Bir klasikten yola çıkan ama yarı yolda kalan bir film
UĞULTULU TEPELER
Yönetmen: Emerald Fennel
Senaryo: Emily Bronte’nin romanından
Görüntü: Linus Sangren
Müzik: Anthony Willis
Oyuncular: Margot Robbins, Jacob Elordi, Hong Chau, Alison Oliver, Shazad Latif, Martin Clunes, Ewan Mitchell, Amy Morgan
Warner Bros filmi, 2026
İşte son günlerin kendine özgü filmlerinden... İstinye Park’taki gösterimini kaçırmıştık, çok sevgili dostumuz Günay Ezer’in cenazesi dolayısıyla... Ama bu filmi yakalamak da doğrusu şart değilmiş. Beni öylesine hayal kırıklığına uğrattı ki... Şöyle bir bakalım.
Önce Emily Bronte’nin kısaca yaşam öyküsü. 1818-1848 arasında, sadece 30 yıl yaşamış. Bir büyük İngiliz ailenin özelikle şiir yazan kızı. Bu film onun tek romanından doğmuş. Ve çok sevildiği için daha önce de filme alınmış.
Aile çok büyük. Tam 6 kardeşler, hepsi de kadın olmak üzere... En çok Charlotte ve Anne, diğer kardeşleri Emily’yi etkilemişler. Anneleri o 3 yaşındayken ölmüş ve iş teyzelerine kalmış. Ki o aile 1500 yılından beri orada ikamet etmektedir.
Hikâye Batı Yorkshire’daki zengin Earnshaw ailesinin bir çocuğu evlat edinmesiyle açılıyor. Heatcliff adını verdikleri çocuk kolayca gözyaşı döken biridir. Ailenin küçük kızı Catherine (filmde kısaca Cathy denir) mavi gözleriyle büyüleyicidir. Filmin bence en iyi (hatta tek iyi) oyuncusu olan Margot Robbins...
Aradan yıllar geçer. O küçük kızlar ve erkekler büyümüş, tam bir hayat macerasına atılmışlardır.
Yağmur altında romantik bir aşk; sanki Shakespeare’in Romeo- Juliet klasiğinin bir yeni yansıması... Ki arada Honore de Balzac’ın Vadideki Zambak romanı da anılır. Sanki gerçekten de Uğultulu Tepeler adıyla anılan o yörede üçlü bir aşk hikayesi... Üçten de fazla...
Çünkü Catherine artık Heatcliff’e tutkundur. Tam anlamıyla kitaplardaki gibi bir aşk... Filmin bu bölümleri bir ölçüde ilgi çeker. Gerçek bir aşk hikÂyesi ne zaman ilgi çekmez ki... Ama daha orada
Cathy bir başka evliliği kabullenmek zorunda kalır. Yeni kocası da iyi yüreklidir ama nerede aşk?...
Kolay kolay bulunur mu o? Bu arada Cathy’nin bir çocuğa kavuşma çabaları da yürümez.
Sonuç olarak film giderek sulanır, yumuşar, bize verdiği tüm hediyeleri sanki geri almaya başlar. Bir yıl içinde... Aşkın aşırı, abartılmış, neredeyse ilkel bir versiyonudur bu... O çok yaşlı baba çeker gider; bir cenaze töreniyle... Cathy ve Heatcliff arasındaki bitmeyen seks can sıkacak hâle gelir. Ortaya çıkan artık kof bir melodramdan başka bir şey değildir. Film sanki bu klasikten uyarlanmış filmlerin naif, ilkel bir versiyonu olur çıkar. O yakılan yüzlerce aşk mektubu sahnesi de beklenen etkiyi yapmaz. Ağlar gibi duran müzik de (birkaç şarkının dışında) durumu kurtarmaz.
Oyunculara gelince... Kendi adıma Cathy’de Avustralya kökenli oyuncu Margot Robbie’yi hayli beğendim. Ama o yakışıklı Heatcliff’de Jacob Elordi bence sonuç olarak ilgi çekmiyor; abartılı oyunuyla...
Diyelim ki yakışıklılığın fazlası yarar değil, zarar getiriyor!.. Yan rollerde de iyiler var. Hele o yıllar sonra gençlikten yaşlılığa geçenlerde... Ki aralarında sanırım Çin kökenli (ya da Çinli) Hong Chau da var.
