Arka oda

Diğer

Konuk Yazar

13 Ocak 2026

Bu sadece bir mekân hikâyesi değil, bir rıza hikâyesi.

Önce, şehri tepeden gören arka oda kapandı.
Kimse kapatmadı.
Biz kapatmadık ama bundan rahatlık hissettik.

İçeride bir ‘koku’ vardı.
Keskin değildi.
Ama kalıcıydı.

Camı açtık. Geçmedi.
Mevsimdir,” dedik. “Geçer.”
İnanmak işimize geldi.

Sonra kapıyı daha az açar olduk.
Zaten gerek de yoktu.
Daha düzenliydi böyle.
Daha güvenli.

Ev genişti.
Yeterince yerimiz vardı.
Bir odayı kaybetmek, her şeyi kaybetmek sayılmazdı.

Bir süre sonra koku koridora çıktı.
Geçerken nefesimizi tuttuk.
Konuşmaları kısalttık.
Bazı cümleler gereksiz görünmeye başladı.

Bazı kelimeleri kendimizden sakladık.
Yük yapıyordu.
Sorular huzursuzluk çıkarıyordu.

Salon hâlâ açıktı.
Tv çalışıyordu.
Bize dünyanın ne kadar tehlikeli olduğu anlatılıyordu.

Haberler sadece uzak yerleri göstermiyordu.
Yakını da gösteriyordu.
Tanıdık sokakları.
Tanıdık yüzleri.

Her gün başka bir hikâye.
Bir çürüme daha.
Bir utanç daha.

Önce şaşırdık.
Sonra kızdık.
Sonra yorulduk.

Çürüme de koku gibiymiş, dedik.
Zamanla artıyor.

Bazı şeyleri kapatmaya başladık.
Haberlerin sesini.
Bazı bölümlerini.

Her yerde böyle,” dedik.
Zaten hep vardı” dedi, biri.

Utanç da idare edilebiliyordu.
Yeterince küçük parçalara bölünürse.

Sustuk.

Sessizlik rahatlatıcıydı.
Bilmemek, bilmekten daha güvenliydi.

Bir süre sonra, rahatsız olanlar tuhaf görünmeye başladı.

Fazla hassastılar.........

© T24