Tunç Öndemir: “İyi Misin?” sindirilerek dinlenmesi gereken bir albüm

Söz yazarı, besteci ve yorumcu Tunç Öndemir, uzun bir süredir üzerinde çalıştığı ilk albümü “İyi Misin?”i dinleyiciyle buluşturdu. Daha önce yayınladığı dört single’la müzikseverlere bir ısınma turu attıran Öndemir, tamamı canlı çalınan ve aralarında Akın Eldes, Erkan Oğur, Derin Bayhan, Kağan Yıldız, Barış Doğukan Yazıcı, Bulut Gülen, Engin Recepoğulları, Ezgi Kaki gibi usta müzisyenlerle birlikte çalıştığı 10 şarkıdan oluşan albümde gerek lirik gerek de sound olarak “yoğun” bir müzikal çalışmayı, “iyi müziğe” hasret kaldığımız şu dönemde kulaklarımızın beğenisine sunuyor.

- Müziğe çok erken yaşlarda başlamışsınız. Sağlam ve geniş bir skalada müzik eğitiminiz var. Birçok usta isimle çalışmışsınız. Ancak biz sizin şarkılarınızı 2024’te yayınladığınız “İyi Misin?”le dinlemeye nail olduk. Bunun nedeni sizin yoğunluğunuz muydu, yoksa bu röportajın konusu olan “İyi Misin?” gibi “yoğun” bir albümü hak ettiği şekilde sunmak için mi?

Evet, 7 yaşında çalgı eğitimi ve solfejle müziğe başladım. Birçok usta müzisyen ile yolum kesişti, doğrudur. İlk albümümü daha önceden değil de şimdilerde yayımlamaya karar vermemin birkaç nedeni var. Öncelikle müzikal olgunluğa ulaşmayı bekledim diyebiliriz. Ayrıca şimdiki müzik çevrem ve bu çevrede bilinirliğimiz bir 10-15 sene öncesine göre daha yüksek. Biraz da bunları görerek bu günleri bekledim açıkçası. Daha önceden de girişimlerim oldu gerçi ancak içime sinmeyen çokça şey vardı. Doğru zamanı bekledim diyelim.

Son sorunuza istinaden, evet; şimdilerde bu kadar yapay, elektronik, çabasız işler üretiliyorken bu yoklukta doğru, emek ve birikim gerektiren, canlı çalınmış organik bir arşiv kaydetmiş olmaktan epey keyifliyiz.

- Albümde çok profesyonel müzisyenlerle birlikte çalışmışsınız. Bunun etkisini zaten hissediyoruz ama bir tarafta Akın Eldes var, diğer tarafta Erkan Oğur, Kağan Yıldız, üflemelilerde ayrı üstatlar Barış Doğukan Yazıcı, Bulut Gülen, Engin Recepoğulları, Ezgi Kaki… Ve 50 müzisyenden bahsediyoruz. Nasıl bir etkileşim içindeydiniz?

Adı geçen kıymetli müzisyen arkadaşlarımız ve/veya ağabeylerimiz ile bizler aslında aynı ortamlarda müzik yapan ve aynı müzikal kaygıları taşıyan insanlarız. Müziğe bakışımız çok benzer, ortak. Müzikal projelerde de ara ara denk gelerek aynı sahneyi paylaşma fırsatı buluyoruz. Hem bu denk gelişlerle hem müzikal anlayışta aynı paydada yer almakla hem de iyi müziğe hizmet eden müzisyenlere destek vermek açısından bir araya gelme fırsatı bulabiliyoruz. Bu fırsat gerek birebir görüşerek gerek ortak müzisyenler aracılığıyla olabiliyor. Albümdeki tüm müzisyenler öncelikle müzisyenliği, doğru ekiplerle müzik yapmaya çalışıldığını bildikleri için, sonrasında da şarkı sözü yazarlığını, besteciliği ve aranjörlüğü gördükleri için kayıtta yer almaya tamam dediler. Herkese her şeyi çaldıramazsınız, proje aklına yatarsa çalar.

Bunlar bizim yaptığımız müzik tarzında önemli kriterler. Bu anlamda bu kadar kalabalık bir müzisyen kadrosunun ‘aklına yatmasından’ da mutluyuz.