İşte böyle... Filmi izlerken şöyle düşündüm; bu film daha çok kadınlar için... Bakalım hanım seyircilerimiz ne diyecekler...
Atilla Dorsay kimdir?
Atilla Dorsay. 1939 İzmir, Karşıyaka'da doğdu. Çocukluğu zor savaş yıllarında geçti. O yıllardan her şeyin karneyle alındığını, radyolardan yayılan savaş haberlerini ve ilk sinema deneyimlerini oluşturan savaş üzerine filmleri hatırlıyor.
10 yaşındayken ailesi sırf onu Galatasaray Lisesinde okutabilmek için İstanbul'la göç etti. Böylece Fransız kültürüyle yetişti.
Güzel Sanatlar Akademisi'nde (şimdiki Mimar Sinan Üniversitesi) mimarlık okudu. Hayatta her koşulda koruduğu estetik bakışını bu temele borçlu olduğunu söyler.
Rehberlik, gazetecilik ve eleştirmenlik yaptı.
1966'da başladığı Cumhuriyet gazetesindeki yazılarını 27 yıl boyunca sürdürdü.
Bu aralıkta Leman Dorsay'la evlendi. İki çocuk ve üç torunu oldu.
Sonraki yıllarda Cumhuriyet'ten kendi isteğiyle ayrıldı. Kısa bir süre için Milliyet'te devam eden ve hâlâ süren dergi yazarlığı yaptı.
Yeni Yüzyıl'da yepyeni bir gazeteyi yaratmanın keyfini yaşadı. Daha sonra Sabah gazetesinde devam etti. Buradan kendi deyimiyle, "ilkesel bir tavırla" ayrıldı: Bir yazısında, (Emek Yoksa Ben De Yokum) okuruna Emek sineması üzerine verdiği bir sözü tutmak için.
Dorsay, 2013'ten beri, "Özgür, serbest, hiçbir konu, yer ve zaman kısıtlamasına tabi olmadan... Ama artık maaşsız!.. Ve çok yakında tam on yılını dolduracak olan..." sözleriyle işaret ettiği T24'te yazıyor.
Dorsay'ın kültür-sanata dair birçok alanda çabaları oldu. İKSV'de çalışıp yıllar boyu İstanbul Sinema Festivali'nin kadrosunda yer aldı. Dünya çapında sayısız ünlüyü basın toplantılarında sundu, söyleşiler yaptı, fotoğraflarını çekti.
TRT'de, hem haftalık müzik programları yaptı, hem de filmler sundu. Özellikle sinemanın 100. yılının kutlandığı 1995 yılı ve sonrasında sayısız klasiği Murat Özer, Alin Taşçıyan, Müjde Işıl gibi genç meslektaşlarıyla birlikte tanıttı.
Sinema Yazarları Derneği'ni (SİYAD) kurdu ve uzun yıllar başkanlığını yürüttü. Ödül gecelerini özenle seçilmiş sunucular ve müzisyenlerle sundu. Yine kendi sözleriyle; "zamanı geldiğinde tüm bu görevleri genç arkadaşlarına bırakmayı da ihmal etmedi".
Dorsay'ın en büyük üretimleri kitapları. 1970'lerden itibaren eleştirisini yazdığı tüm filmleri Türk ve yabancı sinema olarak tasnif ederek pek çok kitapta topladı. Bu kitaplar, son 50 yılın bir dökümü niteliği taşıyor.
Aynı zamanda İstanbul, Beyoğlu, şehircilik; biyografiler (özellikle Türkan Şoray ve Yılmaz Güney), söyleşiler, seyahat notları, hikâye, hatta şiirler de yazdı.
Müzik merakını görkemli bir arşivle birlikte sunduğu bir eser yayımladı. Ne Şurup Şeker Şarkılardı Onlar adıyla yayımlanan bu kitap, 20. yüzyıl pop-müzik tarihini anlatıyor.
Tartışmalar, Polemikler, Kavgalar adı kitabı Eylül 2022'de yayımlandı.
Kitaplarının sayısı şimdilerde 60'ı aştı, ama daha sayısız projesi var. T24 Yazıları -Pandemi Günlerine Doğru: Sanat ve Siyaset Ekim 2023'te, "Unutulmaz İnsanlarımızla Konuşmalar" ve "Benim Sevgili ‘6 Silahşörler’im" 2024'te okurla buluştu. Ardından daha birçoğu da gelecek. Kendisinin dediği gibi "Allah kısmet ederse!.."
