Aziz Köklü’den Erdal Ünsal’a ve savaşın makroiktisadı

İki hafta önce Mülkiye’de koridor komşum olan İlber Ortaylı hocanın vefatını yazdım. Şimdi de yine Mülkiye’de başka bir koridor komşum olan Erdal Ünsal hocanın vefatını yazacağım. Mevsim dönüşlerinde sağlık riskleri yükselir derler. Sanırım öyle.

Buradan, ABD-İsrail saldırılarının yarattığı iktisadi ortama ve iktisat politikası sorularına geçeceğim. Önemli soru şu; savaş ortamında oluşan arz şokları karşısında Türkiye’de alınan politika kararlarını nasıl değerlendirelim?

Özellikle, Merkez Bankamızın (TCMB) TL’den dövize geçişi karşılamak üzere yaptığı altın ve döviz rezervi satışları uygun mudur? Önce başka önlemlerin alınması gerekir miydi?

Aziz Köklü’den Erdal Ünsal’a

Erdal hocayı geçen hafta sonu kaybettik. Mülkiye’ye girişimiz aynı yıl olmuştu. İlber hoca gibi, kendisiyle de Mülkiye’nin ana binasının en üst katında 14 yıl kadar aynı koridoru paylaştık.

Erdal hoca daha doktorasını bile tamamlamadan beklenmedik bir şekilde Mülkiye’de giriş makroiktisadı dersi vermek zorunda kalmıştı. Bu verdiği ilk ders oluyordu ve tam bir hazırlık bile yapamamıştı.

Olay şöyle gelişmişti; birinci sınıf makroiktisat dersini Mülkiye’nin ünlü iktisat hocalarından Aziz Köklü hoca veriyordu. Aziz hoca bu dersi verirken, 1978 Şubat sonunda sınıfta/salonda kalp krizi geçirmiş, öğrencilerin önünde yığılıp kalmıştı.

Salonun o zamanki adı Büyük Amfi idi. Aziz hocanın kalp krizi geçirdiği ve vefat ettiği Büyük Amfi’de bulunan öğrencilerden birisi de Refik Tabakçı idi. Refik Tabakçı, Aziz hocanın ölümü karşısında tüm öğrencilerin şok geçirdiğini anlattı.

Bu olaydan sonra makroiktisat dersine kısa bir süre ara verildi ve Büyük Amfinin adı Prof. Aziz Köklü Salonu olarak değiştirildi. Aziz hocanın yerine Orhan Türkay hoca, İktisat Teorisi Kürsüsü Başkanı oldu.

Orhan hoca, Erdal Ünsal ve Lale Davut’u bu kürsüyü devam ettirecek kişiler olarak görüyordu. Aziz Hocanın ölümünden sonra makroiktisada giriş dersini Erdal hoca’nın vermesini uygun bulmuştu.

Erdal hoca, ders vermek için kullandığı makroiktisat ders kitaplarından mutlu değildi. Kendi ders notlarını hazırlamaya başladı. Makroiktisat derslerini sonraki yıllarda da verdi ve kendi notlarını genişletti.

Ders notları hazırlama süreci kendisini ders kitabı yazmaya yöneltti; zaten bunu baştan kafasına koymuştu. Böyece ilk ders kitabı “Makroiktisat” yayımlandı. Bu süreçte yorulmuştu ama çok da mutlu olmuştu. Daha sonraki yıllarda kendisini ders kitabı yazmaya verdi.

Erdal, sabah erkence Mülkiye’ye gelir ve kitabını yazmaya girişirdi. Kapısı açıksa "kolay gelsin" derdim, masası kaynak olarak kullandığı değişik ders kitapları ile dolu olurdu. İlerleyen zamanda “Mikroiktisat” kitabı da yazdı.

Yetinmedi, “İktisadi Büyüme” ve “Uluslararası İktisat” kitapları da yazdı. İktisat ders kitapları konusunda önemli bir boşluk doldurdu.

Erdal ile emekli olduktan sonra görüşemedik. Çünkü, eski öğrencimiz olan eşi İnci Hanımın görevi nedeniyle İstanbul’a taşınmışlardı. Erdal hocayı kaybetmenin büyük üzüntüsünü yaşıyorum. Mekanı cennet olsun, başımız sağolsun.

ABD-İsrail’in İran’a saldırıları, savaşta makroiktisat ortamı ve politikalar

Önce bir anketin sonuçlarına değineyim. Bu ankette kişilere “ABD-İsrail ile İran’ın savaşında ülkenizin hangi tarafı desteklemesini istersiniz” sorusu soruluyor. Anket Türkiye’de de uygulanıyor.

AB kaynaklı bu anketin sonuçları The Europe Update başlığı altında 30 Mart tarihinde Telegram’da yayımlandı. Anket sonuçlarına göre Türklerin;

-Yüzde 68’i Türkiye’nin bu savaşta tarafsız kalmasını,

-Yüzde 22’si Türkiye’nin İran’ı desteklemesini,

-Yüzde 2’si Türkiye’nin ABD-İsrail’i desteklemesini istiyor.

Türkiye’de hükümet bu konuda vatandaşların bu istek ve tercihlerine göre davranıyor mu? Emin değilim. Hükümet tarafsız görünmeye çaba gösterse de, İran’a göre ABD’ye daha yakın ve destekler görünüyor.

