‘Ankara sağır ama sen de sağırsın!’ |
Diğer
T24 Haftalık Yazarı
03 Ocak 2026
Hüseyin Aykol'un cenaze töreninden bir an
Bazı kişiler vardır duruşuyla, karakteriyle çevresindekilere iyilik bulaştırır. Hele bir de böyle bir insanla gün boyu aynı ortamı paylaşıyorsanız şanslısınız demektir. Öte yandan paylaştığınız ortam, zamanla yarışanların gerilim yüklü atmosferinden oluşuyorsa, böyle bir kişinin varlığı daha da önemli olacaktır.
İşte gazeteci, çevirmen, yazar Hüseyin Aykol, böyle bir insandı. Ama ne yazık ki, yeni girdiğimiz 2026’nın başlangıcında, yılın ilk önemli kayıplarından biri olarak kayda geçti.
Fakat Aykol, sadece kişiliğiyle değil, sol siyasetteki duruşu ve mücadelesiyle de var olan bir kişilikti. Öyle ki, 70’ler sol hareketinin sosyal, siyasal tarihini temsil edenlerden biriydi.
Sessizdi, mütevaziydi. Muhatap olduğu kişinin kim olduğuna bakmaksızın karşısındakini değerli bulduğunu hissettiren bir tavır sergilerdi. Ama bunu kendini sevdirmek için yaptığı sanılmasın! Bu duruş, onun en önemli özelliklerinden biri olarak karakterinin yapı taşlarını oluşturuyordu.
Ama kendisiyle bir haftalık dergi ve bir günlük gazetede 4-5 yılı kapsayan bir çalışma ortamında bulunduğum halde, hangi okullardan mezun ve nereli olduğunu, hayatının ne kadarını siyasi tutuklu olarak hapishanelerde geçirdiğini tahmin etsem de nerede, nasıl, hangi tarihte sıralaması çerçevesinde bilmiyordum. Bu arada, yaşı çok genç olanlar bir hikayede ille de hapishane mi olmalı? diye sorabilirler!
Fakat 60’ların, 70’lerin, 80’lerin (elbette sonrasının da) gençliğinin yaşamını hapishanesiz düşünmek, yaşadığımız ülkenin en önemli gerçekliğini atlamak olur. Zira zamanın ruhundan kaçamayan toplumlar, yaşadıkları dönemin sorunsallarının, olanaklarının, olanaksızlıklarının ve dayatmalarının da bir parçasıdırlar.
Bir önceki paragrafa dönersek, Aykol’un hikayesini onu yitirdiğimiz bu günlerde daha detaylı öğrendim. Ama tam da ona yakışan bir geçmişle karşılaştım. Tıpkı yaşadığımız ülke gibi. Tıpkı parasız yatılı okullardan geçenlerin insanın........