Trump’ın baskısı altında Meksika: Kartel liderini devirmek neyi değiştirecek?

Meksika güvenlik güçlerinin ülkenin en çok aranan kartel lideri “El Mencho” lakaplı Nemesio Oseguera Cervantes’i öldürmesi, Trump’ın Latin Amerika üzerinde giderek artan baskılarının bir sonucu olarak görülmeli.

Uyuşturucu baronu El Mencho, sadece Meksika’da değil ABD’de de en çok arananlar listesindeydi. Trump, iktidara geldiği ilk dönemden itibaren Meksika hükümetini “uyuşturucuya karşı savaşta” gerekli adımları atmamakla ve kartellere karşı pasif kalmakla suçluyordu. Trump’a göre ülkesinde uyuşturucunun, bilhassa da “yoksulların uyuşturucusu” olarak bilinen ucuz sentetik uyuşturucuların giderek artmasının tek sorumlusu Latin Amerikalı çetelerdi. Dolayısıyla narko-teröristlere karşı ABD ile iş birliği yapmayanlar bunun sonuçlarını ödeyeceklerdi.  

Monroe Doktrini’ne işaret eden Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin yayımlandığı Kasım 2025’ten itibaren, Washington’ın Meksika’ya ve bölge geneline yönelik baskıları iyice arttı. Venezuela müdahalesinin ardından Trump, sırada Meksika, Küba ve Kolombiya’nın olduğunu söylemişti. Bugün yaşananlar da tam olarak bunun göstergesi. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun ABD özel güvenlik güçleri tarafından kaçırıldığı 3 Ocak 2026 tarihinin ne kadar önemli bir dönem noktası olduğu giderek daha iyi anlaşılıyor.

Sheinbaum’un Trump ile sınavı  

Haziran 2024 seçimlerinde oyların yaklaşık yüzde 60’ını alarak tarihi bir zafer kazanan ve Ekim 2024’te göreve başlayan Claudia Sheinbaum’un iktidarı, tam da Trump’ın ABD’de yeniden güç kazandığı bir döneme denk geldi.

Sheinbaum, Morena Partisi’nin kurucusu ve eski Devlet Başkanı Andrés Manuel López Obrador’un (AMLO) en sıkı takipçilerinden. AMLO’nun başlattığı “dördüncü dönüşüm” (4T) sürecini sahiplenen Sheinbaum, temel olarak sosyal adalet ve yoksullukla mücadele üzerine kurulu sol bir politik mücadele hattı izliyor.

Fakat bir yandan organize suç örgütlerinin yarattığı güvenlik krizi, diğer yandan dış politikada ABD’nin meydan okuması, Sheinbaum’u sınırlayan en temel meseleler olmaya devam ediyor.

Trump’ın gerek göçmen karşıtı sert söylemleri ve sınır duvarı projeleri gerekse de bir tehdit unsuru olarak sürekli gündeme getirdiği gümrük tarifeleri, Sheinbaum hükümetinin dış politikasını en başından beri zora sokuyor. 

ABD ile Meksika arasındaki ekonomik ilişkilerin tarihsel olarak birbirine ne kadar sıkı sıkıya bağlı ve iç içe geçmiş olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Trump’a meydan okumanın Sheinbaum açısından kolay bir mesele olmadığı daha iyi anlaşılabilir.

Yine de Sheinbaum’un yeri geldiğinde Trump’ın meydan okuyan tavrına aynı şekilde karşılık verebildiğini de söyleyebiliriz. Örneğin, Trump, Meksika Körfezi’nin adını “Amerika Körfezi” olarak değiştireceğini, yeni ismin “güzel bir tınısı” olduğunu söylediğinde Sheinbaum, Trump’a “Neden Kuzey Amerika’ya Meksika Amerika’sı demiyoruz? Kulağa hoş geliyor, değil mi?” şeklinde mizahi bir yanıt vermişti.

Özetle, Sheinbaum’un bugüne kadar ABD’ye yönelik politikasında benimsediği temel ilke şu şekildeydi: “İş birliği evet, teslimiyet asla!”

Trump’ın Latin Amerika’ya yönelik müdahaleci retoriğine karşılık olarak Sheinbaum her zaman çok zor bir........

© T24