menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Trump nasıl bir Çin’e gidiyor, Türkiye’nin iki blok arasındaki durumu ne, Çin nasıl neoliberal Batı’nın taklit ettiği bir ülke oldu; Prof. Çağdaş Üngör anlatıyor

19 0
13.05.2026

Çin ne kadar uzak ve hâlâ gizemli bir ülke… Coğrafyası ve nüfusuyla dünyanın ağırlık merkezini etkileyen bu devasa ülke; askeri, ideolojik ve ekonomik güç olan ABD’ye rakip olunca güncel bilgilerle bakmak daha da önem kazandı. Yıllar içinde ‘Made in China’nın anlamı nasıl değişti, onu da öğrenmek farz oldu. ABD Başkanı Donald Trump’ın bugün başlayacak Çin’e resmi ziyareti paralelinde, Çin’i güncel bilgilerle ve Batı karşısındaki durumuyla dinlemek, Türkiye’nin iki blok arasındaki konumunu anlamak ve paylaşmak istedim. Buna vesile de Prof. Dr. Çağdaş Üngör’ün İletişim Yayınları’ından çıkan ‘Çin Hakkında Bilmek İstemedikleriniz’ isimli kitabı oldu. Üniversite gençliğinin bugünkü ruh hâline benzer nedenlerle 2001 ekonomik krizinden etkilenerek Çin devlet bursuyla Merkez Çin Normal Üniversitesi’nde akademik hayatına başlayan Üngör’le ‘Çin mucizesi’ni konuştuk. Belki de geleceğin distopyasını…

- Çin kapalı bir devlet imajı ile gizemli bir ülke olageldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan 2021’de “Çin modelini örnek alacağız” demişti. Sonra zaman geçti. Türkiye’nin Çin’le kredi ilişkileri oldu. Son olarak MHP lideri Devlet Bahçeli TRÇ (Türkiye-Rusya-Çin) ittifakının inşa edilmesinden söz etti. Hatta MHP Genel Başkan Yardımcısı İlyas Topsakal Moskova temasları sonrasında Rus Vedomosti gazetesine verdiği demeçte “2028 seçimlerinde AKP ile koalisyonu sürdürmesinin gayri resmi şartının "bakanlık görevleri değil, Rusya ve Çin ile iş birliği programının benimsenmesi olduğunu” söyledi. Türkiye’nin Çin merakını nasıl açıklamak gerekiyor?

 “Şangay İşbirliği'ne girelim, Avrupa Birliği'ne değil de buraya kanalize olalım” gibi açıklamalar 2013 yılına dayanıyor. Çin olayı, Türkiye'nin tamamen Batı’dan duyduğu tatminsizlikle ilgili… Çin büyük bir güç, ekonomik açıdan, yatırım ilişkileri açısından gelişmekte olan ülkelere vadedebileceği çok şey var. Zaten o yüzden de ilgi çekti. Kuşak ve Yol Girişimi (Yeni İpek Yolu) dediğimiz, yaklaşık 150 ülkenin imzaladığı küresel projeye Latin Amerika’dan, Afrika’dan birçok ülke angaje oldu. Dolayısıyla Çin'den para akışı, yatırım gibi pragmatik anlamda bir sürü beklenti var. Bunlara da ilgi duymak doğal. Bu sadece Türkiye'deki karar alıcılarının ilgilendiği bir durum değil. Ama bizim Çin'le olan ilişkilerimiz çok yüzeysel Batı'yla olan ilişkilerimizle kıyasladığınız zaman. En önemlisi Çin'e karşı pazarlık gücümüz çok yok. Mesela dokuz satın alıyoruz, bir satıyoruz. Ve bu hiç değişmiyor. Makas sürekli açılıyor. Muhtemelen bundan sonra daha çok açılacak.

- Neden?

Çünkü Çin'in baskın olduğu sektörler var. Elektrikli araçlar başta olmak üzere, güneş panelleri gibi yenilenebilir enerji vs. Muhtemelen bu makas daha çok açılacak. Hükümet 15-20 yıldır Çin’e sürekli bir şeyler satmaya çalışıyor. Fındığı denedik, başka yerli mallarını vs. Fakat Çin bize çok daha fazla elektronik ürünler sattığı için o makası kapatmanız mümkün değil.

