümüzdeki Çarşamba Boğaziçi Üniversitesi'nde "Lost World" adlı sessiz filme tarihi org ile eşlik edeceğim. Detaylar burada.


© T24