- “İyi Misin?” şarkısını dinlediğimde iyi bir başlangıç olduğunu düşünmüştüm ancak böyle durumlarda sonradan gelen parçaların yukarıdaki bahsettiğim “yoğunluğu” biraz düşüyor. Fakat sizin albümünüzdeki parçaların tamamının üzerinde ayrı ayrı mesai yapılmış. Ayrıca albümün bir bütünlüğü de var ama yine her şarkının ayrı bir formu var. Örneğin “Ateşkes” ve ardında Birsen Tezer’in de katkısını hemen hissettiğimiz “Sevda Treni” ya da “Evvel Zaman” gibi profesyonel bir “jazz band” şarkısı veya Akın Eldes’in dokunuşlarıyla mükemmel bir klasik rock parçasına dönüşen “Kayıp Kayık” lirik olarak da sound ve form olarak da çok uçlara dağılmasa da farklı yerlerde duruyor. Bu dengeyi nasıl sağladınız?

“İyi Misin?” teklisini ilk çıkarttığımda “yalnızca bu şarkıya özenilmiş, şarkı, lokomotif olarak görülmüş, gerisi koyverilmiş” diye düşünülür mü diye bir kaygım yoktu açıkçası. Çünkü biz bütün albümü kaydetmeye devam ediyor ve önceden tüm aranjeleri planladığım üzere hepsini adete nakış gibi dokuyorduk. Bu tahmin edileceği üzere çok emek isteyen, epey vaktimi(zi) alan, maddi manevi yıkım gibi bir süreçtir.

Herhangi bir şarkıya verdiğimiz müzikal özeni bir diğerine de aynen verdik. Şarkıları birbirinden ayırdığımız bir parametre veya ayraç şablonu da yok.

Burada bahsettiğiniz denge unsuru hissedilebilir olmuşsa ne mutlu. Keza ben; gerek dinlediğim gerek yıllar boyunca yaptığım çokça müzik türünden gelme refleksle müzikal çeşitliliği bilen, seven ve tercih eden bir müzisyenim. Tek bir sound’a veya (genre’a) bağlı kalmaktan ve kategorize olmaktansa iyi yapılmış ve kaydedilmiş olmak üzere aynı katalogda çeşitlilikten yanayım. Tamamen rock diyebileceğimiz veya jazz veya pop diyebileceğimiz netlikte değil parçalar, malumunuz. Ancak şarkı bazında belki “bu genre’lardan öğeler taşıyor” denebilir.

Albümde tarzlar farklı olsa da duygusu yekparedir keza şarkılar bütün bir hikâyeyi anlatmaktadır. Yine de ikinci albümde daha sade ve çapı daha dar bir sound arayışı içinde olacağım.

- Müziğin bu kadar çabuk tüketildiği bir dönemde esas çıkışı bir albümle yapmak hâli hazırda bir riskken, “İyi Misin?” gibi sindirilerek dinlenmesi gereken bir albümle yapmakla ekstra bir risk aldığınızı düşünüyor musunuz? Zira önceki soruda belirttiğim gibi şarkıları ayrı ayrı yayınlasaydınız yine yolunu bulurdu bence…

Günümüzde insanların 10 dakikada yapay zekâ ile oluşturduğu “sözde” müziği platformlara yükleyerek bir haftada milyonlara ulaştığı bir süreçte bizimki adeta iğne ile kuyu kazmaktı. Ancak bizler biliyoruz ki; bu da bir furyadır, geçicidir, canlı çalınıp emek verilmiş iyi ve doğru müzik bu geçiş bittikten sonra değerlenerek adeta sarılıp sarmalanacak kadar kıymetlenecektir. Bu minvalde cevaplamak gerekirse; biz zaten tek tek 4 şarkıyı yayınlayarak adeta nabız yokladık. Bu işin sürdürülebilirliğine bakmak istedik. Ha, dinleyen sıfır olsa dahi ben bu albümü ve hatta sonrakileri yine de yayınlayacaktım.

Tek tek yayımlamak, izlediğim kadarıyla dinleyiciyi sıktı. Toplu bir arşiv dinlemek, daha fazla şarkıya ulaşmak istediler. Bunu bana direkt yazan veya söyleyen de çok oldu. Önceden planladığımız gibi 4 şarkı sonrası albümü toplu olarak yayımladık. İster tek tek ister albüm şeklinde olsun, yukarda bahsettiğim günümüz müzikal şartlarında bir şeyler yayınlamak zaten başlı başına bir risk. Öyle veya böyle yayınlayacaktık yani.

