A Thousand Blows dizisi yıldızları Erin Doherty ve Malachi Kirby ile özel röportaj: Bu bir ilham, büyüme ve kurtuluş hikâyesi
Diğer
16 Ocak 2026
Televizyonda “sleeper hit” dediğimiz işler vardır. Sessiz ve derinden ilerleyen, kulaktan kulağa yayılan, izledikçe insanı içine alan. A Thousand Blows da bunlardan biri. Dizinin ilk sezonu, bize üç birbirinden bela karakter etrafında dönen ve 1880’lerin Doğu Londra’sında geçen bir hikaye sunuyordu. Kentin soylu semtlerinin uzağında, yoksullar, çaresizler ve illegallerin toplaştığı, toprak ve çamur içindeki bu bölgenin bir kralı bir de kraliçesi vardı. 40 Elephants denen ve sadece kadınlardan oluşan suç çetesinin lideri Mary Carr (Erin Doherty) ve onu hem mahallede hem kalbinde himayesine almış ağır abi ve efsane boksör Sugar Goodson (Stephen Graham). İkisinin dünyasına Londra’ya Jamaica’dan sıfır kilometre hayallerle göç etmiş, “aslan terbiyecisi olacağım” derken kendini yer altı boks dünyasının içinde ve Mary’nin kalbinde bulmuş yumuşak kalpli ama sert yumruklu, Hezekiah Moscow (Malachi Kirby) da girince, üçgen de tamamlanıyordu.
Bu üçlü etrafında dönen ve tarihi karakterlerden ilham alarak yaratılan hikaye, Peaky Blinders’ın yaratıcısı Steven Knight’ın kaleminden çıkma. Knight, ikinci sezonda önce en dibe düşürdüğü karakterleri, yavaş yavaş ayağa kaldırıyor. Mary, bir Caravaggio tablosunu çalmanın peşinde. Sugar, Mary’den cevap alamadığı aşkını ve Hazekiah’nın ringde kırdığı gururunu onarmaya çalışıyor, Hazekiah’ya gelince, o hem en yakınının ölümünün, hem de Mary’den gördüğü ihanetin yasını tutuyor. Çıplak elle değil, eldivenler ve kurallarla yapılan boks dünyasında görüyoruz onu. Prens Albert Victor’a koçluk yaparken. Sömürgeciyle, vatanı sömürgeleştirilenin; ezenle ezilenin aynı kareye girdiği anlar A Thousand Blows’un bel kemiğini oluşturuyor. Kadınlar, göçmenler, yoksullar ve onların yediği bir değil, bin ayrı yumruk bu dizinin konusu.
Bu T24’e özel röportajı da, ardı ardına yumrukları yiyen ama nakavt olmamak için direnen kahramanlarıyla yaptık dizinin. Karşımda Erin Doherty ve Malachi Kirby var. Doherty’ye The Crown’daki Prenses Anne rolüyle hayran olmadıysanız, Adolescence’daki terapist Briony Ariston rolüyle olmuşsunuzdur mutlaka. Bu sezon aday olduğu tüm ödülleri silip süpüren Doherty, kendi jenerasyonunun en kuvvetli aktörlerinden biri ve daha geçen hafta Critics Choice ve Golden Globes ödüllerini kaldırdı. Benim A Thousand Blows ile tanıdığım Bafta ödüllü Kirby ise, ekranı dolduran varlığıyla aklınızda yer eden çok bir oyuncu.
Doherty ve Kirby ile ikinci sezonun kalbindeki temaları, karakterlerinin dönüşümünü ve yeniden başlama fikrini konuştuk. Steven Knight’ın yazdığı James Bond filminde yer alıp almayacaklarını sorduğumda ise ciddi hava dağıldı, Kirby’nin bir casus filmi yazdığını, Doherty’nin bir Bond kötüsü olmak istediğini öğreniverdik. Sohbetimiz aşağıda, A Thousand Blows ikinci sezonun tüm bölümleriyle şimdi Disney ’da yayında.
- İkinci sezonun tamamını izledim ve çok sevdim. Hatta ilk sezona kıyasla hikayeye daha fazla bağlandım diyebilirim. Benim için bu, ezilenlerin zalimlerine karşı ayağa kalkma hikâyesi. Kadınlar, fabrika işçileri, göçmenler... Hatta sömürgeleştirilmiş insanların sömürgecileriyle yüzleştiğini bile görüyoruz. Size göre A Thousand Blows’un hikayesi neyi anlatıyor ve ve ikinci sezonda bu hikaye nasıl gelişiyor?
Erin Doherty: Bence bu temelde bir kurtuluş hikâyesi. Hepimiz bu karakterlerle birlikte birinci sezonda bir yolculuğa çıktık ve hepsini oldukça kırılgan bir noktada bıraktık; başlarına her şey gelebilirdi. Bu sezonun en güzel tarafı, onların bir an durup gerçekten “Ben şimdi ne yapmak istiyorum?” diye sormalarını izlemekti. Aslında hepsi bir an için durmak zorunda kaldı. Ve bu sezon biz de âşık olduğumuz bu insanların hayatlarının yönünü nasıl değiştirmek istediklerine dair aktif kararlar aldıklarını görüyoruz. Yani bu bir ilham, büyüme ve kurtuluş hikâyesi. Ve nihayetinde çok pozitif bir hikâye. Evet, bu insanların kırılma noktasında olduklarını görüyorsun ama aynı zamanda kendilerini ve hayatlarını daha iyi hale getirmeye çalıştıklarını da görüyorsun. Aslında herkesin hayattan isteyebileceği tek şey de bu.
Malachi Kirby: Ben Erin’in söylediklerine yeniden inşa etme meselesini de eklerdim. Bu karakterlerin her biri dünyalarının – onlar için dünyaları ne anlama geliyorsa – paramparça oluşunu yaşadı. Ve hepsi en baştan başlamak zorunda kaldı. Şimdi ikinci sezonda hayatlarını yeniden kurmak için tek tek neler yapabileceklerini izliyoruz. Bu hem içsel hem de harici olarak yaşanan bir süreç ve........
