menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dünya büyük çağ değişiminde: Yükselen milliyetçilik, korkunun refleksi

43 0
09.03.2026

Davos ve Münih’in bu yılki toplantıları, küresel karar vericiler ve entelektüeller arasında en azından döneme teşhis konusunda bir uzlaşı olduğunu gösterdi. Eski düzen artık işlemiyor; yeni düzen ise ufukta bile görünmüyor. Daha da önemlisi, yirmi yıldır dünya siyasetini belirleyen popülist–otoriter dalganın geçici bir sapma değil, yeni küresel norm olduğu kabul edildi.

İran saldırısı ise Batı’daki popülist ve şoven iktidarların gözünü ne kadar kararttığını gösterdi. Bir lider, Birleşmiş Milletler oturumuna kendisi yerine eşini göndererek kurumun ciddiyetini hiçe saydı. Bir diğeri Gazze’de süren yıkımı ve acıyı bölgeye yayacak ölçüde tırmandırmaya hazır olduğunu gösterdi. Diğerleri ise yüksek perdeden bir tepki bile veremedikleri gibi, yeni göç dalgaları korkusuyla sessizliğe sığındı. Ne yazık ki Batı, ekonomik-siyasi tıkanmışlığın ve ahlaki krizinin etkisiyle dünyayı ateşe atabilecek tehlikeli bir “yeni haçlı ruhu”nun etkisi altında görünüyor.

Bu atmosferde yalnızca Müslüman coğrafyada değil, dünyanın yoksulluğu ve adaletsizliği omuzlarında taşıyan geniş kesimlerinde demokrasi, barış ve onurlu hayat beklentisi hızla umutsuzluğa; umutsuzluk ise öfkeye dönüşüyor.

İran’a saldırının nereye varacağını kestirmek uzmanların işi. Ancak saldırıdan bir gün önce ilan edilen Afganistan–Pakistan çatışmasını da hesaba katınca, radikal bazı örgütlerin nükleer kapasiteye yakın bir yıkım gücüne erişmesi artık hayal değil. Dünya Batı–Çin eksenli bir sıcak savaş ihtimalini tartışırken, çok daha kültürel bir eksende yeni çatışma biçimleri ortaya çıkabilir. Üstelik bunun nedeni ideolojilerden çok, yeniden üretilen fetih ve haçlı zihniyetinin siyasi ve sosyolojik sonuçları olabilir.

Ama bütün bu gelişmelerin ardında daha derin bir gerçek yatıyor. Dünya büyük bir çağ değişimi yaşadığını görüyor; fakat bu değişimin gerektirdiği düşünsel, toplumsal ve siyasal dönüşümü henüz kavrayabilmiş değil.

Sonuç açık: Siyaset hâlâ 20'nci yüzyılın kalıplarıyla konuşuyor, hayat ise 21'inci yüzyılın ritmiyle akıyor. Bu uyumsuzluk yüzünden dünya yönsüz, siyaset çaresiz, toplumlar ve bireyler kaygılı.

Sanayi toplumunun üretim matematiği çöktü

Bu çağ değişiminin merkezinde daha temel bir kırılma var: Sanayi toplumunun üretim modeli artık çalışmıyor. Çünkü bu model iki özelliğe dayanıyordu. İlki üretimi standartlaştırmak ve ölçek ekonomisiyle verimlilik yaratmaktı. Ürünleri en küçük parçaya indirip standartlaştırmak, ölçeği büyütmek ve maliyeti düşürmek üzerine kurulu bu mantık Sibirya’daki çay bardağını Arjantin’dekinin, Dubai’deki hamburgeri Londra’dakinin aynısına dönüştürdü. Zamanla yalnızca üretim değil, toplumsal hayat da tek tipleşti: Tek tip yurttaş, tek norm, tek modernlik.

Bugün bu model iki nedenle çöktü. Birincisi teknolojik sıçrama. Dijitalleşme, yapay zeka, 3D üretim ve platform ekonomileri artık herkese aynı ürünü değil, herkesin ihtiyacına ve kimliğine göre kişiselleştirilmiş deneyimler sunmayı mümkün kılıyor. Çeşitlilik hem mümkün hem de ekonomik ve kültürel bir norm haline geliyor.

İkinci neden ise standartlaşmaya dayalı küreselleşmenin kültürel dokuları aşındırması. Tek tip tüketici ve tek tip yurttaş yaratıldıkça dünyanın renkleri, sesleri ve dilleri törpülendi. Ölçeğin büyümesi sermayeyi........

© T24