İran’da üç Amerikalı

Diğer

T24 Haftalık Yazarı

18 Ocak 2026

Musaddık lehine yapılan gösteri yürüyüşü

Başbakan Musaddık’I devirmek için gizlice İran’a giren Kermit Roosevelt, 19 Temmuz 1953 günü Hanekin sınır kapısında oldukça gergin bir sınır görevlisi ile karşılaşır. Talep üzerine hemen pasaportunu verir. O zamanlar Amerikan pasaportlarında kişinin fiziksel özelliklerini gösteren bir not bulunmaktadır. Görevli memur Kermit’in isminin o not olduğunu düşünerek, İran resmi kayıtlarına “Mr. Scar on Right Forehead-Alnının Sağında Yara İşaretli Bey” olarak kayda geçirecektir.

Kermit Roosevelt’in “Countercoup: The Struggle for the Iran” kitabından

Amerikalılar son günlerde İncil’deki ayetlerin sıralarıyla, tesadüfen oluşturdukları rakamları karşılaştırarak, gelecek hakkında kehanetlerde bulunmaya başladılar. Önceleri Trump’ın ilk dönemi 45’le, İncil’in 45nci Suresini ilişkilendirirlerken (1), şimdilerde İran rejiminin 47nci yılını Trump’ın 47nci Başkanlık dönemine (2) bağlayarak İran’a müdahale formülleri arayışı içindeler. Yaptıkları ve yapmayı düşündükleri baskın ve müdahalelerin ulusal ve uluslararası hukukta yasal dayanağını bulamayınca, tesadüfi benzerliklerden başka bir gerekçelerinin olmadığı ortada sanki.

Bugünkü yazım Amerika - İran ilişkileri sırasında, iz bırakan üç isimle ilgili. İlk isim İranlıların şehitlik mertebesine bile çıkardıkları Amerikalı Howard C.Baskerville. İkincisi, Pers Parlamentosunun davetiyle geldiği ülkede Hazine Genel Sekreteri yetkisiyle çalışarak kısa sürede büyük işler yapan Morgan Shuster. Üçüncü ve sonuncusu da Başbakan Dr. Muhammed Musaddık’a yapılan darbenin başrol oyuncusu, iki ülke ilişkilerini derinden yaralayan Kermit Roosevelt.

İkinci dünya savaşı sonrasında kabadayılığı tercih eden Amerikan yönetimlerinin ilk vukuatı CIA’in de ilk operasyonu olarak bilinen “AJAX Operasyonu”dur. Ajax Operasyonunun ilk fitilini bir önceki yüzyılda İran’dan imtiyazlar koparmaya çalışırken İngilizler ateşlemiş, bombayı patlatmak seksen yıl sonra Roosevelt’in torunu, CIA ajanı Kermit’e nasip olmuştur.(3)

Howard Conklin Baskerville hakkında çok az sayıda Amerikalının bilgi sahibi olduğunu düşünüyorum. Tanıdığım Amerikalılarla İran üzerine yaptığımız sohbetlerde birçoğunun bu ismi hiç duymadığına üzülerek şahit oldum. Lübnanlı yazar Amin Maalouf’un harika kitabı Semerkand hariç, Türkiye’deki kaynaklarda da çok fazla bir bilgiye rastladığımı söyleyemem.

Baskerville’in hikayesi İran’ın en güzel şehirlerinden birinde, Tebriz’de geçer. Baskerville, Princeton Üniversitesi 1907 yılı mezunudur. Din üzerine eğitim almasına rağmen, ilerde İran’da önderlik ettiği özgürlük mücadelesine Princeton’da aldığı “Anayasal Yönetim Esasları” dersinin ilham verdiği söylenir. Eğitiminin hemen ertesinde Presbiteryen Yabancı Misyon Kurulu’na başvurarak Princeton Din Seminerine katılır. Daha sonra kendisine verilen görevi kabul ederek, Tebriz’deki Memorial School of the American Presbyterian Mission ile sözleşme imzalar ve iki yıllığına Pers İmparatorluğuna gider.

