Araştırmalarla Kürt meselesi: Kutuplaşmanın niteliği artık ideolojik değil, duygusal
Diğer
05 Ocak 2026
Gazetemiz Turning Points ekiyle, 2026’nın dünya için bir “dönüm noktası” olup olmadığını tartışıyor. Peki 2026 Türkiye için de bir dönüm noktası olur mu? Muhtemelen yine yüksek tansiyonlu, hararetli ve gerilimli bir yıl geçireceğiz. Ancak bu tartışmalar, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu toplumsal uzlaşmayı ve geleceğe dair ortak bir umudu üretir mi? Strateji, kurum ve kural düzeyinde gerçekten hayati değişiklikler görür müyüz? Yanılmayı isterim ama iyimser değilim.
Türkiye’nin geleceği önündeki en ağır zihinsel ve ruhi ambargolardan biri Kürt meselesi. 2024 Ekim’inden bu yana, adına “açılım” ya da “süreç” denilen yeni bir evredeyiz. Yine iddialı sözlerle başladık. Meclis’te komisyon kuruldu. Bu gök kubbe altında Kürt meselesine dair söylenmedik söz kalmamışken, her şey bir kez daha tekrarlandı. Umut, en azından meselenin tanımı ve topluma vaat edilenler konusunda bir ortaklaşma sağlanmasıydı. Ancak 16 aylık toplantılar ve İmralı ziyaretleri ardından partilerin komisyona sundukları önerilerle görüldü ki herkes hâlâ kendi pozisyonuna aşık. Ruhen, zihnen ve politik olarak yerinden kımıldayan yok.
Tüm bunlar konuşulurken, Roboski katliamının 14’üncü yılını geride bıraktık. 28 Aralık 2011’de, Uludere’ye bağlı Roboski köyünde 19’u çocuk 34 yurttaş, kendi uçaklarımızdan atılan bombalarla yaşamını yitirdi. Aradan geçen 14 yılda “Ne oldu, kim sorumluydu, hangi hatalar yapıldı” sorularına hâlâ yanıt verilmedi. Kayda değer bir soruşturma yapılıp yapılmadığını bile bilmiyoruz. Pek çok hayati meselede olduğu gibi, kamuoyuna açıklama yapma gereği de duyulmadı. Roboski anmasında Sezgin Tanrıkulu’nun sözleri meselenin özünü hatırlattı: “Kürt meselesi tam da budur. Roboski’dir. Gerçekleşmeyen adalettir. Yüzleşmedir. Hakikattir.”
Kürt meselesi, bazen gündemin merkezinde, bazen arka planda ama her zaman hayatın içinde akmaya devam ediyor. Siyasi tartışmaların ötesinde, hafızanın, adalet duygusunun, demokrasinin, aidiyetin ve birlikte yaşama iradesinin tam ortasında duruyor.
Veri Enstitüsü’nün Kasım Veri Pusulası araştırması da bu meseleye odaklanıyor. Bulgular, yıllardır süren belirsizliğin toplumda aynı anda yorgunluk, temkin ve zayıf da olsa bir umut ürettiğini gösteriyor. Bir yandan adalet ve güvenliği birlikte tutma çabası sürerken, diğer yandan çözümün kimle, nasıl ve hangi zeminde mümkün olacağına dair ortak sezgi giderek zayıflıyor.
Toplum bir türlü tamamlayamadığı bir hikayenin yükünü taşıyor. Her seferinde yeniden başlayan ama sonuna gitmeye cesaret edilemeyen bir hikaye bu. Kürt meselesi artık yalnızca siyasi bir başlık değil. Devlet ile toplum, Türklerle Kürtler, güvenlik ile özgürlük, korku ile umut arasında sıkışmış geniş bir toplumsal psikoloji alanı.
Veri bize toplumun bu meseleye aynı anda hem yakın hem mesafeli olduğunu söylüyor. Çözmek istiyor ama sonuçlarından korkuyor. Doğru adresi bildiğini düşünüyor ama güvenemiyor. Bu yüzden Kürt meselesi siyaset meselesi olmaktan çıkıp, varoluşsal ve duygusal bir meseleye dönüşmüş durumda.
Toplumda baskın duygu tehdit, en büyük ihtiyaç adalet, en yaygın tutum temkin. Hâlâ aranan şey ise umut. Toplum bugün bu dört duygunun gölgesinde konuşuyor ve karar veriyor. Bu nedenle meseleyi toplumsal psikoloji ve davranış perspektifinden ele almak kaçınılmaz. Çünkü çözümün anahtarı da kilidi de tam burada duruyor.
Araştırmada meselenin nasıl çözülebileceğine dair soruya verilen yanıtlar, toplumun meseleyi iki farklı perspektiften okuduğunu gösteriyor. Türklerde sorun algısı ağırlıkla “Terörü yok ederek” (% 34) ve “Kürt sorunu yoktur” (% 33) ekseninde şekillenirken, Kürtlerde çözüm beklentisi “Kürt kimliğinin anayasal tanınması” (% 37) ve “demokratikleşme” (% 18) etrafında toplanıyor.
“Terörsüz Türkiye” sürecinin önündeki engellere dair algılarda ise güçlü bir tehdit çerçevesi öne çıkıyor. Toplumun büyük bölümü en önemli engeli dış güçlerin Türkiye üzerindeki çıkarları olarak görüyor (% 69). Bunu ülkenin bölünme ihtimali (% 61), demokrasinin zayıflaması (% 60), sürecin seçim odaklı yürütüldüğü algısı (% 59) ve adalet sistemine güvensizlik (% 57) izliyor.
Bu başlıkların her biri birer tehdit anlatısına işaret ediyor. Üstelik tehdit algısı tek........
