menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

2025’in en iyi 10 dizisi

29 1
03.01.2026

Diğer

03 Ocak 2026

Michelle Williams’ı ekranlara döndüren mini dizi Dying for Sex, Elizabeth Meriwether ve Kim Rosenstock isimli iki en yakın arkadaşın kendi hikayelerini anlattığı aynı isimli podcastten uyarlanmış. Dizi, metastatik meme kanseri teşhisi konulan Molly'nin (Williams) bir kere bile orgazm yaşamadığı on beş yıllık kocasını bırakıp son günlerini kendini keşfetmeye adamasını anlatıyor. Yanında da "ölürken benimle ol" dediği en yakın arkadaşı Nikki (Jenny Slate) var. Kendi bedenimize ve arzularımıza dair ne kadar az şey bildiğimizi hatırlatan dizi, hastalık ve ölüm konularına melodramdan uzak bakışıyla, alışık olduğumuz “hastalıkla boğuşan mağrur kadın” hikayelerinden ayrışıyor.

Andor, üçüncü ve son sezonuyla Star Wars evreninin en iyi ve kendine özgü işlerinden biri olarak tarihe geçti. Faşist bir imparatorlukta yaşayan sade vatandaşlar ve isyanın adım adım büyümesini anlatan dizi, kavganın mühiminin ışın kılıçlarıyla değil, ekonomik şiddet, korku kültürü ve hapishane sistemiyle yürütüldüğünü; kendini en apolitik gören insanın dahi bir noktada bir taraf seçme mecburiyeti duyacağını ve "lükslerinden" fedakârlık etmesi gerektiğini anlatıyor. Üstelik bunu tarihsel referanslarla ve Diego Luna, Stellan Skarsgard, ve Denise Gough’un başını çektiği çok iyi bir uluslararası kadroyla yapıyor. Dizinin teması maalesef günümüzle o kadar örtüşüyor ki, bu yıl ABD’yi saran “No Kings” (Krallara Hayır) protestolarında diziden ilham alan “Her yerde arkadaşlarım var” repliği yankılanıyor.

Mark Ruffalo rahipten dönme bir FBI ajanı, iki evlat edindiği çocuğu, bir ölmüş karısı var. Çok içiyor, kariyeri çöpte. Tom Pelphrey iki çocuklu bir çöp toplayıcı. Bir ölmüş kardeşi var. Geceleri uyuşturucu satıcılarının mallarını çalıyor, yeni bir hayat için. Bu iki görünmez adam, Task’ te suçlu ve polis olarak karşı karşıya geliyor. Oysa farklılıktan çok benzerlikleri var. Mark Ruffalo’nun karakterini yaratırken eski bir rahip olan amcasından ilham aldığı dizinin ikinci sezonu sipariş edildi bile.

The Gilded Age üçüncü sezonda 1884'teyiz. Sosyal sınıflar arası uçurumun iyice derinleştiği, sivil haklar hareketlerinin yükseldiği, demiryolu ve sanayi baronlarının ekonomik ve siyasal gücü elinde topladığı bir dönem. Bu sezon kadınların oy kullanma hakkı, boşanan kadınların toplumda gördüğü muamele, işçi hakları, ırkçılık, Amerika'da göçmen olmak gibi konular daha da derinden işleniyor. Tabii bol fırfırlı ve dedikodulu bir arka planda. Eski para- yeni para kavgası ise çoktan bitti, yeni para kazandı. Şimdi o dönemin zenginlerinin toplumu dönüştürme ve şov yapma zamanı. Kadro muhteşem. Ama ben en çok Bertha Russell rolündeki Carrie Coon'a hayranım. Hele ki White Lotus ‘tan bu kadar kısa süre sonra bu kadar farklı bir rolde izleyince insan karşısındaki yetenek ve zanaatın büyüklüğünü iyice idrak ediyor.

Mark Ruffalo'nun “Bir zamanlar jöndüm, artık kariyerim üzgün baba rollerinden ibaret” dediği röportajını izlediniz mi bilmiyorum. Ama Hal and Harper, Task’ten sonra Ruffalo’nun ikinci “üzgün baba” dizisi diyebiliriz. Dizi, annelerinin ölümüyle büyümüş iki çocuğun yetişkin olma çabasını anlatıyor. Babaları (Ruffalo) yeniden evlenmiş ve üstelik yeni karısı hamile. Bu da kırk türlü geçmiş örtüsünü bir anda silkelemek demek, her yer toz oluyor.

Hal ve Harper kardeşleri Cooper Raiff ve Lili Reinhart canlandırıyor. İki aktör karakterlerin çocukluk hallerini de yetişkin bedenlerle oynuyorlar. Bu da çocukluğa ayrı bir hüzün ve kendine acıma hissiyle bakmamıza sebep oluyor ve diziyi benzerlerinden ayırıyor. Raiff aynı zamanda dizinin........

© T24