Bu zamanda hekimlik

Ya bugünlerde yaşadıklarımız o günkü Rusya’da olup bitenlerin analoğu ya da dahi yazar Dostoyevski, tüm zamanlar boyunca olup bitenleri hatta olacakları yazmış.

Yine, yeniden, şimdiki ruh hâlimle Nietzsche’nin “hakikati kanla haykırıyor” dediği “Yeraltından Notları”nı okuyorum.

Şöyle başlıyor;
“Ben, hasta bir adamım... İçi öfkeyle dolu, çekilmez bir adamım ben. Sanırım, karaciğerimden de rahatsızım. Doğrusu, hastalığımın ne olduğunu, hatta neremin ağrıdığını bile bilmiyorum. Tıbba, doktorlara saygı duyduğum hâlde tedavi olmak için hiçbir şey yapmadım.
Dahası, boş inançlara bağlı olan biriyim; hem de tıbba saygı duyacak kadar.
(Çok iyi bir öğrenim gördüm; bunlara inanmamam gerekir ama inanıyorum işte.)”

Sancılı zorba zamanları, varoluş sancılarını anlatan kahramanın hekimlere dair söyledikleri böyle…

Zaten hekimler kadim varoluş yolculuğumuzun kâh kahramanı kâh günahkârı olmuşlardır.

Aslında bu ülkede, önce ülkenin bağımsızlık savaşında, sonra da kuruluşunun harcında eli olan hekimler ile insanların arası uzunca bir süre epeyce iyiydi.

Savaştan, kıtlıktan çıkmış ülkede sayıları yüzlerle ifade edilecek kadar az sayıda hekim sonsuz bir özveriyle salgınlarla mücadele etmiş, halkı sağlığına kavuşturmuştu.

Hekimlik vakur ve onurlu bir meslek, tıp güvenilir bir disiplindi.

Ne var ki küresel neoliberal kapitalist girdaba atılan ülke yoksullaşıp, yoksunlaşmakla kalmadı, insanları bir de sağlıkta ticarileşme denilen bir girdabın ortasında bıraktı.

O zamanlar benim de yönetiminde olduğum Ankara Tabip Odası (ATO) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) olarak bir “Dünya Bankası Projesi” ile hızlandırılan, dönüşüm tarifeli bu sürece itirazımızı epeyce gürültülü seslendirmiş ama bir türlü sesimizi duyuramamıştık.

Sağduyusuna güvendiğim insanlar, gazeteciler, siyasiler dahi itirazlarımızı fazlasıyla ideolojik ve abartılı buluyor, daimî muhaliflikle ilişkili deyip geçiştiriyor, tek tük beliren özel hastanelerde kendilerine tanınan imtiyazlarla teskin oluyorlardı.

Ne yazık ki o günlerden başlayarak kamusal olandan son hız uzaklaşan, piyasalaşan sağlık artık yalnızca parayla, statüyle ilişkili bir imtiyaz.

TTB yönetiminde, son seçimdeki ittifak oluşumunu da sayarsak, 1990’lardan itibaren somut bir hekim hareketi olarak kendisini tanımlayan “Etkin Demokratik TTB; EDTTB” grubu var.

Bu grup ile temsil edilen TTB, çok katmanlı bir krizin başlangıcı olan “Sağlıkta Dönüşüm” olarak tariflenen bu süreçte, bu dönüşümün hem hekimlik hem tıp hem halkın sağlığı bileşenlerinde yol açacağı toplumsal krizi, bilgi birikimi ve dayanağı olan değerlerle tercüme etmeye çalıştı.

Ancak pandemik zamandaki ve benzer tüm kriz zamanlarında olduğu gibi bilenin gücü, hileli bir bileğin gücüyle büküldü ve olacakları önlemeye yetmedi.

Pandemi neoliberal kapitalizmin yerküreyi ne denli hastalandırdığına ilişkindi, bir sonuçtu.

Hekimlerin balkonlarda alkışlatılması kısa sürede bir meslek hastalığı olan kovid nedeniyle ölen hekimlerin hızla unutuluşu ve yalnız bırakılmasına evrildi.

Sistem hekimleri önce ihmal ederek sonra şiddeti azdırarak sonra değersizleştirerek öldürüyordu.

Şimdi gelinen noktada halk ile hekimin arası da çok açıldı.

Sürekli arızalı, havada kalan bir uçağın........

© T24