Pazartesi Yazıları | Gaudi, Sinan, Orhan Pamuk, Emin Alper: Geriye onlar kalacak
On beş yıl kadar önceydi. Yolum bir vesileyle Barcelona’ya düşmüş, bir hevesle soluğu Avrupa mimarisinin başyapıtlarından Sagrada Familia’da almıştım.
Pek tabii ki kilisenin bitmek bilmeyen inşaatı sürüyor, işin kötüsü içine kimse alınmıyordu. Sıcak bir bahar gününde bu görkemli yapının hemen arkasındaki parkta bir banka oturmuş, birkaç saat kalkmadan öylece seyre dalmıştım.
Öyle bir memlekete dönüştük ki, şimdi bunları sosyal medyaya yazsam, “Siz elâlemin kilisesini seyredersiniz ancak” diye ne yorumlar döşenirdi altına. Ne demeli? İstanbul’da bir süre uğramazsam burnumda tüten tek yerin Süleymaniye Camii olduğunu mu?
İnşaatına ilk taşın 1882’de yerleştirildiği Sagrada Familia’nın yapımı devam ediyor. Lakin birkaç gün önce en uzun kulesinin baş kısmı yerleştirildi ve yüz yılı aşkın bir zaman sonra bu çarpıcı yapıt en yüksek noktasına ulaştı: Tam 172,5 metre.
Sagrada Familia mimarlık tarihini değiştiren Antoni Gaudi’nin “magnum opus”u, yani hayatının projesi olarak bilinir. Öyledir de tabii ama aslında projeyi ilk olarak başka bir mimara, Gaudi’nin çırak olarak yanında çalıştığı ustası Francisco Villar’a verirler.
Villar kısa bir süre sonra inşaatın başındaki komisyonla anlaşmazlığa düşer ve çekilir. Gaudi işin başına getirildiğinde sadece 33 yaşındadır ve projeyi devraldığı 1883’ten öldüğü 1926’ya kadar Sagrada Familia’nın dörtte birinden azını bitirebilmiş, kulelerden yalnızca birini inşa edebilmiştir.
Daha önce size Pazartesi Yazıları’nda hayatını tek bir işe, tenise adayan Djokovic’in hikâyesinden bahsetmiştim.
Gaudi de aynı kumaştan. O da hayatı boyunca başka bir meslek düşünmemiş, ta çocuk yaştan kafasına mimar olmayı koymuş ve bu uğurda her şeyi göze almış.
Bir bakır ustasının oğlu Antonio Gaudi. Tıpkı babası gibi annesinin babası, yani dedesi de aynı meslekten. Ailede geçmişe doğru gidildiğinde zanaatkarlar ve denizciler göze çarpıyor.
“Bakır ustalığı ve denizcilik. İkisi de mekanla ilişkili” diyor Gaudi. “Bakır ustası madeni eline aldığında, onun nasıl bir alanı kaplayacağını, bir mekânda nasıl bir işlevi olacağını bilmek zorunda. Aynı şekilde denizciler de rotalarına karar verirken mekâna dair bir seçim yapıyor.”
Beş kardeşin en küçüğü. İki kardeşi daha o doğmadan önce ölüyor. Ablasını ve tıp okuyan, birlikte Barcelona’da aynı evi paylaştıkları abisini de çok genç yaşta kaybediyor.
Aslında sağlık açısından ailenin en dertlisi o. Çocuk yaşta uğraşmaya başladığı romatoid artrit bir ömür yakasını bırakmıyor. Hep hastalanıyor, okuldan ve derslerinden hep geride kalıyor.
Öyle çok parlak bir öğrenci de değil. Dersleri bazen zor da olsa geçiyor, sıklıkla “çakıyor.”
Sadece geometride ve matematikte başarılı. Kelimelerle arası pek yok. Gençliğinde tabii ki çizimleri var, hatta en yakın iki arkadaşıyla birlikte çıkardıkları derginin çizim işleri ona ait lakin meslek hayatında eskizler yahut ince hesaplanmış planlarla çalışmayı sevmiyor. Modeller ve maketler yani elle tutulur objelerle hazırlanıyor projelere.
Daha gençlik yıllarında, hiçbir eğitimi olmadan üç kişilik “kanka” ekibiyle doğdukları Reus’un yakınında bir metruk........