ABD-İsrail’in İran’ı 2025 Haziran ortasında ve 2026 Şubat sonundan bu yana bombalaması, İran’ın bu saldırılara karşılık vermesi dünyada önemli şoklar yarattı. En önemli şok, petrol ve türevlerinin arzının sınırlanması idi.

Bu dışsal arz şoku elbette makroekonomik ortamı olumsuz etkiliyor. Öncelikle de ekonominin dış kesim değişkenleri yoluyla tüm ekonomi etkileniyor. Başta petrol ve plastik gibi petrol türevlerinin ithalat fiyatları, ulaşım ve ulaştırma fiyatları yükseliyor.

27 Şubat 2026’dan bu yana Brent petrol varil fiyatları şöyle gelişti;

-27 Şubat 2026: 71,59 dolar

-27 Mart 2026: 104,26 dolar

-31 Mart 2026: 104,74 dolar

Ulaşım ve ulaştırma yoluyla turizm ve dış seyahatlar etkilenen bir başka alan. Bunlar, birlikte, cari dengeyi olumsuz etkileyecek. Türkiye’nin cari dengesi zaten giderek bozulmakta idi;

-Ocak 2025, son 12 ay: -14,56 milyar dolar

-Ocak 2026, son 12 ay: -32,88 milyar dolar

-Ocak 2026, son 3 ay: -18,31 milyar dolar

Biliyoruz ki, eğer barış sağlanamazsa petrol ve türevlerinin fiyatları ve ulaşım ve ulaştırma fiyatları da hızla artacak. Neden?

Çünkü Hürmüz boğazından taşınan petrolün örneğin Asya’nın doğusuna ve Avrupaya ulaşması yaklaşık 4 hatta 5 hafta sürüyor. Bu süre geçti, geçiyor ve bu bölgelerde petrol arzı bundan sonra sınırlanacak ve fiyatlar daha da artacak.

Bu durumda yalnızca bu maddelerin fiyat artışları nedeniyle Türkiye gibi petrol ithalatına bağımlı ülkelerin cari açıkları daha da büyüyecek. Cari açık, ihracatın giderek zorlaşması nedeniyle de artış gösterecek.

Tüm bunları dikkate alınca, Türkiye’nin enflasyon, döviz kuru ve cari açık gibi risklerinin yükseldiği anlaşılıyor. Nitekim, Türkiye’nin kredi risk primi (CDS: Credit Default Swap) Şubat sonunda savaş başladığından bu yana yükseldi.

Türkiye’nin 5 yıllık risk primi şöyle:

-27 Şubat 2026. 232,10

-27 Mart 2026: 296,03

-31 Mart 2026: 307,80

Yukarıda belirttiğim fiyat artışları genel enflasyonu yükseltiyor, yükseltecek. Ayrıca, enflasyon beklentilerini de yükseltiyor. Bunu hem anketlerden, hem de yükselmekte olan faizlerden görüyoruz.

Tablo 1 - 10 Yıllık Tahvillerin Getiri Oranları, %

Kaynak: Investing.com

Tablo 1’de son bir aydaki 10 yıllık tahvillerin getiri oranlarını görüyoruz. Tablodan faizlerin kısa sürede hızla yükseldiğini izliyoruz. Faizlerdeki artışlar enflasyon beklentilerinin ve risklerin de arttığını gösterirken, merkez bankalarının da politika faizinde artış yapacağının beklendiğine işaret ediyor.

Tabloda son günlerde faiz artışının durduğunu, hatta bir ölçüde gerilediğini görüyoruz. Bunun nedeni, ABD Başkanı Trump’ın körfezdeki savaşa ilişkin olumlu mesajlarıdır. Trump, savaşın kısa sürede biteceğini söylüyor. Ne kadar güvenilir bilmiyoruz.

Şimdi, bu gelişmeler karşısında Türkiye’de ekonomi yönetimi, özellikle TCMB ne yapıyor? TL’den dövize yönelişe, daha doğrusu TL’den kaçışa karşı yabancı varlık rezervlerini satıyor. Bu varlıklar içinde altın, yabancı tahviller, nakit döviz var.

Tablo 2’de TCMB’nin son haftalardaki altın ve döviz rezervleri yer alıyor. Görüldüğü gibi, bir ölçüde fiyat düşüşünden kaynaklansa da, altın rezervinde son haftalarda önemli azalış var. Önemli azalış döviz rezervinde de var.

İktisatta genel kabuldür; eğer yerli paradan kaçış varsa, Merkez Bankası belli bir politika sırası izler. Önce faizi yükseltir, sonra döviz kurunda bir ölçüde uyarlamaya izin verir, daha sonra makro-ihtiyati önlemler alır. Tüm bunlar etkili olmadıyasa en sonunda da rezervlerinden satabilir.

Tablo 2 TCMB Altın ve Döviz Rezervleri, Milyar dolar

Kaynak: TCMB. (*) Son Satır tahmindir. (Toplam için kaynak QNB Ekonomi Bülteni)

TCMB ise bu genel kabulün dışına çıkıp rezerv satışı yapmış görünüyor. Bu uygulama, eğer Körfezdeki savaş kısa sürerse uygun olabilir. Ancak uzun sürerse oldukça risklidir.

Çünkü en sona saklanan en güçlü silah ilk başta kullanılmış oluyor. Aklımıza takılıyor; örneğin faiz politikası neden kullanılmamıştır? Birileri izin vermemiş midir?

Dileriz körfezdeki savaş kısa sürede biter ve TCMB’nin aldığı bu risk ortadan kalkar.


© T24