menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Prof. Dr. Zuhal Baltaş: İnsan, doğruyu bildiği halde neden aynı hatayı tekrarlar ve bu döngüden nasıl çıkabilir?

17 0
sunday

Prof. Dr. Zuhal Baltaş’ın Kronik Kitap’tan yayımlanan Aklımız Başımızda (mı?) adlı kitabı, insanın hem kendine kurduğu hem de fark etmeden içine çekildiği zihinsel tuzakları anlatıyor. Önyargılar, sezgiler, alışkanlıklar ve hızlı kararlar… Günlük hayatın sıradan görünen tercihleri, çoğu zaman veriye değil, zihnin kısa yollarına dayanıyor. Kitap, kararlarımızın nasıl şekillendiğini gösterirken, aynı zamanda onları yeniden kurmanın yollarını da öneriyor.

Baltaş, klasik “rasyonel birey” varsayımını sorgularken, “nudge” kavramı üzerinden başka bir ihtimali de sorguluyor: İnsan, doğruyu bildiği halde neden aynı hatayı tekrarlar ve bu döngüden nasıl çıkabilir?

- Dikkatimiz dağılmış ve zihnimiz bu kadar bölünmüşken aklımız başımızda mı?

Pek çok konuda fikir üretebiliyor, doğruyu görebiliyoruz. Ancak gördüğümüz doğruları bir sistematik içinde değerlendirmek ve veriye dayalı sonuca ulaşmak, aklın yüksek işlevleriyle ilgili. Eğer bu becerileri geliştirmemişsek, sorgulama alışkanlığı kazanmamışsak, aklımızı her zaman etkin biçimde kullanamıyoruz. Bu nedenle “aklımız her koşulda başımızda” demek mümkün değil. Öte yandan hepimiz aklımıza güveniyoruz. Onu seviyor ve kontrolün bizde olduğunu düşünüyoruz. Oysa çoğu zaman durum böyle değil. Beynimiz düşündüğümüzü sandığımız organımızdır.

- Bu durumda nasıl karar veriyoruz?

Bu aslında meselenin en kritik noktası. Psikolojinin büyük ölçüde çözmeye çalıştığı konu da bu. 1974’te Daniel Kahneman ve Amos Tversky’nin çalışmalarıyla zihnin çift yönlü işlediği ortaya kondu. Biri hızlı, sezgisel ve otomatik; diğeri daha yavaş, analitik ve kontrollü. Kahneman bu meseleye nasıl yöneldiğini kendi çocukluk anılarından biriyle de anlatır. Nazi işgali altındaki Fransa’da, Musevi oldukları için büyük bir korku içinde yaşadıkları bir dönem. Bir gün eve dönüş saatini kaçırıyor ve dışarıda bir Nazi askeriyle karşılaşıyor. Büyük bir tehdit olarak gördüğü bu karşılaşmada, asker eğilip onu kucağına alıyor, cebinden çocuğunun fotoğrafını çıkarıp “Bak bu da benim oğlum” diyor ve ona harçlık veriyor.

- Ön yargılarımız da korkularımızdan mı kaynaklanıyor?

Ön yargıların önemli bir bölümü, hızlı ve otomatik işleyen zihinsel süreçlerle bağlantılı. Zihin çoğu zaman veriye dayalı ayrıntılı bir değerlendirme yapmadan, yerleşik kalıplar üzerinden yargıya varıyor. Beyin iki sistemle çalışıyor. 1.sistem canlılık tarihinin başlangıcından bu yana kazandığı özelliklerle baskın olan; sezgisel, otomatik, kontrolsüz, çağrışıma dayalı, örtük, içine doğan usta ve hızlı. İnsanlığın erken dönemlerinden itibaren varlığını sürdüren bu yapı; algılar, çağrışımlar ve yerleşik yargılar üzerinden çalışıyor. 2. Sistem ise canlılığın evrimsel gelişimi içerisinde kazanılan bilişsel beceri kapsıyor. Daha düşünsel, farkında, kontrollü, analitik, kurallara uygun, hesaplayan, yavaş ve denetimli. Veriyi değerlendiren, karşılaştıran ve sorgulayan taraf burası.

- Yani beynimizi iki farklı karar mekanizması mı var?

Evet. Ancak birinci sistem çok hızlı çalıştığı için çoğu zaman önceliği o alıyor. Üstelik bu sistem yalnızca anlık tepkilerden ibaret değil. Bireyin yetişme sürecinde edindiği deneyimler, öğrenilmiş kalıplar ve yerleşik düşünme biçimleri de bu yapının içinde bulunuyor. Bu nedenle verdiğimiz kararların önemli bir bölümü, farkında olmadan bu yanlılıkların etkisiyle şekillenir ve 1. Sistemin karar kısa yollarını oluştur. Kısacası algılarımızın, önyargıların ya da ilk anda hissettiğimizin doğru olduğunu kabul etmek yanıltıcı olabiliyor.

- Peki hangi düğmeyi kullanmamız gerekiyor?

İyi kararlar için 1. Sistem önyargılarını ve hesap yapma performansının neden sorunlu olduğunu anlamak uygun olur. 2. Sistemi, yani daha yavaş ve analitik olanı kullanmak gerekiyor. Kahneman’ın klasik örneklerden biri şudur: “Ali 4 yaşında akıcı olarak okumayı öğrendi. Sizce üniversite son sınıfta not ortalaması kaçtı?” Katılımcı cevaplarının ortalaması 3.7 olmuştur. Sorun buradadır. Dört yaş performansı gelecekteki başarının garantisi değildir. Fakat zihnimiz temsil gücü yüksek hikâyeleri istatistikten daha ikna edici bulur ve zor olasılık sorularını benzerlik kısa yolunu kullanarak çözmek ister. Bir başka araştırmada evli çiftlere şu soru sorulur: “Evin temizliği, çocuk bakımı, faturaların ödenmesi gibi işlerin yüzde kaçını siz yapıyorsunuz?” Eşlerin verdiği yüzdeler toplandığında çoğu zaman toplam 0’ü aşar hatta bazen 0–140’a çıkar.........

© T24