Eski ismiyle Pers İmparatorluğu olan İran, o günlerde büyük bir sosyal değişim geçirmektedir. 1779 yılından beri hüküm süren Türk kökenli Kajar (Qajar) hanedanından Muzaffer al-Din Şah, 1906 yılında başlayan Anayasal devrim sonucunda kendi yetkisini sınırlayarak, seçilen meclisi onaylamış ve meşrutiyeti ilan etmiştir. Yeni Pers Anayasası Şah’ın yetkilerini kısıtlamakla kalmamış, basın özgürlüğünü de tanıyarak halkın çağdaş anlamda özgürlüğe kavuşmasını sağlamıştır.Ancak bu hürriyet dönemi çok uzun sürmeyecektir.

Muzaffer al-Din, 1907 yılbaşı günü ölür. Yerine geçen oğlu Muhammed Ali Şah, taviz vermeyen bir monarşisttir. Ülkede hakim Rus ve İngiliz emperyal güçlerine güvenerek monarşiyi tekrar ilan eder ve parlamentoyu 3 Haziran 1908 tarihinde kapatır. Kendisine karşı en büyük muhalefet Baskerville’in de yaşadığı, Azeri Türklerin ağırlıkta olduğu Tebriz’de gerçekleşir. Şah, isyancılara Rus komutanların yönettiği ve çoğunluğunu Rusların oluşturduğu Cossack birlikleri ile saldırır. İlerde Pers İmparatorluğunun ismini İran olarak değiştirerek, kendisini Şah ilan eden Rıza Pehlevi o günlerde bahsi geçen Cossack birliklerinin birinde onbaşı olarak görev yapmaktadır.

Baskerville’in 1907 yılının sonbahar döneminde ders verdiği sınıfında 80 Müslüman öğrencinin yanında 135 Ermeni ve Süryani öğrenci bulunmaktadır. Öğrencileri ile harika bir bağ kurmuştur. Baskerville, yaşadığı şehirde, Tebriz’de çıkan olaylarda yakın arkadaşı ve monarşiye karşı direnişin önderi Hüseyin Şerifzade’nin ölümünden derin bir şekilde etkilenir. 1909 baharında kendi kişisel katkılarıyla İran demokrasisi için gönüllü bir birlik oluşturmaya karar verir. Ders verdiği son günlerde “Sınıfın penceresinin önünde oturup, aç insanların demokrasi mücadelesini tepki vermeden seyretmem mümkün değil” dediği söylenir. Baskerville birkaç gün sonra Tebriz’i savunanların yemek davetine katılır. “Savaştan nefret etmeme rağmen, daha iyi bir gelecek için, anayasal bir yönetim ve demokrasi için yapılacak bir mücadelede ölmeye hazırım” der. Yemekte duygulu anlar yaşanır, alkış ve gözyaşları hakimdir.

Okuldaki günlerini ansiklopedilerde silah ve barut yapımı ile ilgili bilgileri araştırarak geçirmeye başlamıştır. Bu gelişmeler şehirdeki Amerikan Konsolosu Edward Doty’i endişelendirir. Doty, Baskerville’e eleştirilerini öğrencilerinin önünde yüksek sesle yapar. “Seni bir Amerikan vatandaşı olarak uyarıyorum...Senin bir ülkenin iç işlerine ve politikasına karışmaya hiçbir hakkın yok... Sen bir öğretmensin, devrimci değilsin...”

Baskerville’in cevabı çok net ve yalındır. “Hakları için çarpışan bu halkın mücadelesine tarafsız kalmam mümkün değil. Evet ben bir Amerikalıyım, bundan gurur duyuyorum; ama ben aynı zamanda bir insanım...Buradaki insanlarla aramızdaki tek fark benim doğum yerimin Amerika olması. Bu benim için hiç önemli bir fark değil...”