“İyi Misin?” söylediğiniz gibi sindirilerek dinlenmesi gereken bir albüm, bir katalog. Dinledikçe farklı gelecek, içine gizlediklerimiz bulunacak, üç boyutlu dokumalarımız, armoni kurgularımız, kontrastlarımız fark edilecek, aylar sonra bile şaşırtabilecek. Özellikle plak dinleyicisinin bu demlenmeden çıkaracağı sonuçlardan mutluluk duyarız.

Bunun ve bu içselleştirmenin zaman alacağını biliyorum. Dipten ve ağır gelmesini tercih ediyor, düzenlemeleri ona göre yapıyorum. Her biri müziğe uzun yıllardır emek veren arkadaşlarımla buna göre çalıyoruz ve hatta tekrar tekrar buna göre düzenliyoruz. Acelemiz yok. Albümün nefes alması ve dinleyene nefes aldırması önceliğimiz.

- “İyi Misin?” gibi usta ellerde çıkma işlerin “albüm” formatında “taçlandırılması”nın sadece size değil, biz, dinleyicilere de iyi geldiğini düşünüyorum. Çünkü bu sayede “şarkı” değil, “müzik” dinliyoruz. Katılır mısınız buna?

Bu pespayelik içinde size ve dinleyenlere iyi gelebiliyorsak, üstte dediğim gibi nefes aldırabiliyorsak, bir şeyler için hâlâ çabalandığını fark ettirebiliyorsak, iyi müziğe hizmetin bitmediğini ifade edebiliyorsak amacımıza yaklaşıyoruz demektir.

- Albümün sürprizi hiç kuşkusuz bestesi Özkan Samioğlu’na ait olsa da bizim bir Fikret Kızılok şarkısı olarak bildiğimiz “Bu Kalp Seni Unutur Mu?” cover’ı. Sizin müziğinize yakın pek çok isim varken yeniden yorumlamak için neden özellikle bu şarkıyı seçtiniz?

“Bu Kalp Seni Unutur Mu?”yu gitar öğrenmeye ilk karar verdiğimde bir arkadaşım bana dinletmişti. O gün Fikret Kızılok ve Sibel Sezal’dan ilk kez dinlediğim çocuk hâlimle bu şarkı karşısında donakaldığımı, inanılmaz beğenip etkilendiğimi ve bir gün benim de söyleyeceğimi düşündüğümü hatırlıyorum. Bugün bu hayalimi gerçekleştirdiğim gibi, o gün küçücük bir kızken şarkıda sesini duyup hayran kaldığım Sibel Sezal’a ulaşıp, şarkının 14 Şubat 2026’da Youtube’da yayına giren ve hepimizin çaldığı performans videosu versiyonunda kendisi ile düet de yaptım. Yani şarkıyı seçme sebebim budur. Ama ikinci albümde bu kez Ortaçgil’den ve yine sevdiğim birkaç müzisyenden birkaç cover yapma planım var. Şarkının bir Fikret Kızılok ve Özkan Samioğlu ortak bestesi olduğunu düşünürsek de her ikisi de bize yakın isimler aslında. Mesela biz Birsen Tezer ekibi olarak çokça Bülent Ortaçgil cover’ı düzenledik, kaydettik ve sahnede de çalıyoruz. Ortaçgil de Kızılok’la ve Erkan Oğur’la; gerek Çekirdek Sanat Evi’nde gerek televizyon programlarında gerekse ortak kayıtlarında yıllarca hep bir aradaydılar. Bu anlamda tabiri caizse aslında tam da işin göbeğindeyiz.

- Son olarak sizi ne zaman sahnede izleyebileceğiz?

Ben, Birsen Tezer ekip müzisyeni olduğumdan ve kendisi ile sahnede her seferinde düet şarkılar söylediğimden her konserde dinleyebilirsiniz aslında. Ama solo konserler için şunları söyleyebilirim; albümdeki tüm müzisyenlerin mümkün mertebe katılımı ile albüm lansman konseri planımız var, üzerinde çalışmaktayız.  Zamanı gelince duyurumuzu yapacağız, önce plağımızın yayınını beklemekteyiz. Hâliyle bu konserden itibaren düzenli konser planlarımız da gündemde…


© T24