Yılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araştırmalar ne söylüyor?

Diğer

19 Ocak 2026

Siyasetin dili giderek sertleşti, “münazara” ve “münakaşaya” dayalı bir tarz neredeyse siyasetin kendisi haline geldi. Güncel tartışmalar “müzakere” olarak adlandırılsa da gerçekte siyaset, karşı tarafı anlamaya ya da ortak bir zemin aramaya değil; yenmeye, susturmaya ve itibarsızlaştırmaya odaklanıyor. Laf üstünlüğü kurma pratiği, öfke ve güç gösterisi, hatta bazen Meclis kürsüsünde sergilenen performanslar siyasetin önceliği oldu. Her durumda da amaç ne müzakere ne de uzlaşma.

Oysa siyasetin gerçek başlangıç noktası müzakeredir. Müzakere, pazarlık ya da dayatma değil. Ötekinin ihtiyaçlarını, zihinsel ve duygusal konumunu anlamaya yönelik bilinçli bir çabadır siyaset. Ancak taraflar birbirini yenmeye değil, ortak bir üçüncü fikre ulaşmaya niyet ettiğinde ikna ve uzlaşma mümkün olabilir.

Bugün siyasetteki sertleşmenin temel nedenlerinden biri de siyasetin duygusal olarak hızlanırken güven üretme kapasitesini kaybetmesi. Son yıllarda seçmenin önemli bir kısmı siyasetin sorun çözebileceğine dair inancını yitirmiş durumda.

Elbette bu güveni düşük ama dili sertleşmiş siyaseti çoğaltan bir başka unsur daha var. Hayatımız mekân değiştiriyor. Mekânsal değişimin bir katmanı göçlerle coğrafi değişim. Bir diğer mekânsal değişim mahalle, sokak, bina, ev gibi gündelik hayat mimarisinin apartman tarlalarına dönüşümü. Üçüncü mekânsal değişim katmanı ise gündelik hayatın dijitalleşiyor olması.

İlişkiler, arkadaşlık, dostluk, dayanışma, yardımlaşma, örgütlenme, iş yapma biçimleri ve hatta flörtler ve aşklar dijital dünyaya kayıyor. Haber, bilgi, deneyim paylaşımı çoğalıyor. Ve elbette siyaset de dijital dünyaya kayıyor. Öte yandan dijital dünyanın ilişkilerine, haberine, bilgisine olan güven de eksiliyor. Dijital dünyada her şey daha görünür, daha hızlı, daha tepkisel. Ama aynı ölçüde daha tekinsiz, güvensiz ve kırılgan.

Okurlar anımsayacaklar, Cambridge Sözlüğü yılın kelimesi olarak “parasosyal”, Oxford Üniversitesi ise “rage bait” kavramını seçti. Bu iki kelimenin seçimi bile hayatımızdaki mekânsal dönüşümü ve sonuçlarını izleyebilmek, anlayabilmek için güçlü bir çerçeve sunuyor.

Parasosyal, bir kişinin tanımadığı bir ünlüye, ağırlıklı olarak ekranlarda gördüğü bir figüre karşı geliştirdiği tek taraflı yakınlık hissi anlamına geliyor. Sunucular, sporcular, sanatçılar, siyasetçiler derken YouTuberlar, influencerlar, fenomenler olarak çoğalan karakterlerle izleyiciler arasında kurulan bu ilişki “parasosyal ilişki” olarak adlandırılıyor.

Oxford’un seçtiği “rage bait” kavramı ise dijital dünyadaki etkileşimi artırmak için öfkeyi tetikleyen, kışkırtıcı veya incitici içerikler, paylaşımlar anlamına geliyor.

Aralık 2025 Veri Pusulası araştırması da bu iki kelimeye, dijital hayatımızın önemlice bir yönünü biçimleyen bu ilişkilere odaklanmıştı. Araştırma dijital yakınlığı, ardındaki ihtiyacı, kırılganlığı ve toplumsal ruh hâlini anlamak için kurgulandı. Çünkü dijital öfke de dijital bağlanma da aslında yüz yüze ilişkilerde yaşanan eksilmelerin, yalnızlıkların ve temsil boşluklarının yansımaları. Ve elbette önemli sorulardan birisi de siyasi figürler. Gerek siyasetçi gerek haberci ya da yorumcu olsun siyaset etrafındaki insanlar bu ilişki biçiminin ya da kışkırtıcı iletişimin neresinde olduklarıydı.

Araştırmanın en çarpıcı bulgularından ilki, her on kişiden yaklaşık dokuzunun düzenli olarak takip ettiği bir içerik üreticisi ya da ekran yüzü olduğu. Daha da önemlisi, katılımcıların yüzde 44’ü “yüksek parasosyal yakınlık” kategorisinde yer alıyor. Yani izlediği kişiyi uzun süredir tanıyormuş gibi hisseden, onunla duygusal bir aşinalık kuran geniş bir kitle söz konusu.

Siyasal iletişim açısından bunun anlamı, seçmenin artık bir partiyle ya da bir siyasi ideolojiyle kurduğu gibi bir ilişkiyi ekrandaki karakterlerle de kuruyor olduğu. İzlediği siyasetçi, haberci, yorumcu olan bir yüzle de partisiyle olana benzer duygusal ilişki kuruyor ve bağlanıyor. Liderler, yorumcular, kanaat önderleri, hepsi birer “tanıdık figür”e dönüşüyor. Siyaset, meydanlardan, kürsüden çok ekrandan, siyasi manifesto ve bildirilerden daha çok duygulardan anlamlandırılıyor.

Öte yandan bu yakınlık, sanıldığı kadar sağlam değil. Kurulan bağ aynı zamanda yüksek beklenti de üretiyor. Ve bu beklenti karşılanmadığında kopuş, vazgeçiş de son derece hızlı oluyor. “Senden beklemezdim”,........

© T24