- Bahçeli’nin TRÇ vurgusunun altını yeniden çizmek isterim, neden bu vurgu yapıldı sizce?

NATO biliyorsunuz 2028 yılında Türkiye'de yepyeni bir kolordu kurulacağını açıkladı. Bunun planları çok önceden yapılmış benim okumama göre. İran savaşında hükümet son 10 yıldır olmadığı kadar NATO'cu bir çizgiye geldi. Daha doğrusu NATO'ya minnettar diyebileceğimiz bir çizgiye… Türkiye’ye atılan füzeler havada yakalandı vs. Gazze savaşında ya da Gazze soykırımında Türkiye'nin ne kadar üst perdeden konuştuğunu biliyoruz ya da daha önceki dış politika sorunlarında, krizlerinde. İran savaşıyla birlikte açıklamalarda İsrail'in adı geçti ama Amerika'nın adı pek geçmedi. Trump hiçbir zaman hedef alınmıyor. NATO, 2022 Madrid zirvesinde Çin'i ve Rusya'yı rakip olarak nitelendirdi. Hadi diyelim Rusya Avrupa açısından bir tehdittir. Ukrayna savaşı falan ama Çin'in oraya girmesi çok yeni bir gelişme. Ve biliyorsunuz NATO bütün kararlarını konsensüsle alıyor. Bunun anlamı Türkiye’nin de o karara, “Çin NATO’nun rakibidir” kararına imza atması demek. Çünkü Türkiye istediği zaman NATO'da sıkıntı çıkarabiliyor.

- Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine başlarda ‘Hayır’ demişti….

Hükümet dışarıya belki çok fazla lanse etmese de çok üst perdeden bunu söylemese bile 5G'nin altyapısında Çin şirketi Huawei var. Başka şirketler de var ama Huawei çok ciddi bir yatırımcı o alanda. Yani bizim 5G altyapısının çok önemli bir bileşeni. Amerika, Türkiye'yi uyardı. Türkiye 5G'de sürekli “yerli malı” vurgusu yapıyor. Biz bunu yerli olarak yapacağız, falan… Hatta bir uçtan uca 5G projesi başlatıldı, 5G'yi Türk işi ya da yerli ve milli yapmak gibi. Ama bunun başarılı olamadığını görüyoruz. Çok cüzi yerli diyebileceğimiz component (bileşen) kaldı. Nokia, Ericson gibi onlar da girdi konsorsiyuma. Ama 5G'nin reklamlarına bakın Huawei'nin adı bile geçmiyor. Çin'le olan ortaklığı, teknoloji ortaklığını çok fazla ön plana çıkartmak istemiyorlar.

- Buradan nasıl bir sonuç çıkarmak gerekiyor?

Hükümet son iki, üç yıldır özellikle Trump'ın gelişinden sonra geçmişte olmadığı kadar Batıcı, NATO’cu, Amerikancı bir çizgiye geldi. MHP belki şunu demek istiyor: Sen bu yola girersen ben de buradan sıkıntı çıkarırım. Ya da ben dış politikanın bu şekilde olmasını istiyorum. İki parti arasında başka pazarlıkların bir tezahürü de olabilir. Yani bu inatlaşma sadece dış politikayla mı ilgili, bilmiyoruz. Çünkü MHP'nin geçmişine bakarsanız Türkiye'de Çin yanlısı olabilecek en son partidir.

- Uygur Türkleri meselesi nedeniyle değil mi?

Tabii… Yıllar boyu, Uygur sorunu MHP tabanının meselesidir. Çin hakkındaki en uç söylemler hep oradan gelmiştir.

