menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gülme ihtiyacı artıyor, gülme cesareti azalıyor: Toplumsal baskılar mizahın kamusal alanı daralttı mı?

38 6
16.02.2026

DiğerEkonomiTüm HaberlerBasında BugünHava DurumuDövizGaleriKonularMizah DergileriBir Bakışta BugünKitap24

Gülme ihtiyacı artıyor, gülme cesareti azalıyor: Toplumsal baskılar mizahın kamusal alanını daralttı mı?

Türkiye’de ekonomik ve siyasal gerilimlerin ötesine geçen derin bir duygusal yorgunluk yaşanıyor. Beklentiler küçülürken, toplum nefes alacak alanlar arıyor; gülmek ve mizah da bu arayışın önemli bir parçası haline geliyor. Araştırmalar, gülmeye duyulan ihtiyacın arttığını ancak mizahın kamusal alanının daraldığını gösteriyor. Yanlış anlaşılma korkusu ve toplumsal baskılar mizahı kırılganlaştırıyor...

Televizyonun siyah beyaz olduğu yıllarda izlediğim bir film vardı; Houdini’yi, yani meşhur kaçış ustasını anlatıyordu. Tony Curtis’in oynadığı bu filmde Houdini, deli gömleğiyle bir çuvala giriyor, ardından bir sandığa kilitleniyor ve hepsinden kendi başına kurtuluyordu. En büyük numara ise bu sandıkla birlikte buz tutmuş bir nehrin üzerinde açılan bir delikten suya bırakılmasıydı.

Gerçekte nasıldı bilmiyorum ama filmde Houdini sandıktan çıkmayı başarıyor, ancak buzda açılmış o deliği bulamıyordu. Kurtarılmayı beklerken, suyla buzun arasındaki birkaç santimetrelik boşluklara burnunu dayayarak nefes almaya çalışıyordu.

Çocukluğumdan beri bu sahne aklımdan hiç çıkmadı. Çünkü en sıkışık anlarda bile insanın nefes alacak küçük aralıklara ihtiyacı olduğunu, bazen o aralıkları kendimizin yaratması, bazen de arayıp bulması gerektiğini düşündürüyordu bana…

Türkiye uzun süredir ekonomik krizlerin, siyasi kutuplaşmaların, iktidar içi gerilimlerin ve toplumsal dokudaki çözülmenin içinden geçiyor. Yaşadığımız artık yalnızca politik ya da ekonomik bir sorun değil; toplumsal bir çaresizlik ve derin bir duygusal yorgunluk hâli. Beklentiler küçülüyor, umutlar daralıyor, nefes almak zorlaşıyor.

Toplumun hayatta kalabilmek için aradığı nefes aralıklarından biri de gülmek ve mizah. Veri Enstitüsü’nün ocak ayı Veri Pusulası araştırması bu nedenle gülme ve mizaha odaklandı. Gülmeyi unuttuğumuza dair pek çok gözlemimiz olsa da bu çalışma, meseleyi sosyolojik boyutuyla ele alan ilk örneklerden biri. Bulgular, mizahın bireysel bir özellikten çok sosyal bir deneyim olduğunu, gülmenin paylaşıldıkça çoğaldığını gösteriyor.

Gülmek çoğu zaman hafife alınsa da toplumsal ruh halini anlamak için önemli ipuçları taşıyor. İnsanların neye, ne zaman ve kiminle güldükleri; hem bireysel tercihleri hem de yaşadıkları dönemin gerilimlerini ve nefes alma ihtiyacını yansıtıyor. Araştırmada gülmenin bir ihtiyaç olarak nasıl görüldüğünü, mizahın neden geçmişe kıyasla daha temkinli bir alana sıkıştığını ve hangi koşullarda güçlendiğini anlamaya çalıştık. Bulgular, mizahın eğlencenin ötesinde; duygusal dayanıklılık, hayatla baş etme ve sosyal bağ üreten bir mekanizma olduğunu doğruluyor.

Mutluluk arayışının mottosu: Daha azını isteyerek ayakta kalma

Bulgular birlikte değerlendirildiğinde toplumsal tablo daha net görünüyor. Gülmeye olan ihtiyaç artıyor ama gülmenin alanı daralıyor. Bilgiye erişim genişliyor ama güven azalıyor. Birlikte yaşamaya mecburuz ama birbirimize temkinliyiz. Bu tabloyu artık sadece “kutuplaşma”, “ekonomi” ya da “siyaset” kavramlarıyla açıklamak mümkün değil. Sorunlar, bireysel duygu dünyalarından başlayıp kamusal alana uzanan bir zincirin her halkasında birikmiş durumda.

Araştırmanın ilk bulgusu, toplumun neredeyse yarısının (yüzde 46) iki yıl öncesine göre daha mutsuz olduğunu gösteriyor. Üstelik bu artış yüksek gelir gruplarında bile görülüyor. Bu durum, ekonomik koşulların ötesinde daha yapısal bir duygu krizi yaşandığını düşündürüyor. Buna karşılık mutluluğun kaynakları değişmiyor: Sağlık, aile ve maddi güvence.

Bu üçlü, toplumun hâlâ temel güvenlik ihtiyacına tutunduğunu gösteriyor. İnsanlar daha iyi bir hayat hayal etmekten vazgeçmiş değil; ancak gündelik hayatın ağırlığı altında beklentilerini küçültüyor. Büyük idealler yerini küçük ferahlıklara bırakıyor: “Bari bir akşam rahat uyuyayım”, “Bari çocuğum sağlıklı olsun.” Türkiye bugün daha iyiyi aramaktan çok, eldekini kaybetmeme çabasıyla yaşıyor.

Toplumun yüzde 82’si gülmeyi bir ihtiyaç olarak görürken, yüzde 70’i mizahın geçmişe göre daha dar ve temkinli bir alana sıkıştığını düşünüyor. Bu paradoks önemli bir........

© T24