menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hamdi Koç, ‘Zarar Vereceksin’i ilk kez T24’e anlattı: Hürriyetin ipleri her zaman eli silah veya hukuk tutanlarda olmuştur!

22 0
26.03.2026

Türk edebiyatının önemli isimlerinden Hamdi Koç, Doğan Kitap tarafından yayımlanan yeni romanı Zarar Vereceksin ile uzun bir aradan sonra okurla buluşuyor.

Zarar Vereceksin’in ana kahramanı Çıplak ve Yalnız’dan tanıdığımız Mesut Akarsu. Amcasının ölümü üzerine bir haftalığına geldiği Ünye’den bir türlü ayrılamayan Mesut, uğradığı silahlı saldırının ardından canına kastedenlerin peşine düşüyor. Karadeniz’den Ankara ve İstanbul’a uzanan bu hikâye, giderek sertleşen bir hesaplaşmaya dönüşüyor.

Mesut Akarsu karakterini gerçekten çok sevdim. Çünkü o bizden biri. Sıradan, komik, zaafları olan ama bir o kadar da güçlü. Okurken bazı yerlerde kahkaha attığımı itiraf etmeliyim. Zarar Vereceksin, ilerledikçe yön değiştiren bir roman; intikam hikâyesi gibi başlayıp suçun nasıl meşrulaştırıldığını, insanların kendi hikâyelerine nasıl inandığını gösteren derin bir yapıya dönüşüyor. Mesut’un dünyasında mesele yalnızca ne olduğu değil, nasıl anlatıldığı. Bu da romanı başka bir yere taşıyor.

Zarar Vereceksin, siyasetin kirli ilişkilerini, insanın çıkarcılığını ve yalnızlığını, doğrudan söyleyerek değil, işleyişi göstererek anlatıyor. Şiddet burada bir sonuç değil, bir dil gibi ilerliyor; para ise bu dilin merkezinde duruyor. “Silah yoksa kanıt yoktur. Hayat yalanı sever. İnkâr her şeydir” cümlesi de bu dünyanın nasıl işlediğini özetliyor.

Hamdi Koç’la Zarar Vereceksin’i, Mesut Akarsu’yu, bu dünyanın nasıl kurulduğunu konuştuk; tabii hayatı ve neden bu kadar yazmaktan uzak kaldığını da…

- Eski dost Mesut’la karşılaşmak benim için sürpriz oldu. Onu en son Çıplak ve Yalnız’da bırakmıştım keza seni de. :) Bu kadar uzun süredir nerelerdesin? Neden bu sessizlik ve kayboluş?

Sağlık sorunları... Sırasıyla annem, kızım, karım art arda, sonra hepsi aynı anda ağır hastalıklar geçirdiler. Kızım ve karım uzun tedavilerden sonra iyileştiler ama annemi kaybettim ve çok şey kaybettim. Zor bir altı, yedi seneydi. Her şeye rağmen ben bana kalmış olabilecek zamanlarda ne yapıp edip romanımı yazmaya azar azar da olsa zaman ayırabilmeliydim ama işte, ne bileyim, ben de bir şeyi “rağmen” yapabilecek dirençte bir adam değilim. Benim çalışabilmem için hayatımda her şey yolunda olmalı. Bir yazarın böyle bir şımarıklığa hakkı yoktur ama ne yapayım, ben de böyle biriyim. Belki annem beni daha az sevmiş olsaydı daha hırslı bir çocuk olarak büyürdüm.

- İster miydin? Daha az sevgi ama daha fazla hırs?

Muhtemelen isterdim. Daha huzursuz biri olurdum belki ama daha Mesut olurdum:)

- Bu zor günlerde İstanbul’un göbeğinden Ünye’ye gittin. Hatta ilk konuştuğumuzda geri döneceğini düşünmüştüm ama dönmedin. :) Köyde yaşamak nasıl? Vaktin nasıl geçiyor?

Köyde yaşamanın en güzel yanı sessizlik, uzun yürüyüşler, köpeğini serbestçe koşturma imkânı, müziğin sesini kökleyince seni polise şikâyet edecek kimse olmaması, canın çektiğinde avazın çıktığı kadar bağırabilmek -yanlış anlama, kimseye değil, göğe. İstanbul'a sadece mecbur oldukça geliyorum. Babaannemin deyişiyle rabbim kimseyi bu şehre mahkûm etmesin.

Hamdi Koç'un Ünye'deki yazar evi

"Saf merak, heyecan ve komedi yaşamak istedim"

- Hamdi Koç edebiyatının en sıkı takipçilerinden biri olarak sormak istiyorum. Mesut’a neden tekrar hayat verdin? Anlatacakları bitmemiş miydi?

Mesut demin dediğim sıkıntılı günlerin birinde ansızın aklıma geldi ve güzel bir cümleyle geldi. “Nur son mermisini duvardan aşağı sarkan adamın ensesine…” (Gülüyorum) Gülme. Ben bu cümleye bayıldım ve romana öyle........

© T24