Türkiye’de yaşayan bir İranlı gazeteci: Ülkemin sınırları ihlal ediliyorsa bunun nedeni mollalar

“Kitlesel gözaltılar, ölümcül müdahaleler, zorla kaybetmeler, işkence iddiaları ve internetin sistematik biçimde kesilmesi, rejimin toplumu artık siyasal bir özne olarak değil, güvenlik tehdidi olarak konumlandırdığını göstermektedir.”

Bu sözler İran’da devlet gazetesi Ettelaat gazetesinde bir dönem çalışmış, ama rejimin baskısı altında gazetecilik yapamayacağını anlayınca Türkiye’ye yerleşmiş Tebrizli bir gazeteciye ait. Adı Seher… Soyadı, Devrim Muhafızları sorgusuna maruz kalmaktan korktuğu için saklı.

Vatandaşını ‘güvenlik’ sorunu olarak gören rejimin farklı gerçeklikler oluşturduğunu dini rehber Ali Hamaney’in öldürülmesine verilen iki kutuplu tepki daha görünür kıldı. Sevinenler, üzülenler…

Hamaney’in ölümüne sevinenleri kategorik olarak ABD ve İsrail yanlısı mı? Tebrizli bir Azeri olan Seher’in yorumu şu oldu:

“Ben ABD ve İsrail’i savunmuyorum. 47 senedir İran İsrail’i tehdit ediyor. Çocukluğum savaşla, gençliğim polisle, ahlak polisiyle geçti. Ben zaten özgür değilim ki. Benim petrolüm benim değil ki. Ha ABD’ye gitmiş ha Hamas’a… Ülkemin sınırları ihlal ediliyorsa bunun nedeni mollalar.“

Tebriz’de yaşayan ailesiyle savaş başladıktan sonra bir kez görüşebildiğini, çünkü internetin kesik olduğunu anlatan Seher, İran halkının İsrail saldırılarına hazırlıklı olduğunu, işi olmayanların dışarıya çıkmadığını ama evini de terk etmediğini, insanların işlerine gittiğini, okulların kapalı olduğunu anlattı. Başka bilgiler de verdi:

“Geçen yıl on iki gün süren savaştan dolayı İsrail ve ABD’nin askeri noktaları hedef alacağını biliyorduk. Herkes hazırlıklıydı. Bizimkiler çanta hazırlamışlar, ekmek stoğu yapmışlar köye gitmek için ama ihtiyaç duymamışlar. Savaş uzun sürerse temel ihtiyaçları gidermede sorun çıkabilir tabii.”

Seher, 28 Aralık 2025 tarihinde esnaf protestolarıyla başlayan ve İran geneline yayılan protestolarda ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı’nın verilerine göre 6 binden fazla insanın öldürülmesinin İran halkı nezdinde bir kırılmaya neden olduğunu anlattı. Ki ölü sayısının daha fazla olduğuna inanılıyor.

“Cesetleri bilerek gösterdiler. Hiçbir şey bu kadar insanın canını kıymaya değmez. İnsanlara gelin cesetlerinizi alın dendi. Ailelerden ya kurşun parası ya da bir formu imzalamasını istediler. Kurşun parası. O formu imzalayanlar ölen çocuklarının polis ya da Devrim Muhafızı olduğunu kabul etmiş olacaktı. Öyle aileler biliyorum ki rejimin eline düşmesin diye çocuklarını evlerinin bahçelerine gömmek zorunda kaldılar. Bu rejimin eli kanlı. Bu eli kanlı rejimden kurtulmak istiyoruz.”

Seher bir gazeteci gözüyle iki olasılıktan bahsetti.

İlk olasılık, dini lider Hamaney’in yerine oğlu Mücteba Hamaney’in seçilmesinin Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman modeli gibi rejimin değişmeden kimi reformlar yapması ve ABD ile anlaşması…

İkinci olasılık da İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi'nin sürgündeki oğlu Prens Rıza Pehlevi’nin iktidara gelmesi.

Kimi rakamlara göre ‘devrim’den bu yana 7 milyon İranlı ülkesini terk etti. Yıllardır ılımlılar/radikaller ayrımına dayanılarak gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı seçimleri artık İranlıları ikna etmiyor.  Anayasayı Korucular Konseyi’nin tartışılmaz aday ‘filtreleme’ rolü temsiliyet krizini çözülmez hale getirdi.

Seher’in değerlendirmesine göre İran ekonomisinin büyük bölümü, denetimden muaf nitelikteki özel kurumlar, vakıflar ve askerî yapılara bağlı ekonomik ağların kontrolünde. Bu kapalı yapı, üretim ve kalkınmadan çok rant dağıtımına dayanıyor. Sonuç olarak yolsuzluk kurumsallaşmış, yoksullaşma yaygınlaşmış, sınıfsal hareketlilik durmuş ve orta sınıf büyük ölçüde erimiş.

İran’ı İranlılardan dinlemek önemli. Zira rejimin sansür ve filtreleri gerçeği öğrenmeyi engelliyor. O nedenle ben de bu kez Seher’e kulak verdim.


© T24