“Avukat görüşüne sınırlandırma” yetkisine Danıştay onay vermedi: AYM’den sonra Danıştay’dan da iptal
Adalet Bakanı Akın Gürlek, bakanlık koltuğuna oturduktan sonra çıktığı ilk televizyon programında, baroların tepki açıklaması yapmasına da neden olan kritik ifadeler kullandı.
Gürlek, İBB davası sürerken, özellikle de tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun notları miting meydanlarında okunup, sosyal medyada paylaşılırken yaptığı bu açıklamada, yeni düzenleme sinyali verdi.
Tutuklu isimlerin sosyal medyadan açıklamalarının yayılmaya devam etmesi ve mitinglerde mektuplarının okunmasının yanlış olduğunu belirten Gürlek, "Tutuklularda yasal mevzuat boşluğu var. Avukatlar cezaevlerine saat sabah sekizde gelip gece çıkıyorlar. Mevzuatta bir eksiklik var. Tutukluların avukatlarla görüşmesi ve not vermesi konusunda eksiklik var" ifadelerini kullandı. Gürlek, bu konu hakkında yasal düzenleme yapılması için talimat verdiğini de açıkladı.
Türkiye Barolar Birliği, barolar ve diğer meslek örgütlerinin tepkisine yol açan bu açıklamadan sonra bir düzenleme hazırlanıp hazırlanmadığı konusunda yeni bir bilgi kamuoyuna yansımış değil. Ancak tahminler, bu hazırlığın yapıldığı yönünde.
* * *
Bakanlığın nasıl bir hazırlık yaptığı belirsiz ancak tam da bekleyişin sürdüğü bu günlerde Danıştay’dan, üstelik Danıştay’ın en üst karar organı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’ndan kritik bir karar çıktı.
Söz konusu dava, Cumhurbaşkanı tarafından 2020’de çıkartılan, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik hükümlerinin iptali istemiyle, Çağdaş Hukukçular Derneği tarafından açılmıştı.
Yönetmelik önemliydi zira OHAL döneminde kararname ile gerçekleştirilen kimi uygulamaların sürekli hale getirilmesi amacını taşıyordu.
Ancak yönetmeliğin kendisi de eleştiriliyordu zira yönetmelikteki bazı hükümlerle ilgili daha önce kanun çıkartılmış ve Anayasa Mahkemesi, eleştirilen kanun hükmünü iptal etmişti. Yönetmelik ise buna rağmen çıkartılmıştı.
* * *
Danıştay 10. Daire, geçtiğimiz yıl, bu yönetmeliğin iptali istemiyle açılan davayı değerlendirdi ve çok kritik şu ifadeyi iptal etti:
"…görüşmeler teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilebilir, hükümlü ile avukatın yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevli görüşmede hazır bulundurulabilir, hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara el konulabilir…”
* * *
Aslında bu iptal kararı olağandı. Zira ortada bir AYM kararı da vardı ve yönetmelik buna rağmen çıkartılmıştı.
Ancak Adalet Bakanlığı, bu tabloya rağmen kararı temyiz etti ve dava Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na geldi.
Kurul, geçtiğimiz günlerde davayı sonlandırdı.
Sonuç değişmedi. Danıştay 10. Daire’nin kararı yerinde bulundu ve söz konusu yönetmelik hükmünün iptali kesinleşmiş oldu.
* * *
Peki Anayasa Mahkemesi, 2019 tarihli kararında ne demişti?
AYM’deki dava, OHAL dönemindeki bazı düzenlemelerin kanunlaştırılması üzerine CHP tarafından açılmıştı.
AYM, şu düzenlemenin iptaline karar verdi. 2019’da iptal edilen düzenlemenin, sonradan çıkartılan, Danıştay’ın iptal ettiği yönetmelik hükmü ile aynı olduğu da görülüyor.
“...görüşmeler teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilebilir, hükümlü ile avukatın yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevli görüşmede hazır bulundurulabilir, hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara el konulabilir...”
