Toprağın altındaki sessizlik
4 Nisan, 2005 yılından beri mayın ve patlamamış mühimmat tehlikesine dikkat çekmek için “Dünya Mayın Bilinci ve Mayın Faaliyetine Destek Günü” olarak ilan edilmiş durumda.
Türkiye’de ise mayın meselesi, ironik biçimde, hâlâ yeterince bilinmeyen bir konu.
Geçtiğimiz günlerde Özyeğin Üniversitesi’nde düzenlediğimiz bir panelde, Nurcan Baysal’ın yeni kitabı Geride Kalanlar vesilesiyle bu meseleyi konuşma fırsatı bulduk. Panel boyunca tekrar tekrar fark ettiğim şey şuydu: Türkiye’de mayınlar yalnızca toprağın altında değil, aynı zamanda kamusal hafızanın da dışında kalmış durumda.
Oysa mesele ne geçmişte kalmış bir savaş kalıntısı, ne de sadece teknik bir güvenlik sorunu.
Bu, doğrudan bir insan hakları meselesi.
Hem Baysal’ın kitabında hem de panelde anlatılan bir hikâye, bunu bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor: 2015 yılında, Cizre’de sokağa çıkma yasağının bitmesiyle birlikte küçük bir çocuk evden dışarı fırlar. Tek amacı, günlerdir aç kalan horozuna yem vermektir. Ama birkaç adım sonra bastığı şey bir mayın olur. O an, sadece bir çocuğun değil, bir hayatın tamamı geri dönülmez biçimde değişir.
Bu hikâye istisna değil.
Türkiye’de 1950’lerden bu yana döşenmiş yüz binlerce mayın hâlâ toprak altında. Resmi ve gayriresmi veriler birlikte düşünüldüğünde, on binlerce insanın bu mayınlardan etkilendiği tahmin ediliyor. Daha çarpıcı olan, bu insanların büyük kısmının görünmez olması: Kırsal alanlarda yaşayan, kayıt altına........
