Sahi nedir şu Bilderberg Toplantıları?

Size bugün “meşhur” Bilderberg Toplantıları’ndan biraz bahsedeyim istiyorum. Hep önümüze çıkıyor ama aslında hakkında çok da fazla şey bilmiyoruz.

Yani bir kısmını zaruretten bilemiyoruz çünkü bilmemiz istenmiyor. Her şey büyük bir gizlilik içinde gerçekleşiyor. Bu toplantılarda ne konuşuluyor, kim ne söylüyor… Asla dışarı sızması istenmiyor.

Bir kısmını da meselenin sadece “komplo teorisi” kısmına takılıp kaldığımızdan bilmiyoruz. Medya dünyamız bazı ortada olan bilgiler sanki ortada değilmiş gibi haber yapmayı seviyor.

Mesela bu yılın katılımcıları hemen her medya organında “2026 toplantısının katılımcı listesi sızdı” diye haber oldu. Haber siteleri de birbirinden kopyala/yapıştır yöntemiyle haber yaptığı için “Çok gizli Bilderberg Listesi sızdı” haberleri aldı başını gitti.

Oysa sızan bir şey yok ortada. Adamlar bir zamandan beri katılımcı listesini kendi web sitelerinde yayınlıyorlar. BilderbergMeetings.Org adresinde hem o yılın hem de birkaç yıl öncesine ait toplantısının katılımcı listesi ve konu başlıkları mevcut. Bu yılın katılımcılarını merak eden şuradan bakabiliyor.

Bu yılki toplantıya geliriz. Önce neymiş bu Bilderberg, ona bakalım. Ve tabii biraz da komplo teorilerine kulak kabartalım. Öyle topyekûn yabana atılacak iddialar değil hepsi.

Bilderberg Toplantıları ilk kez 1954’te gerçekleştiriliyor. Fikir babası 2. Dünya Savaşı’nda işgal altındaki Polonya’dan sürgüne gitmek zorunda kalan Jozef Retinger adında bir politikacı. Retinger’in bu toplantıları planlarken derdi özetle şu: “Aman Kuzey Amerika’yla Batı Avrupa arasındaki iletişimde bir daha kopukluk olmasın. Nazizm gibi manyakça fikirler hortlamasın. Her yıl toplanalım, özellikle ABD’yle Batı Avrupa’nın iletişimini sansürsüz konuşarak/tartışarak devam ettirelim.”

Tabii bu Bilderbergçilerin “resmi” anlatısı. Altını çizmek isterim.

Retinger gidiyor derdini Hollanda Prensi Bernhard’a anlatıyor. O da eski Belçika Başbakanı Paul van Zeeland’a “Hakikaten yapsak mı böyle bir şey” diyor. Oradan iş Unilever’in başında bulunan Paul Rijkens’e sıçrıyor… Derken, Amerikan tarafıyla iletişime geçiyorlar. Tabii o tarafta hemen CIA “damlıyor” meselenin içine. O zamanki CIA Direktörü Walter Bedell Smith, sonra ondan dönemin Amerikan Başkanı Eisenhower’ın danışmanı Charles Jackson filan derken… Kimden para buluruz, nerede nasıl toplanırız gibi meseleleri de hallediyorlar. Ve nihayet 1954’te Hollanda’nın Oosterberk köyündeki Bilderberg Oteli’nde toplanıyorlar.

İşte toplantının adı da oluyor size Bilderberg Toplantıları. 1976’ya kadar bu organizasyonun başında bizzat Prens Bernhard yer alıyor. O yıl prensin jet uçak üreticisi Lockheed’den rüşvet yediği anlaşılınca tarihinde ilk ve son kez Bilderberg Toplantısı yapılamıyor, prens de tabii organizasyondan “şutlanıyor.”

Ta 2000’lere kadar Bilderberg Toplantıları’nın üzerinde büyük bir gizlilik var. Katılanlar bilinmesin isteniyor. Konular saklanıyor. Efendime söyleyeyim, toplantının yapılacağı yer açığa çıkmasın diye her şey yapılıyor. Vesaire… Fakat tabii her şey bu kadar gizli olunca bu işe kafayı takan gazeteciler ortaya çıkıyor.

Hele bir tanesi var. Koca bir kariyerini Bilderberg Toplantıları’nın peşinde geçiriyor: Jim Tucker. Tucker’ın Bilderberg’in içinden de bir kaynağı var. 1980’lerden 2000’lerin başlarına kadar her toplantının yerini, katılımcısını, konuşma başlıklarını ifşa etmeye başlıyor. (Hepsini de “Jim Tucker’ın Bilderberg Günlüğü” isimli kitapta topluyor.) O kadar baskı oluyor ki, Bilderbergçiler bazı bilgileri kamuya açmaya karar veriyor. Mesela katılımcılar. Mesela konu başlıkları ve toplantının nerede yapılacağı. Ama o kadar. İçerikler hala gizli.

