Deniz Yıldızı öyküsü |
Yıllar önce engelli hakları ile ilgili hiçbir yasal düzenlemeden dahi söz edemediğimiz zamanlarda, bir öyküyü ilke edinerek yola koyulmuştuk. Biliyorsunuzdur o öyküyü:
Deniz Yıldızı öyküsü.
Bir adam okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu kişinin, sahile vurmuş denizyıldızlarını denize attığını fark eder. “Niçin bu denizyıldızlarını denize atıyorsunuz?” diye sorar. Topladıklarını hızla denize atmaya devam eden kişi, “Birazdan güneş doğacak ve sular biraz daha çekilecek. Onları denize atmazsam ölecekler,” der. Adam bu defa, “İyi ama burada binlerce denizyıldızı var. Hepsini atmanıza imkân yok. Sizin bunları atmanız neyi değiştirecek ki?” der. Yerden bir denizyıldızı daha alıp denize atan kişi ise, “Bak, onun için çok şey değişti,” karşılığını verir.
Evimden, bilgisayar başında Kas Hastalıkları Derneği için gönüllü çalıştığım yıllar 2012 yıllarıydı. Bilgisayara ilgim olmadığı halde daha yapıcı olmak için eğitim aldım. Sosyal medyaya ilgim olmadığı halde çalışmalara destek olmak amacıyla sosyal medya hesapları açtım. Outlook programını kullanma eğitimi aldım. Öyle ki bir süre sonra gönüllü destekçilere eğitim verir konumda buldum kendimi. Neredeyse İstanbul merkezde çalışanlarla aynı anda mesaiye başlıyordum. Onlar evlerine dönüyorlardı ama benim mesaim bitmiyordu. Sabahlara kadar çalışıyordum.
Hasta Gönüllü Ağı adında bir ağ kuruldu; hasta aileleri, hastalar ve gönüllüleri kapsayan bir ağ idi. Türkiye çapında dayanışmayı, projeler yapmayı ve desteklemeyi hedefleyen bu ağın yönetimini ben üstlendim. Rehberlik için yardım çağrılarını ben karşılıyordum. Krizlerin yönetimine HASGAP Hasta Gönüllü Ağı ekibi ile birlikte karar veriyorduk. Projelerin, etkinliklerin altyapısında ve basın duyurularında HASGAP ekibi çalışıyordu.
İşte o süreçte Muş’tan bir kas hastası gençle yazışmaya başladık. Çok zeki olmasına bütün çabasına rağmen eğitimini tamamlayamamış, liseden okulu terk etmiş ve artık umudu kalmamış bir gençti. Evden çıkamıyordu çünkü evinin yolunu dağdan kopan devasa kayalar kapatmıştı. O kayaların temizlenmesi çok zordu.
Ara ara sohbet ediyorduk o genç arkadaşla. Benim de çok istediğim şeydi üniversite eğitimimi tamamlayıp bağımsız bir birey olmak. Olmamıştı. Ona, “O kayaları temizlersek, destek verirsek devam etmek ister misin?” diye sordum. İnanmadı. “Nasıl olacak ki?” dedi. “Sen karar ver, deneriz,” dedim. “Bir düşüneyim,” dedi. Bir süre sonra döndü: “Abla, mümkünse yapalım,” dedi.
Biraz araştırdım, bulunduğu ilçenin belediye başkanının telefonunu buldum. Aradım, telefon iki kez çaldıktan sonra açıldı. Açan gerçekten belediye başkanıydı. Durumu özetledim. “Taziyedeyim, seni arayacağım,” dedi. Bir gün sonra gerçekten aradı. Ayrıntılı dinledi: “Sorunu çözerim, eğitim materyali desteği de veririm,” dedi. İletişim bilgilerini aldı ve “Merak etme,” dedi.
Gitti, arkadaşımızı yerinde ziyaret etti. Kendi belediyesinde o kayaları temizleyecek iş makineleri olmadığı halde başka bir yerden temin ettiği iş makineleri ile kayaları temizledi, yolu açtı. Elini arkadaşımızın üstünden hiç çekmedi. Sonra öğrendim ki başkan emekli öğretmenmiş.
Arkadaşımız yarım bıraktığı eğitimini tamamladı ve üniversite sınavına girdi. Sınavı kazandı. Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar Yazılım bölümünü kazandı. “Şimdi ne olacak?” dedi. “Yola devam,” dedik. İstanbul’a geldi. Üniversite yetkilileri ile bağlantı kurduk. Arkadaşımızın erişilebilirlik ile ilgili bütün sorunlarını çözdüler, sağ olsunlar. Okul bitti ve şu an iyi bir zeminde çalışarak kendine bir hayat kurdu o genç adam.
Dokunabildiğimiz denizyıldızlarından sadece bir tanesi bu arkadaşımızdı. Bu olay, 2012 yıllarında yaşadığımız olaylardan sadece bir tanesidir.
2015 yıllarında yine sabahlara kadar çalıştığım dönemlerde, bazı geceler benimle sabahlayan dünyanın en duyarlı insanlarından biri daha vardı. Ondan kısaca söz etmek çok zor; çünkü onu anlatacak sözcük bulmak benim için kolay değil. Kendisinin affına sığınarak aşağıda paylaşacağım konuya girmeden önce onu kısaca anlatmadan........