Son akşam yemeğini 19 Nisan 1909 günü Rahip Samuel Wilson ve eşi Annie ile yiyecektir. Birkaç saat sonra kendi oluşturduğu gönüllü milis güçlerle buluşur. Tebriz yakınlarında onlara komuta eder. İsyanın ilk dakikalarında, bir kısım gönüllü cesaretini kaybeder ve kaçar. Baskerville savaşa heyecanla devam eder. Şehir surlarını geçerken keskin bir nişancı gözüne Baskerville’i kestirir. İlk kurşun başının hemen yanından geçer. Nişancı kısa bir süre daha bekler. Baskerville’in ikinci hareketinde onu göğsünden vurur.

Ölümünden sonra cenaze merasimi şehit mertebesindeki bir İranlıya yapılan ile adeta aynıdır. Binlerce insan Tebriz’de Presbiteryen kilisesine giden yolda cenazeye marş ve şarkılarla eşlik eder. Uğruna çarpıştığı Tebriz Parlamentosunun lideri Seyid Hasan Takizade mezarı başında yaptığı konuşmasında “Genç Amerikan ulusu, bu genç insan, Baskerville, genç İran anayasası ve demokrasisi için kendisini feda etti.” ifadesini kullanacaktır. Cenaze töreninin hemen ertesinde Baskerville’in Minnesota, Spicer’da bulunan ailesi bir telgraf alır. Telgraf İran’dan gelmektedir. “İran, kıymetli oğlunuzun özgürlük uğruna verdiği mücadele sırasında kaybından büyük üzüntü duymaktadır. İran ve İranlılar, gelecekte O’nun ismini Lafayette’in Amerikalılar için ifade ettiği değerde saygıyla anacak, mezarına saygıyla sahip çıkacaklardır.” Mücadelenin öncülerinden Sattar Han, Baskerville’in tüfeğini İran bayrağına sararak, aileye gönderir. Ailesi gelen emaneti hüzünle açar. Yeni yüzyıla girerken sevgili oğulları çok uzaklarda bir ülkede demokrasi uğruna hayatını kaybetmiş, geride onlara acı ile hissedecekleri büyük bir gurur bırakmıştır.

Baskerville’in ölümünden 5 gün sonra Tebriz, Şah kuvvetleri ve Rus Cossack birlikleri tarafından ele geçirilir. Bu zaferleri çok uzun sürmez. Şaha olan tepkinin giderek büyümesi sonucunda, 3 ay sonra 16 Temmuz 1909 günü Şah azledilir. Parlamento toplanır, Anayasal düzen kurulur. Kısa bir süre için de olsa, Pers İmparatorluğu’na demokrasi yeniden gelmiş, sükunet hasıl olmuştur

Baskerville, günümüz İran’ı için hala önemli bir kişiliktir. İki devlet arasındaki keskin görüş ayrılıklarına rağmen, İran’da hala demokrasi sembolü olarak saygıyla ve onurla anılmaktadır. 2003 yılında İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Tebriz’de Anayasa Evinin hemen önündeki büstünün açılışını bizzat yapmıştır. Büstün üzerine Farsça “Howard C. Baskerville.O bir vatanseverdi. Tarihimizi yazdı.” ifadesi kazınmıştır. Tebriz’deki mezarına neredeyse her gün taze sarı güllerin bırakıldığı söylenir. Kısacası “Baskerville, İranlıların Amerikalı şehididir.”

Howard Baskerville’in Ernest Hemingway’in “Çanlar Kimin İçin Çalıyor?” eserine ilham kaynağı olduğu söylenir. Kitabın kahramanı Robert Jordan da Baskerville gibi Amerikalı bir öğretmendir. Robert, zalim diktator Franco’ya karşı savaşta demokrasiyi arayan İspanyollarla birlikte çarpışmıştır.

İkinci konumuz Tahran’da geçer. Yirminci Yüzyılın başlarında Hindistan’ı kontrol mücadelesi “The Great Game-Büyük Oyun” sürecinde İran’ı adeta iki parçaya bölen Rus ve........

© T24