Yurttaşlara sesleniş… |
Diğer
03 Ocak 2026
Televizyonu açtığımda cumhurbaşkanımızın konuşması başlamak üzereydi. Kahve fincanının kulpunu baş ve işaret parmaklarımla tutmuş, serçe parmağımı ileri doğru uzatmış, koltuğa kurulup ayaklarımı pufa dayamıştım; Şao-Şi de kucağımda kıvrılıvermişti. Bir tos atıp kahvemi dökebilirdi. Ekrandaki yüzü görünce kediyi filan unutup tüm dikkatimi ona verdim.
“Sevgili yurttaşlarım;
Bugün, uzun ve yıpratıcı bir dönemin ardından yalnızca yeni bir göreve değil, yeni bir eşiğe gelmiş bulunuyoruz. Seçim süreci tamamlandı, sonuçlar kesinleşti ve görevim resmen başladı. Ancak bu seçimi önceki seçimlerden ayıran şey, kimin kazandığından çok, toplumun neyi tercih ettiği. Bu kez sandık, yalnızca bir iktidar değişimini değil; ülkenin yönüne dair açık bir iradeyi ortaya koydu.
Bu irade, bir kişinin ya da bir kadronun göreve getirilmesi değil; uzun süredir dışlanan bir alternatifin, ilk kez bu denli geniş bir toplumsal mutabakatla sahiplenilmesidir. Ortaya çıkan tablo, milyonlarca yurttaşın birlikte yazmak istediği ortak bir gelecek tasavvurudur. Bu nedenle üstlendiğim görev, kişisel bir yetkilendirme değil; paylaşılması ve birlikte taşınması gereken bir sorumluluktur.
Yani bu seçim, bize seçmen davranışındaki net bir değişimi de gösterdi: İnsanlar yalnızca “kimi seçeceğini” değil, “nasıl bir ülkede yaşamak istediğini” de oyladı. Korku ile umut, inkâr ile eşitlik, merkezileşme ile yerelleşme ve katılım arasında bir tercih yaptı. Bu yönüyle bu seçim, Türkiye’nin siyasal tarihinde bir kırılma anına işaret ediyor.
Sevgili yurttaşlarım;
Yıllar boyunca bu ülke korkularla yönetildi. Eşitliğin bölünme getireceği, kimlikleri tanımanın birliğimizi zayıflatacağı söylendi. Oysa bu ülke, yaşadıklarıyla bunun tam tersini kanıtladı. Eşitliğe doğru atılan her adım, bizi bölmek yerine birliğimizi güçlendirdi; inkâr derinleştikçe sorunlar büyümüştü, oysa kimlikleri tanıdıkça ve üzerinde konuştukça yaralar kapanmaya başladı.
Bu seçimle birlikte halk, “herkesin aynı olması” fikrini değil, herkesin eşit olması ilkesini seçti. Birliğin benzerlikten değil, ortak yurttaşlıktan doğduğunu söyledi.
Bu nedenle, bizi eşit yurttaşlar olmaktan hâlâ uzak tutan engelleri kaldırmak bir risk değil, bir zorunluluk. Bu ülkede milyonlarca yurttaşın ana dilinin, resmi dilimizin yanında kamusal yaşamda yer bulması Türkiye’yi zayıflatmaz; yurttaşlarıyla bütünleştirir. Birden fazla dili tanıyabilen bir ülke bölünmez; zenginleşir.
Sizler, korkularla yönetilmeye itiraz ettiniz. “Bizi birbirimizden koruyun” diyen siyaseti değil, “bizi birbirimize emanet edin” diyen anlayışı tercih ettiniz. Böyle yaşamak isteyen bir Türkiye’yi inşa etme görevini de bana verdiniz.
Değerli yurttaşlarım;
Bu seçim aynı zamanda seçmenlerin yoksullukla mücadele programımıza büyük ilgi duyduğunu da gösterdi. Gittiğim her ilde, yurttaşlarla yaptığım her yüz yüze görüşmede bunu tekrar tekrar hissettim. Göreve başladıktan sonra yaptığımız değerlendirmelerde de bu ihtiyacın ülkenin her yerinde ortaklaştığını gördük. Yoksulluğu kader olmaktan çıkarmak zorundayız. Bu nedenle, yoksulluğu yardım ve sadaka ilişkilerinin konusu olmaktan çıkaracak, hak temelli bir yurttaşlık güvencesi oluşturmayı hedefliyoruz. Bu kapsamda, asgari yurttaşlık geliri uygulamasının ekonomik, mali ve toplumsal etkilerini tüm şeffaflığıyla ele alacak; bu güvenceyi istihdam politikalarıyla birlikte ve onları ikame etmeyecek biçimde hayata geçireceğiz. Bu güvence, çalışmanın yerine geçen bir ödeme değil; kimsenin açlık ve güvencesizlik tehdidi altında yaşamaya zorlanmadığı bir toplum için asgari bir yaşam zemini oluşturmayı amaçlayacak.
Gençlerin, mezun olduklarında işsizlik korkusuyla değil, gelecek kurma imkânıyla karşılaşmaları için eğitimle çalışma hayatı arasındaki kopukluğu giderecek düzenlemeleri bir yıl içinde hayata geçireceğiz. Staj ve ilk iş süreçlerini güvenceli bir geçiş haline getirecek, genç emeğinin sömürülmesine son verecek adımları atacağız. Çalışma hayatında........