Çıplaklığın çanı Venedik’te çaldı: Kutsallığın eşiğinde bir gösteri mi, direniş mi?

61. Uluslararası Venedik Bienali’nde en çok konuşulan ve tartışma yaratan işlerin başında koreograf ve performans sanatçısı Florentina Holzinger’in Avusturya Pavyonu için hazırladığı SEAWORLD VENICE geliyordu.

Bienalin açılış günü olan 9 Mayıs’ta, Holzinger ve performansçıları, Avusturya Pavyonu’nun önünde sırayla her saat başı tırmandıkları kilise çanından baş aşağı sallanarak kendilerini çan tokmağına dönüştürdüler.

Avusturya pavyonundaki sergiyi gezebilmek için yaklaşık üç saat boyunca arkadaşlarımla kuyrukta beklerken, pavyonun girişinde saat başı tekrarlanan performansı üç kez izleme şansımız oldu. Beden gücünün sınırlarını zorlayarak çan tokmağının yerine geçen bir kadın performansçının ritmik hareketlerle çan çalması hepimizin üzerinde bir şok etkisi bıraktı.

Çıplak olarak gerçekleştirilen bu provokatif performansın sosyal medyada viral olması saatler sürmedi. Ancak pavyonun önündeki uzun kuyruklar ve dijital mecralardaki hızlı yayılma birçok sanat izleyicisinde bir şüphe uyandırdı: Bu iş, sanatsal derinliğini yitirmiş bir gösteri miydi? 

Holzinger'in işinde aktivist bir gösterinin öne çıktığı ve bu nedenle sanatsal ifadenin geri çekildiğine dair eleştirilere katılmıyorum. Çıplaklık erotik bir çağrışım taşımıyor, performansın yarattığı şok izleyiciyi işin içine çekmek için kullanılan ilk katman gibi görünüyordu.

Dünyanın büyük bir kısmının vaktini dijital ağlarda geçirdiği bir çağda sanatın bu mecrayı bir yayılım ve aktivizm alanı olarak kullanması kaçınılmaz. Nitekim Banksy gibi sanatçıların sokaktaki işleri ancak bu yolla küresel bir etki yaratıyor. Holzinger, tam da bu geçirgenlikten besleniyor. Sanat ve aktivizm arasındaki sınırları eriterek dijital çağın hızını sanatsal bir araca dönüştürüyor.

Holzinger’in performans ve yerleştirmesi, ilk bakışta sadece ataerkil ve dini otoriteye karşı radikal bir başkaldırı olarak okunabilir. Performansın ilk şokunu birlikte yaşadığım arkadaşlarımla ortaklaştığımız nokta da buydu. Sonradan okuduğum proje metninde de açık şekilde ifade ediliyordu:

“Kutsalın bir simgesi, zamanın geçişinin bir işareti, bir toplanma çağrısı ve bir uyarı. Çan tokmağının yerini alan bir kadın performansçının ritmik ve bedensel ısrarı, ataerkil tarihin ve dini otoritenin tükenmiş yapılarını her saat başı çalarak yankılandırıyor.”

Uzun bekleyişin ardından girebildiğimiz sergi alanında gördük ki Holzinger’in projesi sadece kadın bedeni üzerindeki........

© T24