Pazartesi Yazıları | Yeni takıntılarım: “Bence/bana göre” ve “yol yürümek”
Bir zamandır gündemden bağımsız sularda yüzdüğüm “Pazartesi Yazıları”na ara vermiştim.
Özlemişim.
Yaz sezonunda bu yazılara geri döneyim istedim.
Bugün size her yerde karşıma çıkan, herkesin diline yapışmış ve fena halde kulağımı tırmalayan birkaç ifadeden bahsetmek istiyorum.
Kelime tercihlerimiz kültürel ve sosyolojik ahvalimizi de tarif ediyor.
Hangi kanalı açsam, kimin konuşmasına denk gelsem şu sıralar lafların bir yerine durmadan “bence” ve “bana göre” sıkıştırıldığını görüyorum.
Öyle böyle bir sıkıştırma değil. Noktalı virgülün yerini bu iki ifade almış.
“Bence filanca Türkiye’nin en kötü futbolcusu” diyor, örneğin bir spor yorumcusu. Bir başkası “Bana göre falanca yanlış yapıyor” diye başlıyor anlatmaya.
Yahu arkadaş, cümleyi kuran sensin, fikri beyan eden sensin, dolayısıyla laf senin ağzından çıktığından biraz söyleyeceklerinin “sence” öyle olduğunu biz biliyoruz zaten. Farkındayız yani.
Bu “bana göre”yi Acun Ilıcalı meşhur etti. Eminim. Bir paragraflık lafa dört-beş “bana göre” sığdırıyordu Ilıcalı. (Yakın bir zamanda “yanlış anlama”ya sardı. “Yanlış anlamak” değil ama. “Yanlış anlama”yı, sakın yanlış anlama söyleyeceklerimi manasında kullanıyor. Bunu da yanlış anlaşılma korkusundan değil, birazdan vereceği bilginin etkisini katmerlemek için yapıyor. Misal, “Yanlış anlama, adam Premier Lig’de 16 gol atmış” dediğinde bir çarpan etkisi yaratmayı arzu ediyor.)
Bu kadar “bence” ve “bana göre” kullanımının iki ayrı fonksiyonu var.
Birinci kullanım söylenen şeyin tartışmaya açık yahut muallaklığının farkında olma tereddüdü taşıyor.
Yani birazdan kurulacak cümlenin........
