Zeynep Cihangir ve Serdar Çankaya ile ‘Bir Aile Meselesi’: Mutsuz bir çocukluğun olabilir ama artık yeni hayatını sen kuracaksın
Diğer
18 Ocak 2026
Zeynep Cihangir Çankaya ve Serdar Çankaya
“Aile” denince bazıları içinden “Yine mi?” diye geçiriyor olabilir. Haklısınız. Çünkü yaşadığımız topraklarda aile, çoğu zaman ya kutsanıyor ya da hiç konuşulmuyor; iki uç arasında sıkışıp kalıyoruz. Oysa Doğan Kitap’tan yayımlanan Bir Aile Meselesi, tam da bu iki uçtan çıkıyor. Ne aileyi idealize ediyor ne de onu bir kader olarak dayatıyor. Psikolojik danışman Prof. Dr. Zeynep Cihangir Çankaya ile psikolojik danışman Serdar Çankaya, kendi hayatlarından ve danışma odalarından süzdükleri deneyimlerle, insanın kendine, çocuğuna ve karşısındakine nasıl davranabileceğine dair somut yollar gösteriyorlar bize.
Zeynep ve Serdar on yedi yaşlarından beri birlikte. Gerçek bir ilişkileri var. Birbirlerini dinliyorlar, konuşuyorlar, birlikte eğleniyorlar. Birlikte gülerek, zor sorulardan kaçmadan, inkâr etmeden ama dramatize de etmeden konuşuyoruz. Yargılamadan, “meli-malı” demeden bize hatırlatıyorlar: “Kendilerini anlayanlar, başkasını da büyütebilir. Bu hikâye seninle başlıyor.”
Soğuk bir İstanbul gününde T24’te buluştuk. Mutsuz çocuklukla yetişkinlik bağını, onaylanma ihtiyacını, baş etme mekanizması olarak mizahı, kişisel sınırları, vitrinde yaşamayı ve “yeterince iyi ebeveynliği” konuştuk.
- 17 yaşınızdan beri hem evde hem işte berabersiniz. Nasıl başardınız?
Zeynep Çankaya: Ben 17, Serdar 18 yaşındaydı. Üniversitedeyken arkadaş olarak başladık. Birlikte gülmekten, sohbet etmekten, yan yana olmaktan keyif aldığımız bir ilişkiydi bu. Bizim sohbetlerimiz hiç bitmez. Hâlâ da öyle. Bazen dönüp bakıyorum, “Bu yıllar nasıl geçti?” diyorum. Gerçekten zamanın hızını anlamıyorum.
- Bir “sırrınız” var mı peki?
Serdar Çankaya: Birlikte eğlenmeye devam etmek. İnsan eğlendiği arkadaşını bırakır mı? Bırakmaz. Sohbet ettiği insanı bırakır mı? Bırakmaz. Bir de Zeynep benim kötü şakalarıma güler. Bu şakalara gerçekten gülen başka bir kadın bulamam. Zeynep’ten başkası da gülmez zaten.
- Kitabınızı merakla okudum. Dikkatimi çeken de şu oldu: Aile kavramı çoğu zaman filmlerde ve romanlarda romantize ediliyor; oysa bazı insanlar için aile, en çok yaralayan yer de olabilir, en güçlendiren yer de. Sizce bir aileyi gerçekten “sağlıklı” yapan şey nedir?
Zeynep Çankaya: Aile, bizim en temel ihtiyaçlarımızdan bazılarını karşılar: bağlanma, birliktelik, dayanışma, bir yere ait olma… İnsan sosyal bir varlık; hem fiziksel hem duygusal olarak ancak bir bütünün içinde büyüyebiliyor. Hayat herkes için zor ve bireysel olarak tek başına ayakta kalmak kolay değil. Ailenin en temel işlevi, üyelerinin birbirine destek olması. Var olmayı, hayatta kalmayı, mutlu olmayı ilk kez orada öğreniyoruz. Mutluluk elbette yalnızca duygulardan biri; aile dediğimiz yerde çok geniş bir duygu yelpazesi var. İnsan ilişkilerinin olduğu her yer gibi, aile içinde de her duyguya yer var. Ama filmlerde gördüğümüz o “mutlu aile” tablosunun merkezindeki olay “koşulsuz destek”tir. Aile üyeleri iyi günde de kötü günde de birbirini destekleyebiliyorsa, o tablo aslında romantize edilmiş bir hayal olmaktan çıkar. Tam da ihtiyacımız olanı, yani dayanışmayı ve birlikte ayakta kalmayı deneyimleyebileceğimiz gerçek bir zemine dönüşür.