- Çin yönetiminin, Uygur Türklerine yönelik Sincan Özerk Bölgesi'ndeki insan haklarına aykırı uygulamalarını MHP Genel Merkezi önünde duyurmak isteyenler engellenmişti. MHP aslında bu Uygur meselesini son yıllarda çok yükseltmek istemiyor. Çin'le arasını bozmak istemeyen bir MHP var gibi…

Radikal milliyetçilerin TRÇ gibi bir şeyden bahsetmesi çok ilginç veya paradoksal diyebiliriz. Ben bunu gerçek bir dış politika önerisinden ziyade AKP ile bir zıtlaşma olarak okuyorum. Bunun nereden kaynaklandığını bilemiyorum. Belki Cumhurbaşkanlığı sisteminin devamı ile ilgili ya da gelecek seçimlerle ilgili olabilir. Orada bir zıtlaşma var. Onun nişanesi olarak okumak lazım. AKP bunu yaparken çok daha ciddiye alınması gereken bir durumdu. Erdoğan “Şanghay İşbirliği Örgütü’ne girelim, BRICS'e girelim” demişti. MHP şimdi söylüyor ama AKP yıllarca söyledi bunu.

“NATO üyesiyseniz Çin’le askeri ya da teknolojik iş birliği soru işareti yaratır”

- “Dış politikada eksen kayıyor mu” tartışmaları olmuştu…

Hükümete sorduğunuz zaman “Bizim eksenimiz kaymıyor, sadece çeşitlendiriyoruz, stratejik özerklik istiyoruz” vs. demişti. Soğuk Savaş bittikten sonra böyle bir manevra alanı vardı. Bugün ise benim baktığım, gördüğüm dünya aslında tekrar çift kutupluluğa gidiyor. Çin ve Amerika… Çin'in yanında Rusya da var ama Rusya'yı küçük ortak olarak görüyorum. Rusya burnumuzun dibinde olduğu için bize daha büyük gibi görünüyor. Ekonomik, teknolojik, askeri; nereye bakarsanız bakın Çin çok daha büyük ve zaten Amerika orayı daha fazla dikkate alıyor ve bastırmak istiyor. Dolayısıyla Amerika mı Çin mi dediğiniz noktada bunun bir örneğini S-400’lerde gördük. O da “stratejik özerklik istiyoruz” diye aldığımız bir şeydi. Kullanamadık. O paralar da muhtemelen zayi oldu. Bazı askeri teknolojiler, 5G, füze sistemleri vs. Bunlarda stratejik özerklik ya da manevra alanı bence pek kalmadı. Özellikle NATO üyesi bir ülke için. Hani burada hep Hindistan falan örnek veriliyor ama Hindistan NATO üyesi değil. Yani siz NATO üyesiyseniz ve bütün o kararların altına şerh düşmeden imza attıysanız Çin'le askeri iş birliği ya da teknolojik iş birliği soru işareti yaratır.

- Çin’le iş birliği nedeniyle gelecekte S-400’lerde yaşanan sorunların benzeri yaşanabilir mi demek istiyorsunuz?

Teknoloji işi daha önce bu kadar güvenlikleştirilmiş değildi. Yani sizin hangi marka televizyon izlediğiniz ya da ne tür bisiklete bindiğinizle o kadar fazla ilgilenilmezdi. Ama işte kamera sistemleri, mesela CCTV (Closed-Circuit Television / Kapalı Devre Televizyon Sistemi güvenlik kameraları) kameralar. Türkiye'nin her yeri bugün bu kameralarla dolu. Çok büyük oranda Çin üretiyor CCTV kameraları. Mesela 5G teknolojisi, yarın öbür gün elektrikli araçlar gelecek. Elektrikli araçlar için biliyorsunuz yürüyen bilgisayar deniyor. Frene bastınız, durdunuz, bütün bu veriler Çin’de bir yerde toplanıyor. Buradaki soru işareti bütün o data ile ilgili. Amerika'nın esas endişesi o. NATO’ya ait uçakların 5G teknolojisi ile verilerinin Çin devletinin eline geçmesi. Huawei tabii bunları inkâr ediyor. Fakat Çin’de tek parti rejimi var. Yeni yasalar geçti ve her şirket istendiği takdirde birtakım hassas bilgileri paylaşmak zorunda. Benim gördüğüm teknoloji güvenlik meselesi hâline geldikçe o seçenekler çok azalıyor. O gri alan, manevra sahası daralıyor. Hükümet bunu görerek Trump döneminde özellikle, “Batı'dan........

© T24