Latin Amerika’da direnişin sloganı bir kez daha: “Yankee, go home!”
Diğer
11 Ocak 2026
ABD özel güçlerinin, tüm dünyanın gözü önünde, bir devlet başkanını kaçırması, akıllara öncelikle şu soruyu getiriyor: bundan sonra ne olacak, sırada kim var?
Bu sorunun yanıtı, sadece ABD’nin yaptıkları ve yapabilecekleri ile ilişkili değil. ABD’ye karşı geliştirilen direniş mekanizmalarının kapasitesi de önümüzdeki sürecin dinamiklerini belirleyen bir unsur olacak. O halde Latin Amerika’dan gelen tepkilere ve olası direniş araçlarına biraz daha yakından bakalım.
Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kaçırılmasının ardından uluslararası kamuoyundan gelen ilk tepkiler genellikle uluslararası hukukun temel ilkelerine, özellikle de BM Şartı’nda yer alan güç kullanma yasağına ve toprak bütünlüğüne saygıya işaret eder nitelikteydi. Bu tepkilerin arasında öne çıkanlardan biri de Latin Amerika’daki beş ülke ve İspanya’nın yaptığı ortak açıklamaydı.
Brezilya, Şili, Kolombiya, Meksika ve Uruguay liderleriyle birlikte İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, ABD müdahalesine karşı ortak pozisyon alan bir açıklama yayımladılar. Açıklamada “Bu eylemler barış ve bölgesel güvenlik açısından tehlikeli bir emsal oluşturmakta ve sivil nüfus için risk teşkil etmektedir,” ifadesi kullanıldı ve Venezuela’daki durumun, dış müdahale olmaksızın, diyalog yoluyla ve Venezuelalıların iradesine uygun biçimde, uluslararası hukuka bağlı kalınarak çözülmesi gerektiği vurgulandı.
Ortak açıklamada aynı zamanda “Venezuela’nın doğal ve stratejik kaynaklarının, idari ya da hükümet araçlarıyla kontrol edilmesine veya dışarıdan sahiplenilmesine yönelik her türlü girişimden endişe duyuyoruz” ifadelerine de yer verildi.
Latin Amerika solunun en popüler isimlerinden biri olan Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva, Maduro’nun yakalanması üzerine sert bir kişisel açıklama da yaptı:
“Venezuela topraklarının bombalanması ve devlet başkanının yakalanması kabul edilemez bir çizgiyi aşmaktadır. Bu eylemler, Venezuela’nın egemenliğine yönelik ağır bir hakaret niteliği taşımakta ve aynı zamanda tüm uluslararası toplum için son derece tehlikeli bir başka emsal oluşturmaktadır. Uluslararası hukukun açık ihlali pahasına ülkelere saldırmak, çok taraflılığın yerini en güçlünün hukukunun aldığı, şiddet, kaos ve istikrarsızlıkla dolu bir dünyaya giden ilk adımdır.”
Latin Amerika’nın en önemli bölgesel güçlerinden Meksika’nın Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum da benzer şekilde sert bir tepki gösterdi:
“Diğer ülkelerin iç işlerine müdahaleyi kategorik olarak reddediyoruz. Latin Amerika’nın tarihi açıktır ve nettir: müdahale hiçbir zaman demokrasi getirmemiş, refah ya da kalıcı istikrar üretmemiştir. Yalnızca halklar kendi geleceklerini inşa edebilir, ilerleyecekleri yolu belirleyebilir, doğal kaynakları üzerinde egemenliklerini kullanabilir ve yönetim biçimlerini özgürce tanımlayabilirler.”
ABD’ye yönelik en sert suçlamalar ise Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro’dan geldi. “Dünya tarihinde bunun gibi bir şey yapılmadı: ne Hitler ne Franco ne Salazar ne de Netanyahu bunu yaptı” diyen Petro, BM Güvenlik Konseyi’ni derhal toplantıya çağırdı.
Diğer yandan Şili Cumhurbaşkanı Gabriel Boric’in de net bir şekilde tavrını koyması önemliydi. Zira Boric, Latin Amerikalı solcu liderler arasında Maduro ile arasına en çok mesafe koyandı. “Siyasal solun bir üyesi olarak size söylüyorum: Nicolás Maduro’nun yönetimi bir diktatörlüktür” diyen Boric, Maduro’nun solcu olduğunu kabul etmiyor ve onu bir diktatör olarak tanımlıyordu.
Ne var ki Maduro’nun yakalanmasının ardından Boric, dayanışmacı bir tavır sergileyerek ABD müdahalesini amasız fakatsız kınadı ve “Bugün Venezuela, uyuşturucu-terörizm bahanesi ve kaynakları kontrol etme niyetiyle hedef alınıyor. Yarın ise başka bir ülke, başka bir bahane ile hedef olabilir” diyerek uyarıda bulundu.
Bu tepkiler kuşkusuz Latin Amerika solu açısından hayati bir dayanışma anına işaret ediyor. Venezuela’nın geçici Devlet Başkanı Delcy Rodríguez’in Brezilya ve Kolombiya liderleriyle görüşmesi ve bu liderlerle ikili ilişkileri geliştirme kararı alması da önemli bir gelişme. Fakat sürdürülebilir ve kurumsallaşmış bir ortak direnç geliştirmek için bundan çok daha fazlasına ihtiyaç var. ABD’ye karşı tek sesli, uzun vadeli bir sol blok oluşturmak için güçlü kurumsal mekanizmalar lazım.........