Peki katılımcılar kimler ve nasıl katılınıyor bu toplantılara? Önce ikinci soruyu cevaplayayım: Siz katılmıyorsunuz, sizi çağırıyorlar. Kim çağırıyor? Bir “Steering Committee” var. Yani “İdare Heyeti” diyelim. Yönetici gibi değil de, “işleri” halledenlerin komitesi…

Bu komite belirliyor kimlerin çağırılacağını. Artık bu komite üzerinde de gizlilik yok. Yukarıda bahsettiğim sitede komitenin üyelerini ve başkanını görmek mümkün. Şu anda Türkiye’den tek bir isim var komitede: FİBA Grup’tan Murat Özyeğin.

Bu arada Türkiye’de şimdiye kadar üç Bilderberg Toplantısı yapılmış. İlginç. 1959’da İstanbul Yeşilköy’de. 1975’te İzmir Çeşme’de. Ve 2007’de yine İstanbul Ritz Carlton’da. Özellikle 2007’dekini hiç duymamama şaşırdım biraz. Demek gizlilik devam ediyordu yahut benim aklım başka yerdeydi!

Toplantılar 4 gün sürüyor. İlk üç günde dörder oturum düzenleniyor. İkisi öğleden önce, ikisi öğleden sonra. Son gün tek bir oturum var. Oturumlar 90 dakika sürüyor ve belirli bir konu başlığı oluyor.

Konuşmacılar istediği gibi konuşmakta özgür. Katılımcılar arasında gazeteciler de oluyor tabii ama konuşulanların haberini yapmak filan yasak. Dinleyici yahut konuşmacı olarak orada oluyorsun. Yani “Bilderberg’te konuşulan Bilderberg’te kalır” diye özetlenebilecek ve aslında “Chatham House Kuralı” olarak literatüre geçen kural geçerli.

Bilderberg’in sitesinden bu tercihin özgür ve sansürsüz bir konuşma ortamı sağlamak amacıyla yapıldığı, konuşmacıların başka isimlerden alıntı yapmadan kendi fikirlerini pekâlâ dışarıda da ifade edebilecekleri açıklanıyor.

Gelelim kimlerin davet edildiğine… Bir kere her şeyden önce ekonominin en tepe isimleri orada. Bu isimler zamanın ruhuna göre değişiyor. Kapitalin akış yönü davetli profilini de dönüştürüyor. Ford’lar, Murdoch’larla başlayan ekonomi tiranları listesi günümüze yaklaştıkça önce Jeff Bezos’lara, Peter Thiel’lere daha sonra ise yapay zekâ şirketlerinin başındaki 40 yaş altı isimlere dönüşüyor. Zamanın ruhu dediğim tam olarak bu.

Peki komplo teorileri nedir, diye soracak olursanız tahmin etmek güç değil. Bu insanların bu toplantılarda dünyaya şekil verdiği söyleniyor özetle. En büyük teori aslında ortada bir “dünya devleti” kurma hazırlığı olduğu şeklinde özetlenebilecek iddia. Bizler koyun, onlar çoban… Bütün dünyayı tek bir devlet aygıtıyla yönetecekler. Hatta aslında “de facto” yönetiyorlar da, iddia sahiplerine göre.

“Nerede savaş olacak,” “Pandemi ne zaman başlatılacak ve ne zaman bitirilecek,” “Hangi ülkeler bölünecek,” “Ortadoğu’da kartlar nasıl dağıtılacak”… Tüm bunlara bu toplantılarda karar veriliyor.

Bana soracak olursanız, (ben genelde yorum yapmak yerine bilgi vermeyi tercih ediyorum biliyorsunuz ama burada fikrimi söylemek isterim müsaadenizle…) bu kadarı fazla. Yani dünyayı Bilderberg’ten yönettiklerine inanmıyorum.

Amaaaa… “İddialar da hepten mesnetsiz, bu insancıklar sosyalleşip dünya meselelerinin tatlı tatlı dedikodusunu yapıyorlar” da diyemiyorum. Bildiğin küresel elitlerden oluşan bir grup aralarında gizli bir buluşma organize ediyorlar. Dolayısıyla “masum” bir etkinlik deyip geçmek de biraz saflık olur.

İngiliz The Observer’da 1963 yılında yayımlanan makalenin şu kısmı bize o kadar “masum” bir şey söylemiyor örneğin:

“Bu insanlar [Bilderbergçiler], geleceğin teknokratlara ait olduğunu savunuyorlar, çünkü uluslararası ilişkilerin diplomatların eline bırakılamayacak kadar hassas olduğuna inanıyorlar. Tartışmalarının ‘gizliliği’, yalnızca tek bir şey aradıklarını gösteriyor: Dünya halkları üzerinde etkili bir egemenlik kurmak, ancak bunu kendilerini gizleyerek ve hükümetlerin sorumluluğunu küçük politikacıların eline bırakarak yapıyorlar.”

