Dikkat dağınıklığından estetik bir oyun alanına: Pamir Kargın 'Lütfen Dikkat' sergisini anlattı
Diğer
T24 Haftalık Yazarı
12 Şubat 2026
Sanatçı Pamir Kargın
Sanatçı Pamir Kargın, dikkat dağınıklığını bir engel olmaktan çıkarıp yaratıcı bir yakıta dönüştürdüğü Lütfen Dikkat isimli kişisel sergisini Studio Karaköy’de izleyiciyle buluşturuyor. Sergi; dairesel formların, simetriyi bozan "muzip" hatların ve çocuksu bir oyun alanının izini sürerken, izleyiciyi modern insanın odaklanma problemine estetik bir perspektiften bakmaya davet ediyor.
New York ve Berlin’den sonra pratiğini İstanbul’a taşıyan Pamir Kargın; Bristol’daki karantina günlerinde temelleri atılan dairesel formlarını, özel efekt makyajından soyut sanata uzanan üretim yolculuğunu, kontrol arzusu ile dağınıklık arasındaki o ince çizgiyi ve 15 Şubat’a kadar sürecek olan Lütfen Dikkat sergisini T24’e anlattı.
TIKLAYIN | Pamir Kargın’ın 'Lütfen Dikkat' sergisi kapılarını açıyor
- İlk olarak biraz seni tanıyalım istiyorum. Pamir Kargın kimdir, bize biraz kendinde bahseder misin?
Ben her şeyden önce bir sanat izleyicisiyim aslında; bütün her şeyin başı da böyle oldu. Sadece şekilleri, renkleri ve biraz da oyunları seven biriydim hep. Üniversite eğitiminden sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) yüksek lisans yapmaya başladım ve bu esnada aslında biraz daha "özel efekt makyaj" dediğimiz alana doğru yöneldim. Nedir bu? Sahne makyajı, stüdyo makyajı, yaşlandırma makyajı, balerinlere yapılan makyajlar gibi... Medya çalışmaları üzerinde yüksek lisans yapıyordum; oldukça düşünsel, analitik bir eğitimdi ama ben bu süreç devam ederken her zaman bir sanat izleyicisi olmaya devam ettim ve yavaş yavaş kendim de yüzlerle başlayarak bu yaratıcı sürecime başladım.
- Peki, şu anda biz Studio Karaköy’de, Lütfen Dikkat sergisindeyiz. Bu serginin fikri nasıl ortaya çıktı?
2021’in başlarıydı, pandemi zamanıydı. İngiltere, Bristol’a bir seyahatim olmuştu. Orada beni çok sakinleştiren bir süreç geçirdim. Zaten Covid oldum, orada kaldım; 1,5 ay geçirdim derken sadece "durduğumu" fark ettim. Çünkü bir şeyin geçmesini bekliyorsunuz; iyileşmeyi bekliyorsunuz, uçağa binebilmeyi bekliyorsunuz... Ama Bristol, özellikle Londra’ya kıyasla çok radikal bir sanat anlayışına sahip.
Orada bolca sanatçının stüdyosunu gezme fırsatım oldu. Tabii benim durma anlayışım, fark ettiyseniz yine gezmeyi ve sanatçılarla iletişimi kapsıyor. Sanıyorum ilk orada tekrar bir yuvarlaklara dönüş, dairesel formlar, "Bir şey bekliyorum, başa dönüyoruz sürekli" gibi fikirler ortaya çıkmaya başladı. Sanırım döndükten sonra da zaten bu sergide de gördüğünüz ünlem işaretini yapmıştım; bu serinin ilk işidir. Oradaki odağım ve Türkiye’deki bir türlü toplanamayan dikkatim, orada mecburen durdurulmuş olduğum için dairelere ve yuvarlaklara başlayışımla ilk adımı atmama sebep oldu diyebilirim.
- Bu dikkat dağınıklığını bir engel değil de bir üretim motoruna çevirmek nasıl oldu?
Bu dikkat meselesi çocukluğumdan beri kategorik olarak hep karşıma çıkan, hatta üzerime bir engel olarak atılan bir şeydi. "Hareketli bir çocuksun", "odaksızsın", "maymun iştahlısın", "hafif dağınıksın" vesaire... Bunları çocukken sanırım duyuyoruz ve sonra "biz mi böyle oluyoruz yoksa zaten böyleydik de bunlar mı bize atfediliyor" diye düşünüyoruz.
Ben o yüzden sanat üretimine başladığımda sanki bu odaksızlığı hep bir engel olarak gördüm. "Sen bundan sıkılırsın", "bir insan kaç tane yuvarlak çizebilir", "kaç katmanı sıkılmadan üst üste yapabilir" diye düşünerek; hep daha sıkı, katı kuralları olan, rutinlere uyan, düzgün görünen bir sanatçı olmaya çalıştığım yıllardı. Sonra bu, serinin içinde aşamalı olarak gelişti; serinin öncesinde planladığım bir şey değildi. Harika yuvarlaklar çizmeye çalışırken biraz kontrolsüz davranmaya başladığımı fark ettim. Zaten kronolojik olarak gezersek de tam bu şekilde olduğunu göreceksiniz. Biraz artık çizgilerin simetrisi bozuluyor, düşmeler başlıyor. Yuvarlaklar yan yana 20 kez gidiyorsa 21’incide artık "Ben sıkıldım" diyor ve kendini tuvalden atmaya çalışıyor. Özellikle sonlara doğru çokça dağıldım ve sanırım en çok içime sinen kısımlar da bunlar oldu. Çünkü artık bu durum bir yakıta dönüşmüştü.
- Bir de bu dairesel formları "muzip unsurlar" olarak tanımlıyorsun. Bu formlar izleyiciyi odakta mı tutuyor yoksa onların da dikkatini dağıtarak zihinlerini serbest mi bırakıyor?
Ben onlara "eşlikçiler" ya da "muzip arkadaşlar" diyorum. Bir kontrol etme arzusu var; elimize fırçayı, boyayı alıyoruz, güzel bir şey yapacağız. Benim için yuvarlaktır, sizin için karedir, bir başkası için koşan bir attır... Ama izleyici geldi, eserin karşısına geçti; o da burada değil mi? Bir sergiye geldi, bir işe bakıyor ama orada duramayan bir şey var. Yani sabit olması gereken bir yüzey var ama kıpırdamak istiyor. İçinde bir şeyler onların istediği düzende gitmiyor. İki resim harika bir simetrideyse, teknik özellikler kusursuzca yapıldıysa, üçüncü iş mutlaka işleri bozuyor. Muziplik de burada devreye........
