menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nerden geldik buraya: Batı’da sanat bitti mi?

4 0
03.03.2026

Geçtiğimiz cuma günü, Vasıf Kortun’un yeni çıkan kitabını almak ve kitap üzerine yapacağı konuşmayı dinlemek üzere Salt Beyoğlu’nun yolunu tuttum. Salon kalabalıktı. İlginin nedeni yalnızca yeni çıkan bir kitap değildi. Türkiye’de güncel sanatın son otuz yılına tanıklık etmiş bir ismin bu süreci nasıl okuyacağı merak konusuydu.   

Vasıf Kortun adını sanat camiasında bilmeyen yoktur ama tanımayan için onun bir küratör, yazar ve eğitmen olduğunu söyleyebiliriz. İstanbul Bienali’nin yanı sıra Venedik, São Paulo gibi önemli uluslararası bienallerde küratörlük yapan Kortun, Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi ve Salt gibi arşiv ve araştırma odaklı kurumların oluşumu ve şekillenmesinde etkili oldu. Dijital hafızanın oluşturulmasında öncü bir vizyon sergiledi. Kortun, hem Türkiye hem de dünya sanat literatüründe, bağımsız küratörlük ve kurumların rolünü sorgulayan yaklaşımıyla önemli isimlerden biridir.

Sezin Romi ile gerçekleştirdiği nehir söyleşiden oluşan "Nerden Geldik Buraya: Vasıf Kortun’u Okumak" adlı kitap, 1977’den günümüze Kortun’un hayatının sanatla kesiştiği zaman dilimlerini bir araya getiriyor. Salt ve Robinson Crusoe 389 iş birliğiyle yayımlanan kitap, Kortun’un kişisel anlatısından çok Türkiye sanat alanının son kırk yılına dair bir hafıza kaydı niteliğinde.

Kortun’a imzalaması için kitabı uzattığımda, "kimse imza istemesin" demeye hazırlanıyormuş. Bu nedenle biraz gönülsüz imzaladı. O sırada bir de söyleşi sözü aldım. Kitabını okuduktan sonra yapacağımız söyleşiye sakladığım için konuşma sonrası ateşlenen tartışmaları soru sormadan dinlemekle yetindim.

Söyleşinin odağı: Fonlar

Konuşma sırasında Kortun’un özellikle üzerinde durduğu konu 1990’lardan itibaren Türkiye sanat alanındaki finans kaynaklarıydı. Bu kaynakların nereden geldiği, hangi uluslararası ve yerel dinamiklerle devreye girdiği, koşulları ve nasıl kesintiye uğradıkları üzerine ayrıntılı bir çerçeve çizdi. Avrupa merkezli kültür fonlarının 2010’lu yıllara gelindiğinde hem küresel politik atmosferdeki değişim hem de Türkiye’deki siyasal dönüşümle nasıl daralmaya başladığını uzun uzun anlattı.

Açıkçası beklediğim konuşma bu yönde olmadığı için bu konuları dinlemekten sıkılmaya başlamıştım ki fonlar kurumadan önce kaynakların kullanım biçimleri nedeniyle bir özeleştiride bulundu. Sadece sergileme ve sanatçıların projelerinde kullanılmasından ötürü kendisini de içine katarak sanat profesyonellerinin aslında birer "neoliberal birey" olduklarını söyledi.

Konuşmanın en dikkat çekici ve benim de anlamakta zorlandığım noktası, kesilen fonlardan sonra yeni kaynak adresi olarak "Körfez" ülkelerini işaret etmesiydi.

“Batı’da sanat bitti” mi?

Sanatın devlet ve sermaye arasına sıkıştığı, sanatçı bağımsızlığının nerdeyse yok olduğu günümüzde “sponsorların kendi parametrelerine göre destek verdiklerini” hâlâ az da olsa devam eden “fon ve hibelerin kesilme korkusunun” ise sansürden önce projeleri etkilediğini belirttikten sonra sunduğu perspektif, sanatın bağımsızlaşması yönünde bir çıkış yolu arayanlar için hayal kırıklığıyla karışık şaşkınlık yarattı.

Türkiye sanat camiasının yönünü artık Batı’ya değil Körfez’e çevirmesi gerektiğini söyleyen Kortun’un konuşmasında tartışılacak bir başka sözü daha vardı: “Batı’da sanat bitti.” Tabii tüm bunları kendi deyimiyle konuların “altını havalandırmak” üzere ortaya attığını tahmin ediyorum.

Ancak dinleyicilerden gelen sorulardan, sanat camiasının, içinde bulunduğu sıkışıklıktan bir çıkış yolu aradığı anlaşılıyordu. Kortun’a göre çözüm; ulus ötesi ittifaklardaydı ama elinde hazır bir reçete yoktu.

Zamanın yıkıcılığı karşısında sanat ekolojisinin —Kortun bu noktada ekosistem yerine ekoloji kavramını tercih ediyor— nasıl bir duruş sergileyeceği gibi hayati meseleler, sadece “konuların altını havalandırmakla” sınırlı kaldı; derinlemesine bir tartışmaya dönüşemedi.

Kitap söyleşisi olarak başlayan ama Türkiye’de sanat ekolojisinin yapısal sorunlarının ortaya döküldüğü etkinliğin çıktısı; forumlarla daha çok bir araya gelinmesi gerektiğiydi. Son zamanlarda bu tür buluşmalarda daha sık duyduğum örgütlenme, koşullu bir önerme olarak, kısık sesle dile getiriliyor. Gençlerin, örgütlenmenin korkulacak bir şey olmadığı üzerine kendilerini ikna etme çabalarından anlaşılıyor ki bu konuda hala çekinceleri var. Oysa Kortun’un kitabında söylediği gibi “Yaşadığımız zamanın zulmü çok ağır.

 

 

 


© T24