Dikmen Gürün: Devletin Semiha Berksoy’a biçtiği rol ile onun kendisi için gördüğü yer her zaman örtüşmüyor, sesiyle ilgili sorunlar çıkarılıyor

Diğer

T24 Haftalık Yazarı

08 Şubat 2026

Operayı, resmi, tiyatroyu tek bir hayatın içine sığdırabilmiş bir sanatçı Semiha Berksoy… Türkiye’nin uluslararası alanda tanınmış opera sanatçısı Berksoy, aynı zamanda tiyatro sahnesinde canlandırdığı her role anlam katan önemli bir oyuncu. Haldun Taner’in “O sahneye çıktığı zaman deprem olur” sözü, Berksoy’un sahnedeki etkisini tek başına özetler. Nahit Sırrı Örik de Berksoy’un bu etkiyi, yalnızca sesiyle değil, bedeni ve varlığıyla da kurduğunu yazar. Ayrıca, hayatının ilerleyen dönemlerinde yöneldiği resim, onun için sahnedeki varlığının farklı bir yansımasıdır. Otoportrelerinde bedenini ve yüzünü saklamadan resmetmesi, renklerle kurduğu doğrudan ilişki, iç dünyasının ne kadar yoğun, ne kadar sahici olduğunu gösterir. Tiyatro eleştirmeni, akademisyen, yazar Dikmen Gürün’ün de altını çizdiği gibi, Berksoy resimde de asla geri çekilen bir sanatçı değildir, sahnede olduğu gibi tuvalde de cesurdur.

İstanbul Modern’de açılan Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası sergisi, sanatçının sahneyle sınırlı olmayan çok renkli dünyasını bize açıyor. Kırmızı Oda ve otoportreler, onun sahnedeki dramatik yoğunluğunu, içsel enerjisini ve kendine özgü ifade biçimini anlama imkânı veriyor.

Sergiyi gezdikten sonra o kadar etkilendim ki Dikmen Gürün’ün Kırmızı Kedi tarafından yeniden yayımlanan Ateş Kuşu Semiha Berksoy kitabını okudum ve bu sıra dışı kadına bir kez daha hayran kaldım. Ardından Gürün’le tanışmak ve Ateş Kuşu’nu, yakından tanıyan birinden dinlemek istedim. Dikmen Gürün’le buluşup Semiha Berksoy’un hayatını, karşılaştığı engelleri, özgür ruhunu, sanatına yön veren tutkularını ve ardında bıraktığı mirası konuştuk…

- İlk olarak sormak istiyorum. Neden Ateş Kuşu?

Ateş Kuşu çünkü hep küllerinden yeniden doğmuş… Zaten Semiha Hanım da kendine “Ateş Kuşu” diyordu. Kitabımda Çengelköy’deki kabristanda mezar taşına yazdırmış olduğu destansı yazının son satırları şöyledir: “Zümrüt Anka kuşu yandığında / Kendi küllerinden doğurur kendini / Kendi türünde tek olan üstün kişi.” Evet, hayatı boyunca karşısına çıkarılan engellerle mücadele etmiş, ödün vermemiş ve yoluna dimdik devam etmiştir. Başarıyı böyle yakalamıştır.

- Semiha Berksoy, çok sevdiği annesini, ressam ve heykeltıraş Fatma Saime Hanım’ı erken yaşta kaybediyor. Bu kaybın sanata yönelmesinde etkili olduğunu söyleyebilir miyiz?

Evet, çok etkili. Çünkü Semiha Berksoy’un annesi Fatma Saime Hanım, onu sanatla ilk buluşturan kişi. Semiha Berksoy da “Şarkıyı, oyunu, resmi annemden öğrendim” diyor. Dört yaşından itibaren annesiyle birlikte şarkı söylediğini, oyunlar oynadığını, resim yaptığını anlatıyor. Annesinin sinemaya gidip döndükten sonra evde izlediklerini oynayarak anlatması, keman çalması, şarkı söylemesi çocukluk anılarında çok net yer alıyor. Operayı da bu yüzden “şarkı ve oyunla anlatılan bir dram” olarak tanımlıyor. Ama bu çok kısa sürüyor. Annesini sekiz yaşındayken kaybediyor. Bu ölümü de hep hatırlıyor, ayrıntılarıyla anlatıyor. Annesinin ölümünü, babasına duyduğu aşkla ilişkilendiriyor; bunu Wagner’in Tristan ve Isolde’siyle bağdaştırıyor. Annesi, Semiha Berksoy’un hayatında hep merkezde kalıyor. Resimlerinde, yazılarında, anlattıklarında sürekli geri dönüyor. Annesi onun hayatında bir simgedir, kutup yıldızıdır.

