menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Deve midir, kuş mudur?

78 0
11.05.2026

Devletin ‘Terörsüz Türkiye’ diye, masanın karşısındaki Abdullah Öcalan’ın ise ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ diye tanımladığı sürecin sıkıntılı bir eşikten geçmekte olduğu artık bir sır değil. DEM Parti yönetiminin neredeyse iki aydır diplomatik biçimde dile getirdiği tıkanmanın Ankara’nın sandığı kadar “yönetilebilir bir tıkanma” olmayabileceğine ilişkin en kuvvetli emare kuşkusuz PKK yöneticilerinden Murat Karayılan’ın 30 Nisan’da örgüte yakın ANF’ye yaptığı açıklama oldu. Sürecin dondurulduğunu söyleyen Karayılan, “Yasal güvence olmadan silah bırakmamız akıl dışı olur” diyordu. O gün bugündür devlet tarafı “kriz yönetimi” için bazı tuşlara basmaya çalışıyor.

Sürecin iktidar kanadındaki itici gücü olma misyonundan vazgeçmeyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli geçtiğimiz hafta 5 Mayıs günü, bir buçuk senedir devam eden süreçteki (en az) üçüncü tarihi çıkışını yaptı. Öcalan’ın statü açığının kapatılması yönünde daha önce de iktidar ortağına çağrılar yapan Devlet Bey, bu kez olması gerekenin adını da koydu: “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü

Bahçeli’nin önerdiği formülü illaki bizzat Öcalan’a “koordinatör” sıfatı verilmesi olarak yorumlamak kanımca hatalı olacaktır. MHP liderinin sözlerini, sürecin kurumsallaşmasını sağlayacak bir yapının tesis edilmesi ve Öcalan’ın “muhataplık” durumunun bu yapının yapacağı çalışmalar çerçevesinde resmen teyit edilmesi olarak yorumlayabiliriz. Öcalan’ın da tam bunu istediğini ve beklediğini DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan ilk kez bu kadar açık biçimde kendisiyle yaptığım ve 13 Nisan günü bu köşede yayımladığım söyleşide dile getirmişti.

Bu mimarinin bir ismi olmalı. Bu süreci o yönetiyor, yürütücüsü. Bu mimari içinde bir konumu var. Sayın Öcalan bu sürecin defacto yürütülmesini istemiyor. Kendi pozisyonuna ilişkin de doğal olarak hukuki bir statü istiyor. Baş müzakereci olabilir, baş aktör olabilir. Ya da ‘Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözümü sürecinin baş aktörü’ ya da ‘baş müzakerecisi’ ya da başka bir şey. Bu tanım belgelerde olabilir ya da yasanın içerisine konulabilir. Birçok yolu var aslında.”

O söyleşinin yayımlanmasından sadece bir hafta sonra Öcalan’ın şubat ayı başında DEM Parti İmralı heyetiyle yaptığı görüşmenin notları kamuoyuna sızmaya başladı. Detaylarını meslektaşım Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’ın haberinden öğrendiğimize göre Öcalan, sürecin başından itibaren dışarıya gönderdiği metinlerden dramatik biçimde farklı, içinde epey öfke ve karamsarlık barındıran bir üslup kullanma noktasına gelmişti: “Davul boynumda, her gelen vuruyor… Bir bina yapmışlar, binanın statüsü önemlidir. Ne hapishanedir ne de evdir. Ne kuştur ne devedir. Bu durumda bu binaya gitmem. Siyasi hukuki boyutu düşünmeden olmaz. Bir devlet böyle iş yapmaz.

Öcalan’ın aynı görüşmede çok daha sert ifadeler kullandığını örgüte yakın bazı sosyal medya hesaplarından da okumaya devam ettik. Öcalan’ın Ömer Çelik ve Hakan Fidan gibi bazı........

© T24