Anksiyete yaygınlaştı, stres norm oldu: Ekonomik kriz artık toplumsal bir kırılma
Son yıllarda toplumun neredeyse tamamına yayılan bir duygu hali var; sıkışmışlık. Bu duygu, yalnızca bir geçim sorunu ve ekonomik göstergeler üzerinden açıklanabilecek bir durumdan öte meseleler ima ediyor. Bu durum aynı zamanda bireylerin dünyayı algılama, geleceği tahayyül etme ve gündelik hayatlarını organize etme biçimlerini kökten dönüştüren bir psikolojik iklime de işaret ediyor.
Veri Pusulası’nın 2026 Nisan araştırması “Kontrollü hayat: Bugünü yönetmek, yarını düşünmek” temasına odaklanmıştı. Bu başlık altında bireylerin ekonomik baskı altında gündelik yaşamlarını nasıl sürdürdüğünü incelemeye çalıştık. Araştırma, geçinme koşulları, tasarruf ve harcama davranışları ile tüketim tercihlerine bakarak, bugünü idare etme stratejileri ile geleceğe dair beklenti ve kaygılar arasındaki ilişkiyi birlikte ele alıyordu.
Araştırmanın ikinci odağı ise geleceğe bakış ve güvensizlik kaynaklarını anlamaya çalışmaktı. Bireylerin gelecek kaygısının dozu, nedenleri, bu kaygının yaygınlığı, zaman ufku ve güven duygusunu besleyen unsurları incelemeye çalıştık.
Anksiyete yaygınlaşmış stres norm haline gelmiş
Bulguların gösterdiği toplumsal fotoğrafın iki ana karakteri belirginleşti. Birincisi, toplum gündelik hayatını, hanesinin dirliğini düzenliğini sürdürmekte zorlanıyor. İkincisi; yaşanan yalnızca “zorlanma” değil, giderek kaygı altında yürüyen, hayatta kalmaya odaklanan bir gündelik hayat ritmine “sıkışmışlık”.
Araştırmada bireylerdeki anksiyete seviyesini ölçmek için geliştirilmiş evrensel ve akademik bir ölçek kullanıldı. Bu ölçeğe göre bulgular, toplumun yalnızca yüzde 17’sinin minimal düzeyde, geri kalan büyük çoğunluğun ise hafif, orta ya da şiddetli düzeyde anksiyete yaşadığını gösteriyor.
Bu veri tek başına önemli olmakla birlikte, asıl anlamını dağılımın yapısında buluyor. Her 6 kişiden 5’i hafif, orta ve şiddetli anksiyete grupları içinde yer alırken, grupların büyüklükleri birbirine oldukça yakın. Bu dağılım da kaygının toplumun belirli bir kesimine sıkışmadığını, aksine geniş bir alana yayıldığını anlatıyor.
Kaygı artık marjinal bir durum olmaktan çıkmış, normatif bir duruma dönüşmüş. Çünkü hemen her bir demografik, sınıfsal ve sosyolojik kümede kaygı hali, anksiyete seviyesi farklı seviyelerde olsa da oldukça yaygın ve yüksek seyrediyor.
Bir bakıma kaygı, gündelik hayatın doğal bir parçası haline gelmiş, hatta bir anlamda verili duygu durumu olmuş.
Belirsizlik kalıcılaştıkça gelecek algısı bozuluyor
Araştırmada geleceğe yönelik kaygıyı değerlendirmek amacıyla yine evrensel ve akademik bir ölçek olan Dark Future Scale (DFS) kullanıldı. Bulguları, anksiyetenin yalnızca mevcut koşullara verilen bir tepki olmadığını, aynı zamanda geleceğe dair sistematik bir karamsarlık içerdiğini gösteriyor.
Toplumun yaklaşık yarısı yüksek veya çok yüksek düzeyde gelecek kaygısı taşıyor. Sorunların süreceğine, gelecekte her şeyin daha da kötüye gideceğine dair karamsarlık, kaygı ve ürküntü var. Bulguların tümü bir arada bireylerin kaygı kadar geleceksizliğe sıkıştığına da işaret ediyor.
Bu durum, bireylerin yalnızca bugünü zor yaşamadığını, aynı zamanda geleceği de güvenli bir alan olarak........
