Goncourt ödüllü yazar Marie NDiaye: "Sororité”, yani kız kardeşlik kavramı gelişti, ben gençken yoktu; birlikte çok daha güçlüyüz

Senegal kökenli Marie NDiaye, çağdaş Fransız edebiyatının en önemli yazarlarından biri. 17 yaşında yayımlanan ilk romanıyla edebiyat dünyasına adım atan yazar, feminist bir bakış açısıyla kadınlık hallerine odaklandı. 2009 yılında Üç Güçlü Kadın ile Fransa’nın en prestijli ödülü Goncourt’u kazandı.

Türkiye’de Everest Yayınları tarafından Burçak Targaç’ın çevirisiyle yayımlanan Üç Güçlü Kadın, üç kadının hikâyesi üzerinden aileyi, göçü ve güç ilişiklerini sorguluyor. NDiaye, karakterlerini asla yargılamıyor. Her karakterin iyi ya da kötü anlaşılması gerektiğine inanıyor.

NDiaye, Institut Français Türkiye’nin davetiyle Türkiye’nin Goncourt Seçimi kapsamında İstanbul’daydı ve jüri başkanlığını üstlendi. NDiaye ile Türk okurlarıyla buluşma öncesinde bir araya geldik; romanı üzerinden kadınların güçle ilişkisini, göç meselesini ve şiddetin farklı biçimlerini, tüm bunların kadınları nasıl dönüştürdüğünü konuştuk.

Marie NDiaye

- The Witch (Cadı) adlı romanınızla 2026 Uluslararası Booker Ödülü kısa listesindesindesiniz. Ödüller sizin için ne ifade ediyor? Yazarlığınızı nasıl etkiliyor?

Ödüller benim için önemli, özellikle de uluslararası olanlar. Çünkü kitabın daha fazla insana ulaşmasını sağlıyor. Dünyada hâlâ kitabımdan haberi olmayan çok kişi var. Ödüller sayesinde kitaplarım çevriliyor, başka dillere gidiyor ve yeni okurlarla buluşuyor. Bu da beni mutlu ediyor. Çünkü aksi halde kitaplar yalnızca Fransızca okuyanlarla sınırlı kalır.

- Goncourt Ödülü’nü kazanan ilk siyahi kadın yazarsınız. Kadın ve siyahi yazar olarak edebiyat dünyasında zorluk yaşadınız mı?

Açıkçası, böyle bir zorluk yaşadığımı düşünmüyorum. En azından ben hiçbir zaman böyle bir hisse kapılmadım. Kitaplarımın farklı bir ölçütle değerlendirildiğini de hissetmedim. Bana yönelik yukarıdan bakan, küçümseyici bir tavırla da karşılaşmadım. Ama genel tabloya baktığımızda durum biraz farklı. Goncourt Ödülü’nü kazananlara bakarsanız, kadınların sayısının çok az olduğunu görürsünüz. Oysa bugün Fransa’da kadın yazar sayısı erkeklerden daha fazla. Son yirmi yılda, sanırım en fazla üç kadın Goncourt aldı. Bu da aslında kadınların edebiyat alanında hâlâ daha fazla çabalamak zorunda kaldığını gösteriyor.

- Kadın karakterleriniz çoğunlukla travmatik geçmişe sahip olsalar da ne yalnızca mağdur ne de klasik anlamda güçlüler. Bu deneyimlerin onları nasıl dönüştürdüğünü düşünüyorsunuz?

  Geçirdikleri zor zamanlar onları ileride yaşayacakları acılara karşı daha dayanıklı hale getiriyor. Ama aynı zamanda bu acıların, bu yaraların onları tanımlamasına izin vermiyorlar. Hayatlarının bir döneminde başlarına gelen şeyler var; fakat orada kalmıyorlar. Bir noktadan sonra başka bir........

© T24