menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sanat ve sermaye arasındaki imkânsız aşk

7 0
17.02.2026

Uluslararası Sanat Galerileri Derneği tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen Art Show, 28 galerinin katılımıyla 13-15 Şubat tarihleri arasında gerçekleşti. Hafta sonuna yayılan galeriler buluşmasında sergilerin yanı sıra İmkânsız Aşk başlıklı söyleşi serisi yer aldı. Hou Hanru, İnci Eviner ve Osman Erden gibi küratör, sanatçı ve akademisyenlerin katıldığı oturumlarda; kültürel popülizmden örgütlenme deneyimlerine, Körfez bölgesinin yeni bir merkez olarak yükselişinden Türkiye’deki sanat eleştirisinin durumuna kadar pek çok kritik konu masaya yatırıldı. Ancak, tartışılan bu meseleler ile mekânın atmosferi arasındaki doku uyuşmazlığı, etkinlik boyunca hissedilen bir tezat yarattı.

Lüks otomobiller arasında sanat: Showroom mu, sanat galerisi mi?

Artshow’un bu yılki mekânı, otomotiv sektörüne ait bir şirketin showroomuydu. Giriş katında, son model lüks otomobillerin sağlı sollu sıralandığı koridordan geçerken neoliberal dünyanın estetik anlayışı için bile bu karşılamanın oldukça sert olduğunu düşündüm.

Eserlerin bu kez doğrudan bir otomobil showroomunda sergilenmesi, sanatın sermayeyle kurduğu mekansal ortaklığı yeni bir boyuta taşırken sanki aralarındaki bağımlı ilişkinin deklerasyonu gibiydi. Bu ilişki fuarlar aracılığıyla bir süredir kanıksatılmaya çalışılsa da artık görüyoruz ki sanat ve sermaye arasındaki hayali çizgi silinmiş ve bu ortaklık bir mülkiyet tesciline dönüşmüş.

Galeriler elbette sanat eserini bir yatırım aracı olarak görürler, ancak sanatçı için üretimi hiçbir zaman sadece ticari bir meta değildir.

Bir yatırım aracı olarak görülen eser ise piyasa manipülasyonlarına açıktır. Piyasa beklentisinin öncelik oluşturabileceği bu yakınlaşmalar sanatçının kendi iç pusulasını kaybetmesine yol açabilir.

Art Show, daha isminden başlayarak bu gerilimin merkezinde duruyor. Pop-Art ile sanat alanına daha derinden nüfuz eden show kavramı, doğası gereği gösteri dünyasına aittir ve sanatla yan yana gelişi her zaman gerilimli olmuştur. Sanat eseri artık bir deneyim alanı değil, showroom’daki lüks otomobiller gibi statü simgesi olarak kodlanır. Fakat eserlerin lüks bir tüketim nesnesine indirgenmesini sanatçı kabul edemez.

Mekânın alt katında lüks otomobillerden uzaklaşan eserler bir nebze daha şanslıydılar. Ancak mekânın niteliğiyle örtüşmeyen giriş kattaki eserler kaçınılmaz bir yabancılaşma yarattı. Daha önce kişisel ve karma sergilerden tanıdığım bazı eserler bu bağlam kaybı nedeniyle aurasını yitirerek etkisizleşti.

Söyleşiler sırasında bir hengâme

Organizasyondaki diğer bir sorun ise Sevim Sancaktar, Kübra Aycan Gelekçi ve Emre Erbirer’in konuşmacı olarak katıldığı söyleşi sırasında yaşandı.

Sanat ortamındaki yapısal sorunlar ve dayanışma deneyimleri üzerine yapılan konuşmalar esnasında salondan yükselen bir uğultu dikkatimizi seslerin yükseldiği tarafa yöneltti. Ülkenin önde gelen koleksiyonerlerinden birinin etrafında kümelenmiş bir grup; kahkahalar, selfieler, espriler...

Ön sırada oturmama rağmen konuşmacıları duymamızı engelleyen bu gürültüye görevliler müdahale etmedi. O sırada koleksiyoner, dinleyicilerin arasındaki bir sanatçıya seslenerek yanına çağırdı. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi sanatçı neredeyse koşar adımlarla giderek koleksiyonerin elini öpmek için uzandı. Şaşkınlıktan donakaldığım bu manzara sanki Türkiye sanat ortamına bir ayna tutuyordu.

İlk gün gerçekleşen Agah Uğur ve İnci Eviner’in katıldığı 'Video Öldü, Yaşasın Video' söyleşisi, aslında sanatın ontolojik bir krizini masaya yatırdı. 90’larda Türkiye’de politik ve radikal bir ifade biçimi olarak yükselen video, sahiplik ve çoğaltılabilirlik paradoksu, teknolojik eskime, fiziksel alan ihtiyacı nedeniyle günümüzün hızlı tüketim odaklı koleksiyoner profili için bir yük teşkil ederken bugün pazarın talep ettiği dokunulabilir ve sergilenebilir meta formuna yenik düşmüş görünüyor.

Agah Uğur ve İnci Eviner’in katıldığı 'Video Öldü, Yaşasın Video' söyleşisi

Art Show, sergiler ve tartışmalarla önemli bir platform olma iddiasında. Ancak sanatın, sermayeyle iç içe ve hiyerarşik ilişkisi, "İmkânsız Aşk" başlığını ironik bir şekilde haklı çıkarıyor. Sanatın özgürlüğü ile sermayenin gösterişli dünyası arasındaki aşk, gerçekten imkânsız mı?


© T24