İran’ın Bugününü Anlamak 3: Ekonomi Devrim Muhafızları’nın elinde

Yazı dizisinin üçüncü kısmında ekonomi konuşacağız. Ama endişelenmeyin. Elimden geldiğince teknik terimlerden ve karmaşık rakamlardan uzak duracağım. Bu yazıda anlatacaklarımın İran’daki güç dengesini doğru anlamak için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ne yalan söyleyeyim, okudukça karşıma çıkan bilgiler beni bile şaşırttı. İran’da rejimin, tabanın büyük kısmının tepkisine rağmen ayakta kalmasının en önemli nedeninin bugün anlatacaklarım olduğunu düşünüyorum. Başlayalım.

Önce ekonomik yapıları anlamak gerekiyor. Düşünün; İslam Devrimi olmuş, Şah Ailesi kaçmış, Şah’a yakın elit bürokratların bir kısmı infaz edilmiş, bir kısmı da çareyi Şah gibi kaçmakta bulmuş. Dolayısıyla öncelikle yeni kurulacak devletin bir önceki rejimden kalan her türlü ekonomik yapıyı, malı, mülkü üzerine alması gerekiyor.

Burada şöyle bir yöntem izleniyor. Şah rejiminin varlıkları iki sınıfa ayrılıyor: Devletî ve Umumî. Yani bir kısmı devlete ait mallar olarak kabul ediliyor. Diğer kısmıysa “genele” yani bir anlamda “özele” ait mallar olarak kayıt altına alınıyor. Devlete ait olanlar genelde ağır sanayi işletmeleri (mesela en önemlisi petrol şirketleri), sigorta şirketleri, bankalar vesaire… Umumi olanlar ise ne bileyim; mesela Şah’ın tüm mal varlığı, üst düzey askeri ve bürokratik Şah elitlerinin mal varlıkları yahut Şah’a yakın iş insanlarının servetleri…

Yeni sistem kurulurken Devletî dedikleri ekonomik varlıkları Başbakan’ın yönetimindeki (Rejimin ilk yıllarında Başbakanlık var, 1989’da Başbakan’ın yetkileri Cumhurbaşkanı’na devredilerek bir tür Başkanlık Sistemi’ne geçiliyor.) bakanlıkların altına Kamu İktisadi Teşebbüsü olarak, yani devletin işlettiği şirketler olarak geçiriliyor.

Umumî olanlar içinse başka bir formül bulunuyor: “Bonyad” denen, yarı resmi kimlik taşıyan (yani özel şirket desen değil, STK desen değil, kamu şirketi desen değil) vakıflar kuruluyor yahut var olan vakıflar güçlendiriliyor. Ve tüm mal-mülk, kaçanın göçenin şirketi, fabrikası… Ne varsa bu vakıflara dağıtılıyor.

Başlangıçta amaç şu: Buradan hayır işleri yapılacak; Şah’ın diktatoryasından “mağdur” olanlara –“Mustazafan” deniyor Farsçada- fakir fukaraya bu vakıflar eliyle yardım edilecek. Bunun dışında bir de özellikle sahipsiz gayrimenkullerin toplandığı kısaca "Setad" adı verilen “İmam Humeyni Fermanı İcra Kurulu” var. Bu da bir tür vakfa benziyor ama denetimsizlikleri tartışılan vakıflara göre bile çok daha “başına buyruk,” yani iyice kanunsuz-kuralsız yönetilen bir başka yapı. Düşünün, kaçan-göçenlerden kalan veya sahibi ölüp de mirasçısı kalmayan tüm gayrimenkuller bu yapının yani Setad’ın oluyor.

Setad sık sık elindeki gayrimenkulleri açık artırmalarla nakide dönüştürüyor ve bu açık artırmalar için reklamlar veriyor. Ama reklamlarda kendi ismini kullanmıyor. (Kaynak: Reuters)

Son olarak bir de “askeri vakıflar” denebilecek bir üçüncü tür daha var. Bunlar da dümdüz İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (İDMO) eliyle yürütülen vakıflar.

Yani özeti şu: Büyük şirketler, bankalar vesaire devletin; geri kalan servetin tamamı vakıfların altına alınıyor. Tüm bunların üzerine bir de İran-Irak Savaşı başlıyor, malum. Onun da etkisiyle İDMO’nun ve vakıfların idaresindeki şirket ve varlıkların miktarı gittikçe artıyor. Misal Şehitler Vakfı var, tüm kaynaklar bir dönem oraya akıyor.

Humeyni 

Bu vakıfların öne çıkan özelliği şu: Denetlenmiyorlar! Başına gelecek kişiler pek tabii ki önce Humeyni, sonra Hamaney tarafından atanıyor. Bunları denetlemeye çalışan siyasiler -misal Hatemi- Anayasayı Koruyucular Kurulu’nun hışmına uğruyor. Sonra vergi muafiyetleri var. Eh, mal devletin değil, özel sektörün elinde de değil. Dolayısıyla kâr etmek gibi bir “zorunlulukları” da yok. Vakıfların yönetimindeki şirketler zarar yazarsa görünüşte ne kamu ne de somut olarak bir sahip, bir iş insanı zarar etmiş oluyor. Dolayısıyla “vakıfların malı deniz, yemeyen keriz” gibi bir durum çıkıyor ortaya, çok af edersiniz.

Son bir not: Vakıflar öyle eldeki varlıklar, şirketlerle sınırlı kalmıyor bir süre sonra. Sürekli büyüyor. Ama ne büyüme! Yeni fabrikalar, tesisler, şirketler… Gayrimenkuller alınıyor, gayrimenkuller satılıyor. Milyar milyar dolarlar… “Eh ama zarar ediyor, dedin. O zaman nasıl büyüyorlar” diyeceksiniz, haklı olarak. Ürettikleri hizmet yahut malı kamu mecbur alıyor. Rakipleri yok. Dışarıdan yatırımcı yok. Özel sektör yok. Dolayısıyla petrolü satıp da devletin kasasına giren parayla bu vakıfların altındaki şirketlerden satın alım yapıyor devlet. Para petrol kuyularından “hop” diye vakıflara geçiyor.


Ayetullah Hamaney'in Setad'a üst düzey atamaları bizzat yaptığına dair bir belge. 1997'deki bu atama kararının altında onun imzası var. 

Kimler bu........

© T24