- İstanbul Modern’deki Semiha Berksoy sergisini gezerken baba-kız mektuplaşmasından çok etkilendim. Babasının hayatındaki yeri neydi? Aralarındaki ilişki nasıldı?

Babasıyla olan ilişkisi kuşkusuz annesiyle kurduğu ilişki kadar yoğun bir sevgi ve hatta tutkuyu yansıtmıyor. Ama, karşılıklı sevgi, saygı üstüne kurulu bir ilişki. Bunu özellikle mektuplaşmalarında çok net görüyoruz. Baba, mektuplarında son derece kibar bir dil kullanıyor. Uyarılarını bile incelikle yapıyor. O dönemde tiyatroya yönelmiş bir genç kızdan ve bunu anlayışla karşılayan bir babadan söz ediyoruz. Öğüt veriyor kızına ama sertleşmeden, kırmadan. Semiha Berksoy da bu mektuplara çok saygılı, sevecen bir dille karşılık veriyor. Babasına karşı açık bir saygı var. Zaman zaman alınganlık hissediliyor. Kırıldığı yerler oluyor. Ama bu kırgınlık samimiyeti bozacak bir noktaya gelmiyor.

- Kızı sanatçı Zeliha Berksoy’la çok yakınsınız. Bu vesileyle Semiha Berksoy’la da tanışıyorsunuz, değil mi?

Tabii ki. Zeliha’ya çok sık gider gelirdim, sık sık buluşurduk. Bu buluşmalar sırasında Semiha Berksoy’la da doğal olarak tanıştık. Zeliha hep şunu söylerdi gülerek: “Benden çok sen annemin arkadaşı oldun.” Semiha Hanım’ı zaten bir sanatçı olarak tanıyordum. Hayrandım. Tiyatro, opera seven bir aileden geliyorum; geçmişini, opera yıllarını biliyordum. Ama tanıştıktan sonra ilişki başka bir yere evrildi. Birbirimizi sevdik. Bir süre sonra, artık Zeliha’yı görmekten çok, Semiha Berksoy’la buluşmak için gitmeye başladım o eve. Ayazpaşa’daki evleri de çok etkileyiciydi. Tazıları vardı Semiha Hanım’ın. Sekiz tane. Hepsi onun etrafındaydı. Onları çok severdi. Zaten çok hayvansever bir insandı. Biz konuşurduk, tazılar ayaklarının dibinde otururdu. Dinlerlerdi sanki bizi….

- Size güvenir miydi?

Evet, çok güvendi. Bu benim için çok önemli. Bütün arşivini açtı önüme. Daha da önemlisi; duygularını, düşüncelerini paylaştı. Karşılıklı oturur, uzun uzun konuşurduk. Bu konuşmalar genellikle ya Semiha Hanım’ın meşhur Oda’sında olurdu ya da bir masa başında. Zeliha bazen katılırdı bize, bazen de bizi baş başa bırakırdı.. Aramızda gerçekten iyi bir duygusal alışveriş vardı.

- Peki Semiha Hanım sizin gözünüzden nasıl bir kadındı?

Çok kibar bir kadındı. Mesela Zeliha’yla otururken yanımıza gelir, aramıza katılmak için adeta izin isterdi. Bu büyük bir incelik. Çok hoş, çok zarif davranışlar. Bir eski İstanbul hanımefendisiydi… Karamsar ya da kötümser bir insan değildi. Yaşadığı onca acıya rağmen hayata hep umutla bakan biriydi. Bu çok önemli. Hüznünü bile gülümseyerek paylaşırdı. Ben onu hiç asık suratlı görmedim. Hayatında onu üzen o kadar çok şey olmuş ki… Hiç hoş olmayan olaylarla yüzleşmiş ki… Ama, yine de hayata bağlıydı, hayata umutla bakan bir kadındı. Ayrıca da, okuyan bir insandı. Bilim ve sanat üzerine, kısa ama çok önemli yazıları vardır. Kitapta birkaç örnek verdim zaten… Tanıştığımız yıllarda da........

© T24