* * *
AYM’nin bu konudaki gerekçeli kararı da çarpıcı:
Müdafi yardımından etkili bir şekilde yararlanmanın ilk koşulu ise müdafi ile yapılan görüşmelerin belli bir gizlilik içinde gerçekleştirilmesidir. Şüpheli veya sanığın müdafi ile özgür bir şekilde bilgi alışverişinde bulunması için mahremiyet büyük önem taşımaktadır. Şüpheli veya sanığın müdafi ile yapacağı görüşmelerde mahremiyet olmaması müdafiden alacağı hizmetin faydasını en alt düzeye indirecektir. Bu nedenle meşru amaçlarla avukatla görüşme hakkına kısıtlama getirilirken bu kısıtlamayla savunma hakkı arasındaki denge gözetilmeli, kısıtlama hiçbir şekilde savunma hakkının etkili bir şekilde kullanılmasına engel olmamalıdır. Meşru bir amaçla kısıtlama yapılsa dahi soruşturma ve kovuşturması devam eden kişilere savunma hakkının etkin bir şekilde kullanımı bakımından yeterli güvencelerin tanınması gerekir… …sınırlamanın meşru bir nedene dayalı olması yeterli olmayıp hakkın özüne dokunmaması ve ölçülü de olması gerekir. Belli koşullara bağlı da olsa şüpheli veya sanık ile avukatın görüşmesinin kaydedilmesi, görüşmede görevlinin hazır bulundurulması ile bilgi ve belgelere el konulması şeklindeki kısıtlamalar doğrudan avukat ve müvekkil arasındaki mahremiyeti ortadan kaldıracak niteliktedir. Belirtilen durumlarda şüpheli veya sanığın avukatı ile mahrem bilgileri paylaşması, bilgi alışverişinde bulunması mümkün olmadığından avukatla görüşme hakkının bu şekilde sınırlanması özellikle savunma makamının özel olarak desteklenmesinin gerektiği hâllerde etkili bir savunma yapılabilmesi imkânını önemli ölçüde azaltabilir. Ayrıca kuralda avukat-müvekkil görüşmesinin gizliliği ortadan kaldırılırken şüpheli veya sanığın etkili bir hukuki yardım alabilmesi ve savunma hakkını etkili bir şekilde kullanması yönünde gerekli olan güvencelerin de öngörülmediği anlaşılmaktadır. Müdafi yardımından yararlanma dolayısıyla savunma ve adil yargılanma hakkının hukuk devletindeki önemi dikkate alındığında kuralla getirilen sınırlamanın kişiye yüklediği külfetin aşırı ve orantısız olduğu, böylelikle şüpheli ve sanığın müdafii ile görüşmesinin kaydedilmesi, izlenmesi veya bilgi ve belgelere el konulmasının müdafi yardımından yararlanma hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirdiği sonucuna ulaşılmıştır.AYM’nin aynı kararında, belli koşullar ve belli suçlar yönünden gün ve saat sınırlandırılması yapılmasını anayasaya aykırı bulmadığını, böyle bir düzenlemenin zaten yürürlükte olduğunu da anımsatalım.
Ve bir de AYM ile Danıştay kararlarının İnfaz Kanunu uyarınca tutukluları da kapsadığını vurgulamak gerekir. Zira İnfaz Kanunu’nun 116. Maddesinde, hükümlülerle ilgili yükümlülüklerin tutuklulara da uygulanacağı belirtiliyor. Ayrıca AYM kararında, hükümlü olup başka suçtan yargılananlarla ilgili düzenlemeye atıf yapılıyor. Yani hakkındaki dava soruşturma sürenlerle ilgili yorum yapılıyor.
* * *
Danıştay’ın son kararı, böyle bir kritik süreçte geldi.
Adalet Bakanlığı, 2019 tarihli AYM kararına, Danıştay’ın en üst karar organının güncel, yeni kararına rağmen görüşmelere yönelik bir kısıtlama getirecek mi göreceğiz.
Bakanlık ve iktidar, son atamalarla yapısı iyice değişen, 15 üyesinden 14’ü Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından atanan Anayasa Mahkemesi’nin konuyu yeniden değerlendirmesi gerektiğini düşünerek, eski kararı yok sayıp bir kanun yapabilir mi, mümkün elbette!
Ancak bir hukuk devletinde, konuyla ilgili yüksek yargı organları anayasa ve kanunlar ışığında bu değerlendirmeleri yapmışsa, inatla benzer düzenlemeleri yaparak farklı sonuç beklenmesi değil, kararlara uygun hareket edilmesi beklenir.
