menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Yaşamak için hayatta olmak yetmez”: Marjane Satrapi ve kırık kalp sendromu

8 0
latest

İnsan kederden ölebilir mi? İran doğumlu Fransız çizer, yazar ve yönetmen Marjane Satrapi’nin ailesi buna inanıyor. Aileye göre Satrapi, otuz yıllık eşi ve büyük aşkı Mattias Ripa’nın ölümünden bir yıl sonra kırık kalp sendromundan (Takotsubo kardiyomiyopatisi)   hayata veda etti. İlginç olan şu ki, Chicken with Plums (Erikli Tavuk) adlı eserinde Satrapi, yaşam nedenini yitirdikten sonra ölmeyi seçen büyük amcasının hikâyesini anlatmıştı. Yazarın ölümünden yaklaşık yirmi yıl önce kaleme aldığı bu hikâye, insanın yalnızca hastalıktan değil, derin bir kederden de ölebileceği fikrini merkezine alıyordu.

1969 yılında İran'ın Hazar Denizi kıyısındaki Reşt kentinde doğan Marjane Satrapi, İslam Devrimi sonrasında artan baskılar nedeniyle eğitimini sürdürmek üzere ailesi tarafından genç yaşta Avrupa’ya gönderildi. 1994’te Fransa’ya yerleşen, 2006’da Fransız vatandaşlığına geçen Satrapi, yaşamı boyunca İran’daki dinî yönetime yönelik eleştirel tavrını korudu. 2000 yılında yayımladığı otobiyografik çizgi roman Persepolis, İran Devrimi ve sonrasında yaşanan toplumsal dönüşümü bir genç kızın gözünden anlatarak dünya çapında büyük yankı uyandırdı. Milyonlarca satan eser, Satrapi’yi dünyanın en çok okunan İranlı yazarlarından biri haline getirirken, Batı’nın İran toplumuna ilişkin ön yargılarının sorgulanmasına da katkı sağladı.

Ruh da yaralanabilir ve yaşamdan vazgeçebilir

Ancak bu hafta, Satrapi hayranlarının çok iyi bildiği Persepolis’ten değil, onun 2009 tarihli eseri Chicken with Plums(Erikli Tavuk)’tan söz etmek istiyorum. Eseri okuyanlar, Satrapi’nin “kederden ölme” fikrine yürekten inandığını bilir. 2011 yılında sinemaya da uyarlanan Erikli Tavuk, yaşam amacını ve onu hayata bağlayan nedenleri kaybeden büyük amcasının yaşamayı bırakmasını anlatır. Satrapi’ye göre insanı ayakta tutan yalnızca bedeni değildir; ruhu da yaralanabilir, tükenebilir ve sonunda yaşamdan vazgeçebilir. Bu hikâyede ölüm, fiziksel bir hastalıktan çok, anlamını yitirmiş bir hayatın sonucunda gerçekleşir.

Babaennem de vazgeçmişti

Filmi izlerken bu duruma bizzat tanıklık ettiğimi fark etmiştim. Rahmetli babaannem öldüğünde 84 yaşındaydı ve yaşına göre son derece sağlıklıydı. Kendi kızları gibi sevdiği iki yeğenini ve bir gelinini kısa aralıklarla kaybetmişti. İkisi kanserden, biri kalp krizinden yaşamını yitirmişti. Eskiler “sıralı ölüm”e inanırdı. Son ölüm haberini aldığında gözlerinden siki damla yaş süzüldüğünü hatırlıyorum. Ardından hiçbir şey söylemeden odasına çekilmiş ve yatağına uzanmıştı. O yataktan bir daha kalkmadı. Ölmeye yatmıştı. Kendinden........

© T24