Sosyal medya için TBMM'de Çocuk Hakları Komisyonu Raporu onaylandı ama bu rapor ne kadar işe yarar?

Diğer

06 Şubat 2026

TBMM'de, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Derya Yanık başkanlığında toplandı ve Çocuk Hakları Alt Komisyonu’nun hazırladığı, sosyal medyanın 15 yaş altındakilere yasaklanması ve 18 yaş altındakilere ise internetin belli saatlerde sınırlandırılmasını da içeren "Dijital Mecralarda Çocuklarımızı Bekleyen Tehdit ve Riskler" raporu kabul edildi.

Çocuk Hakları Alt Komisyonu'nun hazırladığı rapor şu başlıklardan oluştu:

21.yüzyılın küresel iletişimi, sosyal medya platformları üzerinden yürüyor. İletişimi rahatlatması çok güzel ama eski Çin felsefesinin (Ying Yang) dediği gibi, her iyinin içinde kötü de vardır. Ama bazılarının ileri sürdüğü gibi, kötülükler sadece dijital ortamlardan gelmez. Benzer kötülükler, fiziksel ortamlarda da mevcut. Dijitalin farkı daha geniş yayılma olanağı olması. Bunun dışında, fiziksel ortamlarda nasıl önlemler alıyorsak, dijital ortamlarda önlemler almak şarttır.

Şimdilerde siyasetçiler, toplumun da yoğun şikayetleri nedeniyle, Türkiye’de çocukların çevrim içi risklerden korunmasını ve sosyal medya erişimine yaş sınırı getirmeyi tartışıyor. Kabul edilen raporun bu konudaki bir yasanın ilk adımı olduğu düşünülüyor.

Tabii ki bu sadece Türkiye'de konuşulmuyor. Avustralya 10 aralık 2025'de bir düzenlemeyi devreye aldı bile (aşağıda bu düzenlemenin içini anlatacağız). ABD'de bazı tartışmalar sürüyor. Fransa'da tartışmalar var. İngiltere ise bu konuda en erken davranandı. Gerçi başka nedenle (doğrudan pornoya girişi engellemek amaçlı olarak) "yaş kontrolünü" konuştular ama sonra hızlıca vazgeçtiler.

Yaş kontrolünün sakıncalarını bizzat İngiliz Gizli Servisinin (NCSC) raporu gösteriyor. Aşağıda NCSC’nin ileri sürdüğü siber tehlikeleri anlatacağız ama bizim ülkemiz açısından esas sıkıntı, 15 yaş kontrolü derken, tüm kullanıcıların kontrol altına alınmasıdır. Yani, 15 yaş altını tespit için, sizin, onun, öbürünün, TC Kimlik no ile (e-devlet) giriş yapması gerekecek. Böylece internete --ifade özgürlüğü açısından-- takma isimle girmek sona erecek ve hatta zaman içinde e-devlete konulacak bir kontrolle, istediklerinin internete girmesi, istemediklerinin internetten yasaklanması söz konusu olabilecek.

Bu soru haklı bir sorudur ama bunun çözümü e-devletle giriş olsaydı, başta İngiltere olmak üzere diğer ülkeler bunu çoktan yapmış olurlardı. Anlayacağınız çözümü zor bir sorun. Temelinde önce aile, sonra eğitim kurumları ve tabii ki devletin yapacakları var ama bu “yasaklayarak” ya da "zor kullanılarak" çözülebilecek bir sorun değil. Çocuklar bunu aşar gider.

Şimdi İngiliz Gizli Servisinin (NCSC) öngördüğü tehditlere, Avustralya düzenlemesine ve sonra ABD'deki önemli bir gelişmeye değinelim. Sonra da çözümün nerede olduğuna bakalım.

İngiltere, pornografik sitelere erişim için yaş doğrulamasını zorunlu kılan bir düzenlemeyi 2019’da yürürlüğe sokmayı planladı (Digital Economy Act 2017 – Part 3). Öngörülen orjinal modele göre, kullanıcı siteye girmeden önce yaşını kanıtlayacaktı. BBFC (British Board of Film Classification) tarafından denetlenecek olan sistemin amacı çocukları zararlı içerikten korumak olarak verilmişti.

Ama sonra "yönetilemez risk" gerekçesi ile vazgeçildi. Çünkü İngiliz Ulusal Siber Güvenlik Merkezi (NCSC), taslak daha yürürlüğe girmeden çok sert uyarılar yaptı. Bu uyarıları şöyle sıralayalım;

İngiliz gizli servisi NCSC, e-Devlet gibi zaten kritik bir altyapının, sosyal medya platformlarıyla, üçüncü parti servislerle, sürekli doğrulama talepleriyle dışa açılmasının, geri dönüşü olmayan bir saldırı yüzeyi yaratacağı uyarısı yaptı. Bu, “hacklenirse bakarız” denebilecek bir risk değildir. Bir kez sızdığında veriler geri alınamaz. Türkiye’deki e-Devlet’in verileri sızıp duruyor zaten. Sonucunu da dolandırılan vatandaşların sayısının artması ile görüyoruz.

Yaş doğrulama, e-Devlet verileriyle eşleştirildiğinde sosyal medya, bankacılık, kamu hizmetleri verileri sızabilir. Eğer bu eşleşme sızarsa, saldırganlar, doğrulanmış” kimliklerle, sadece sosyal medyada değil, finansal ve idari sistemlerde de işlem yapabilir. Bu, klasik bir single point of failure senaryosudur. Tek bir açık, tüm sistemi çökertir.

Yüz Tanıma, bugün havaalanlarında filan kullanılıyor ama yüksek riskli alanlarda güvenilir olmadığı düşünülüyor. Satıcı firmaların yüksek yüzdeler iddia etmelerine karşın, yüzde 100 doğru sonuç vermiyor. ABD'de Polis kullanıma geçti ve sonra bırakmak zorunda kaldı çünkü bir kaç "yanlış tutuklama" olayı meydana........

© T24