Türkiye hala “seçimli otoriter” mi?
Geçen hafta Berlin’de bir düşünce kuruluşunun kapalı bir toplantısına katıldım. Masanın etrafında Avrupalı sivil toplumcular, akademisyenler, gazeteciler ve hatta Amerikalı bazı yerel (eyalet parlamentolarından) siyasetçiler de vardı. Türkiye’de ve dünyada olup bitene hala merak duyan, Türkiye konusunda havlu atmamış bir grup insan. Çoğunluğunun bir biçimde “Türkiye dostu” ya da en azından bizim memleketin hayrını yerkürenin hayrına gören, Türkiye’nin Batılı liderler tarafından menfaat için kötücül biçimde kullanılmasını onaylamayan kimseler olduğunu söyleyebilirim.
En sivri, en tartışmalı, en tabu, en saçma düşünceler dahi sansürlenmeden ifade edilebilsin diye norm kabul edilmiş olan “Chatham House kuralı” çerçevesinde geçen toplantıda hangi katılımcının tırnak içinde ne söylediğini yazmayacağım. Kimin söylediği mühim de değil zaten. Mühim olan, tartışma esnasında yanıt aranan ana sorulardan birinin Türkiye’de hepimizin yaşamlarını doğrudan değiştirecek bir soru olmasına rağmen bizlerin hak ettiği biçimde üzerinde durmuyor oluşumuz.
“Türkiye hala seçimli otoriter bir sistemle mi idare ediliyor?”
Soru buydu.
Bana yöneltildiğinde “evet ama…” diye başlayan bir cümle kurdum. “Ama”dan sonrası “evet”den daha önemliydi zira bu sürecin son evresinde olduğumuzu düşünüyorum. “Seçimlerin hala bir manasının olup olmadığının turnusolü, 2028 seçimleri ya da artık o seçimler hangi tarihte yapılacaksa o senenin seçimleri olacak” dedim. Radikal biçimlerde her gün başka şekillerde duyumsadığımız sert istibdat ortamına rağmen -haliyle sessizleşmiş olsalar da- dirençli ve teslim olmayan seçmen gruplarının içinde yaşadığım için, onlardan biri olduğum için seçimlere inanmaktan henüz vazgeçmediğimi ifade ettim.
Bazı Avrupalı katılımcılar ise bu yorumumu pek naif buldular. Zira onlara göre 19 Mart 2025 sabahı, yani bir sonraki seçimde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en kuvvetli rakibi olacak Ekrem İmamoğlu gözaltına alındığında, Türkiye “seçimli otoriter”den net “otoriter” bir rejime geçmişti bile.
Tam olarak neyin kastedildiğini anlamak için “seçimli otoriter” rejimlerin karakterini bir hatırlayalım. Düzenli seçimlerin yapıldığı, seçimlerin adil olmasa da nispeten özgür bir ortamda yapılabildiği ama muhalefete toleransın ortadan kalktığı, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığının zayıfladığı, medyanın ve diğer sivil toplum alanlarının sürekli baskı altında tutulduğu rejimlere siyaset bilimi literatüründe “seçimli........© T24
