Miras mı, enkaz mı? |
Her yıl 18-24 Mayıs tarihleri arasında kutlanan Müzeler Haftası, yalnızca geçmişi anmak için değil, kültürel mirasla bugün nasıl ilişki kurduğumuzu sorgulamak için de önemli bir fırsat sunuyor. Çünkü müzeler yalnızca eser sergilenen yapılar değildir; toplumların hafızasını, kimliğini ve uygarlık birikimini taşıyan kamusal alanlardır.
Türkiye, dünyanın en zengin arkeolojik coğrafyalarından biri üzerinde yer alıyor. Hititlerden Urartulara, Roma’dan Bizans’a, Selçuklu’dan Osmanlı’ya kadar sayısız uygarlığın izlerini taşıyan bu topraklarda müzeciliğin hikâyesi de oldukça eskiye uzanıyor.
Osmanlı’da modern anlamda ilk müzecilik girişimi, 1869 yılında Aya İrini’de kurulan Müze-i Hümayun ile başladı. Ancak Türk müzeciliğinin gerçek kurucu figürü kuşkusuz Osman Hamdi Bey oldu. 1881’de müzenin başına geçen Osman Hamdi Bey, yalnızca eser toplayan bir yönetici değil; kaçırılan tarihi eserlerin peşine düşen, kazıları bilimsel hale getiren ve kültürel mirası korumaya çalışan öncü bir aydındı. 1891’de açılan İstanbul Arkeoloji Müzeleri ise Türkiye’de müze olarak tasarlanan ilk yapı kabul edilir.
Bugün Türkiye’de yüzlerce müze ve ören yeri........