Ayrıca ortada bazı gerçekler de var. Mesela buraya yolu düşene bir şekilde, artık nasıl oluyorsa Allah “yürü ya kulum” diyor. Bill Clinton silik bir valiyken katıldığı Bilderberg’ler sonrası bir anda Amerika’nın “parlak” başkanı olma yolunda hızla merdivenleri tırmanmaya başlıyor. Keza aynı şekilde Tony Blair, Bilderberg sonrası İşçi Partisi liderliğine ve oradan da İngiltere Başbakanlığına yürüyor.

Ama mesela bizden Ali Babacan da gitti. Onun kariyeri hiç “yolu Bilderberg’ten geçmiş” gibi ilerlemedi. Ali Bey kusuruma bakmasın, Bilderberg sonrası hep patinajla devam etti siyasi kariyeri.

Kariyerlere müdahale iddialarının dışında mesela Avrupa Birliği’nin tohumlarının Bilderberg’te atıldığı bizzat katılımcılar tarafından sonrasında dile getirilmiş bir bilgi. Aynı şekilde Avrupa’nın ortak para birimine, Euro’ya geçiş süreci de Bilderberg’te başlamış bir süreç. Yani basbayağı süreç başlatıp süreç bitiren toplantılar bunlar.

Gelelim bu yılın toplantılarına… Önce konu başlıkları: Yapay zeka, Arktik Bölgenin Güvenliği (bu kuzey-güney deniz hattı meselesini başka bir yazı konusu yapmayı düşünüyorum), Çin (Çin’i çok konuşuyorlar bu aralar, Allah sonumuzu hayretsin), Dijital Finans, Enerji Çeşitliliği, Avrupa (Trump’ın şurada anlattığım Strateji Bildirgesi’nde Avrupa’ya “ayar” vermesi Bilderbergçileri panikletmiş olmalı), Küresel Ticaret, Orta Doğu (bu da bu senenin doğal olarak komplo teorisine en müsait başlığı), Rusya (olmazsa olmaz), Trans-Atlantik Savunma ve Endüstri İlişkileri (NATO’nun dağılma ihtimali ve Trump’ın gümrük vergileri olarak da okuyabiliriz), Ukrayna, ABD (tek başına bir ‘meseleye’ dönüşmüş olması dikkat çekici), Savaş Yöntemlerinin Geleceği (ABD’nin ‘tuhaf’ silahları da yazı listemde bir başlık) ve Batı (“The West” şeklinde yazıldığı için ‘Bugün neresi Batı’dır’ ve ‘N’olacak bu Batı’nın dağılmış hali’ diye de okunabilir).

Bu yıl Türkiye’den kimler varmış, ona da bakalım. Prof. Ayşe Zarakol hemen dikkatimi çekti. Ayşe Hanım’ın liberalizm sonrası “düzensiz” bir çağa girdiğimiz ve içinde bulunduğumuz çağın bu anlamda 17. yy’a benzediğine dair hipotezden hareketle ele aldığı son çalışmasını paylaşacağını düşündüm ismini görünce.

AGİT Genel Sekreteri Feridun Sinirlioğlu var. Bu başlıklarda onun da olması şaşırtıcı değil.

İş dünyasından da Ali Koç (Koç Holding), Mehmet Tara (ENKA) ve Murat Özyeğin yer alıyor bu yılın katılımcıları arasında.

Bir önemli isim de Fatih Birol. Fatih Bey, Uluslararası Enerji Ajansı’nın başkanı olarak katılıyor. Pozisyonu gereği uluslararası katılımcı olarak gözüküyor listede. O da enerji çeşitliliği başlığı altında bir şeyler söylemiştir.

Bitirmeden son olarak bir de benim dikkatimi çeken diğer birkaç katılımcıyı paylaşayım istiyorum.

Dan Driscoll: Amerika’da “Savaş Bakanı” Hegseth’le daha birkaç gün önce kapışan ve buna rağmen “İstifa filan etmiyorum, görevimin başındayım” diyen ordudan sorumlu bakanın Bilderberg’te olması ilginç.

Douglas Burgum: ABD İçişleri Bakanı.

Blaise Metreweli: İngiliz istihbarat servisi MI6’in başındaki isim. Gel de komplo teorilerine hak verme.

General Samuel Paparo: Hint-Pasifik Amerikan Kuvvetleri’nin başındaki general.

Mark Rutte: NATO Genel Sekreteri.

Nicolas Roche: Fransa Ulusal Güvenlik Sekreteri.

Brett McGurk: Şu anda CNN’de yorumculuk yapan ama birkaç dönem boyunca ABD’nin Suriye’deki Kürt gruplardan sorumlu kişisi olarak bölgede görevli diplomat.

Bu isimlerin dışında pek çok diplomat, bakan, CEO… İsveçli savunma bakanını filan saymadım, çok uzatmamak için. Onlar da var tabii.

Dediğim gibi bu yılki toplantılar dün son buldu. Yukarıdaki gibi bir ekip toplanınca da pek havadan sudan konuşmamışlardır gibi sanki.

Ne dersiniz?


© T24