- Mutsuz bir çocukluk, mutsuz bir yetişkinlik mi getirir?
Serdar Çankaya : Böyle bir zorunluluk yok. Bu, bizim tercihimizle ilgili. Çocukken mecburuz. Muhtacız. Seçim şansımız çok sınırlı. İçinde bulunduğumuz ortama uyum sağlamak zorundayız. Eğer o ortam sağlıksızsa, ona ancak sağlıksız yollarla uyum sağlayabiliyoruz. Başka çaremiz olmuyor. Bizim anlatmaya çalıştığımız şey şu: Artık büyüdün. Artık yetişkinsin. Kendi kararlarını alabilir, kendi tercihlerini yapabilirsin. Mutsuz bir geçmiş, otomatik olarak mutsuz bir bugün ve yarın demek değil. Evet, zorlanırsın. Yanlış öğrenilmiş şeyleri değiştirmek zordur. Yeniden öğrenmek zordur. Hatta çoğu zaman, yanlışı unutup yeniden öğrenmek daha da zordur. Ama bir noktada karar vermek gerekiyor: Bu zorlukla mı yaşamaya devam edeceksin, yoksa biraz mücadele edip kendi hayatını mı kuracaksın? Biz şuna inanıyoruz: Mutsuz bir çocukluğun olabilir ama artık yeni hayatını sen kuracaksın. Bu hikâye seninle başlayacak.
- Bu hikâyenin dönüşüm sürecinde insan en çok nerede zorlanıyor?
Serdar Çankaya: Bunlar deneyimle öğrenilen şeyler. Yanlışı deneyimleyenin heybesinde yanlış birikir. Anne baba olduğumuzda, romantik ilişkilerimizde ya da dostluklarımızda, geçmişte ne öğrendiysek onu tekrar etme eğilimine gireriz. Sorun şu: Yanlışın ne olduğunu çoğu zaman biliyoruz. “Bunun doğru olmadığını biliyorum” diyoruz. Ama yerine ne koyacağımızı bilmiyoruz. Yanlış dili tanıyoruz; ama doğru dilin ne olduğunu bilmediğimiz için, onu hayata geçirmekte zorlanıyoruz. Asıl zorlandığımız yer tam olarak burası.
- Çocuklukta “normal” sandığımız şeylerin, yetişkinlikte bizi en çok zorlayan yerlere dönüşmesi sizce tesadüf mü? Mesela onaylanma duygusu...
Zeynep Çankaya: Bir dönem çocukluğu, yalnızca geride kalmış bir evre gibi düşünüyorduk. Oysa bugün çok net görüyoruz ki çocukluk deneyimleri, bugünkü hayatımızla doğrudan ilişkili. Çünkü zihinsel haritalar o dönemde oluşuyor. İlk duyguların, ilk inançların tohumları orada atılıyor. Mesela, bir çocuk evde hata yaptığında ebeveynin bağırması, sert tepki vermesi o evin “normali”yse, o çocukta suçluluk duygusunun tohumları atılıyor. Yıllar sonra, iş hayatında otuzlu, kırklı yaşlarına geldiğinde bir aksilik olduğunda, bir işe geç kaldığında, aynı kişi hemen kendini suçlu hissedebiliyor. Yani erken dönemde yaşadıklarımız, o zaman bize “normal” gelen deneyimler, bugün gerçekten ayağımıza dolanabiliyor. Biraz geçmişe zincirle bağlı kalmak gibi… Bu yüzden dönüp bakmak, “Ben ne yaşadım, nasıl bir ortamda büyüdüm, benim için neler........
