menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Uluslararası ilişkiler artık kimin işi?

12 0
15.05.2026

Geçtiğimiz günlerde Uluslararası İlişkiler Konseyi tarafından düzenlenen XI. Uluslararası İlişkiler Çalışmaları ve Eğitimi Kongresi, Odunpazarı Belediyesi’nin de desteğiyle Eskişehir’de gerçekleşti. Kongrede Kale Grubu ve Global İlişkiler Forumu panelinin moderasyonunu yaparken, özellikle üniversite tanıtım günlerinde sıkça duyduğum bir soruyu yeniden düşündüm: “Uluslararası İlişkiler okumak ne işe yarar?”

Panelde kamu, özel sektör, medya ve sivil toplumdan gelen farklı cevaplar bana bir kez daha şunu gösterdi: Uluslararası ilişkiler artık yalnızca diplomatların, akademisyenlerin ya da dış politika uzmanlarının alanı değil. Jeopolitik rekabet, enerji güvenliği, tedarik zinciri kırılganlıkları, yaptırımlar, ticaret savaşları, iklim düzenlemeleri ve regülasyon belirsizliği bugün doğrudan yatırım kararlarını, sektörlerin gelecek planlarını, sivil toplumun hareket alanını ve kamunun politika üretme biçimini etkiliyor.

Bir başka deyişle, jeopolitik artık yönetim kurulu odasında.

Panelde tartıştığımız meselelerden biri, uluslararası ilişkiler alanında sıkça kullandığımız kavramlarla sahada yaşananlar arasında nasıl bir ilişki olduğu meselesiydi. Akademide ve kamusal tartışmalarda çok kutupluluk, jeoekonomi, stratejik özerklik, enerji güvenliği ya da dijital dönüşüm gibi kavramları sıkça kullanıyoruz. Fakat bu kavramlar bazen o kadar hızlı dolaşıma giriyor ki, sahadaki karşılıkları üzerine yeterince düşünmeden onları açıklayıcı anahtarlar gibi kullanmaya başlıyoruz.

Özel sektör açısından bu fark daha görünür. Endüstri 4.0, yapay zekâ, dijital dönüşüm ya da sürdürülebilirlik gibi kavramlar şirketlerin diline hızla yerleşiyor. Ancak bu kavramları gerçekten içselleştirmek, onları şirket stratejisine, insan kaynağına, üretim süreçlerine ve karar alma mekanizmalarına yerleştirmek çok daha zor. Bu nedenle bugün asıl mesele yalnızca “dünyada ne oluyor?” sorusuna cevap vermek değil; dünyada olanların kurumların günlük iş yapma biçimlerini nasıl değiştirdiğini anlamak.

Bu çerçevede, küresel dönüşümlerin gerçekten yeni dinamikler yaratıp yaratmadığı sorusu da önem kazanıyor. Bir yandan ABD-Çin rekabeti, Avrupa’nın stratejik özerklik arayışı, Rusya-Ukrayna savaşının enerji piyasalarına etkisi, yaptırımlar ve ticaret savaşları mevcut eğilimleri daha görünür hale getirdi. Diğer yandan bu gelişmeler, özel sektör için gerçekten yeni bir faaliyet ortamı da yaratıyor. Artık şirketler yalnızca maliyet, pazar büyüklüğü ya da kârlılık hesabı yapmıyor; regülasyon öngörülebilirliğini, yaptırım........

© T24