menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yok anneler, var anneler

4 14
30.01.2026

Diğer

30 Ocak 2026

"Savaş Üstüne Savaş", "Geber Aşkım" ve "Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim"

Ana, ana, ana…Varlığı bir dert, yokluğu yara. Bu yılın ve ödül sezonunun öne çıkan üç filmi: Geber Aşkım, Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim ve Savaş Üstüne Savaş birer annelik hikayesi anlatıyor. Alışık olduğumuz (ve çok da sıkıldığımız) mükemmel anne masallarının dışına taşan bu hikayeler üç bambaşka form ve stilde çıkıyor karşımıza. Ama üçü de postpartum depresyonu ve annenin üstüne yıkılan bakım emeği üstüne bir söz söylüyor. Yalnız ve yardımsız anneler, kendi kimliğini anneliğe tercih edenler ve görmezden gelinen mücadeleleri anlatan üç film de izlenmeyi hak ediyor.

Arjantinli yazar Ariana Harwicz’in aynı isimli romanından uyarlanan ve Lynne Ramsay’nin yönettiği Geber Aşkım (Die My Love), bir romandan çok bir şiir hissi veriyor insana. Zaman, mekan ve gündelik gerçekliğin flulaştığı, başı sonu nerde tam da bilemediğimiz bir dünyada, yeni doğum yapmış bir annenin hayatındayız. Bu fluluk hissi annenin postpartum depresyonunun tam karşılığı gibi. Anne Grace’i Jennifer Lawrence oynuyor. Bu rolüyle 83. Altın Küre Ödülleri’nde Drama Dalında En İyi Kadın Oyuncu ödülüne aday alan Lawrence, çekimler sırasında ikinci çocuğuna hamileymiş.

Grace film boyunca pencereleri yalıyor, yerlerde emekliyor, gündüz düşlerine dalıp çıkıyor, bir banyoyu paramparça ediyor ve kafasını bir aynaya geçiriyor. Tüm bunlar olurken bebeğin babası nerde derseniz, genellikle yok. Baba Jackson (Robert Pattinson) New York’tan taşındıkları Montana kırsalında tam olarak ne olduğunu bilmediğimiz bir işte çalışıp, eve alakasız saatlerde geliyor. Grace’le beraber olmuyor ama arabasında bir kutu prezervatif taşıyor. Evin pisliğinden şikayet ediyor ama temizlik yapmıyor. Hatta yapılması gerekenlerden o kadar bihaber ki bir akşam eve durmadan havlayan bir köpekle geliyor. Grace tüm bu olup bitenle baş etmeye çalışırken, sorunun onda ve eksik anneliğinde olduğunu ima eden birine cevabı yapıştırıveriyor: “Çocuğuma bağlanma problemi yaşamıyorum. O, mükemmel. Boktan olan geri kalan her şey…"

Tıpkı Geber Aşkım’ daki köpek gibi, Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim de de (If I Had Legs I’d Kick You) hiç susmayan ve asap bozan bir ses var. Linda’nın kızının bağlı olduğu makinenin sesi. Linda’nın son sahneye kadar yüzünü görmediğimiz kızı yemek yemeyi reddediyor ve her gece midesine bağlı bir hortumla beslenmek zorunda kalıyor. Hortumdan geçen sıvı besinlerin devamlı değiştirilmesi gerek, bu da uykusuz geceler ve hiç bitmeyen bir yorgunluk demek. Mary Bronstein’in yazıp yönettiği filmin yorgun ve hiç mükemmel olmayan annesi, bu rolüyle ilk Oscar adaylığını kazanan (En İyi Kadın Oyuncu) Rose Byrne. Byrne, terapist olan Linda’nın yalnızlığını ve yardımsızlığını asap bozucu bir gerçeklikle canlandırıyor. Zira tıpkı........

© T24