Silivri aileleri yürekleri ağzında duruşmayı takip etti: Kalbim duracak gibi! |
Silivri Cezaevi (Marmara Cezaevi) büyük kampüsü içerisinde bulunan duruşma salonu duvarlarının dili olsa da konuşsa… Cumhuriyet davasını hatırlıyorum… O günlerde de aileler metrelerce uzaktaki tutuklu yakınlarına seslerini duyurmak, duygusunu ifade etmek için beden dilini kullanırdı.
Beden dili evrensel bir dil… Kalp işareti, sarılma işareti, öpücük göndermeler… Silivri 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 15. duruşmasında tutuklular bu dili kullandı, yakınları da…
Farklı sosyo kültürel ve ekonomik geçmişten gelen aileleri bir araya getiren bu davada tutuklu yakınları, tedirginliğin gölgelediği bir umutla duruşma salonunun seyirci bölümünde avukatların müvekkilleri için tahliye taleplerinin gerekçelerini pür dikkat dinliyordu.
Ne zaman duruşmaya ara verilse sessizlik yerini coşku ve sevgi gösterisine bırakıyordu.
- Ali Rıza Başkan seni çok seviyoruz.
- Anneciğim günaydın… Doğum günün kutlu olsun…
- Murat, annen burada!
Tutuklular için orada olduklarını göstermek, hissettirmek çok önemli olsa gerek ki izleyici bölümündeki bütün tutuklu yakınları ara verildiğinde el sallayarak, yakınlarının adlarını söyleyerek moral vermeye çalışıyordu ya da aksine kendilerinin moral arayışıydı bu. Salonun mimarisi tutukluların hiç kimse ile temas etmemesi üzerinden planlanmış. Tutuklular salona yer altından çıkıp, ihtiyaçları ve aralarda yer altına iniyorlardı. Bu da yakınlarla göz, beden, ses temasının bir fırsatıydı.
Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık’ın annesini gördüm tutuklu yakınlarına ayrılan bölümde. Cezaevinde fenalaşıp hastaneye kaldırılan oğluna hastane dışından el sallayan anne olarak hafızalarda yer edinen Gülümser Çalık’ın tedirginliği yüzünden, sesinden okunuyordu. Yanında iki kızı ile mahkeme heyetinin vereceği kararı heyecanla beklediği belliydi. “Kalbim duracak gibi… Gördünüz hiçbir şey yok dosyada. Bizim çektiklerimizin bir önemi yok. Oğlumun bir yılını aldılar.”
Ailelerle konuşmak kolay değil. Örneğin çocuğunun durumunu anlatan bir anne daha sonra yanıma gelerek “Eşim konuştuğum için çok kızdı, lütfen söylediklerimi yazmayın” dedi. Avukatlar uyarmış olabilir ya da konuşmanın hedef haline getirebileceğini bilecek kadar Türkiye’deki siyasi iklimi analiz edebiliyorlardı. Otosansürün, konuşamamanın, üzüntüsüne, değişen hayatına toplumu tanık kılamamanın ağırlığını, belki bir gün daha rahat anlatırlar. Her ailenin ayrı bir hikayesi olduğu açık. Örneğin duruşma başlarken gözleri dolan iki kadının yanına gittim. Biri, tutuklu kişinin yakını olduğunu diğeri de sevgilisi olduğunu söyledi. Ailesinin olmaması dikkatimi çekti, bunu sorunca “Babası vefat etti, annesi de yaşlı” yanıtını aldım. Şehir dışından gelen de vardı, tutuklu oğlunun gözleri onu aramasın diye duruşmaya erkenden gelip hep aynı yere oturan da…
Tutuklular arasında ise 92 yaşındaki kanser hastası anne ve babasının bakımından sorumlu olan da vardı, çocukları onu tutuklu görmesin diye aylardır çocuğuna sarılamayan babalar da…
Ekrem İmamoğlu davanın merkezindeki asıl isim olduğundan olsa gerek duruşma salonuna en son gelen ve verilen aralarda salondan en son çıkan isimdi. Yeraltından çıkarken, yeraltına inerken büyük alkış aldı. “Cumhurbaşkanı İmamoğlu”, “Halkın Umudu İmamoğlu” sloganlarına o da sarılma işareti yaparak yanıt verdi. Kendisi gibi tutuklu olan avukatı Mehmet Pehlivan’la ilişkisi abi-kardeş gibiydi. İmamoğlu tutuklu sanık olarak en önde, oğlu Mehmet Selim İmamoğlu tutuksuz sanık olarak onun arkasındaki bölümde, eşi Dilek İmamoğlu da seyirci bölümünde birbirlerine el sallarken ailelerin birlikte yargılandığı bir dava olması nedeniyle de İBB davasının tarihe geçeceğini düşündüm.
Sanıklar arasında cezaevinde evlenenler de oldu. Mesela İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökçe… Bu duruşmada tutuklu yargılanan İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün’ün eşi ve avukatı Sinem Keleş Akgün de cezaevinde evlendiklerini söyledi. Ancak nikah fotoğrafının hala cezaevi yönetimi tarafından verilmediğini, gerekçesinin de fotoğrafta İmamoğlu’nun yer almasının olduğunu savundu.
İBB davasının 15.duruşmasında dört avukat müvekkillerine ifadeleri konusunda baskı yapıldığını iddia etti. Örneğin tutuklu sanık, Kültür ve Medya A.Ş'den ihale alan iş insanı Ömür Yılmaz’ın avukatı Coşkun Atılgan tahliye talepli beyanında şunu söyledi:
“Bizzat müvekkilime avukat gönderilerek ‘İtiraf edersen, aslında iftira atarsan seni çıkartabilirler’ gibi teklifler sunulmuştur. Tutuksuz yargılanan sanıklar arasında, bu tekliflerle müvekkilime avukat gönderen kişiler de vardır. Ayrıca, ‘Bu teklifi reddedersen uzun süre cezaevinden çıkamazsın’ diye telkinde bulunulduğunu da biliyorum. Bunların hepsi cezaevi kayıtlarında mevcuttur.”
Başka avukatlar da müvekkiline kimi avukatlar aracılığı ile ‘tahliye’ vaadinde bulunulduğunu öne sürdü. Bunlar önemli iddialar. Ve avukatların dediği gibi cezaevi kayıtları ile iddialara konu olan avukatlar isimleri ortaya çıkarılabilir. Bu mahkeme heyetinin önündeki önemli bir ihbar… Bu satırları yazarken avukatların beyanları devam ediyordu. Saatlerce süren duruşmada dikkatini hiç kaybetmeyenler tutuklu yakınlarıydı. Sevinecekler olabilir ama sevincin eksik olacağı kesin.