Hamnet, Düşüşün Tınısı ve Stoner kitabı: Bizden geriye ne kalacak? |
Diğer
T24 Haftalık Yazarı
08 Şubat 2026
Not: Yazı, Hamnet hikayesine aşina olmayanlar ve Düşüşün Tınısı filmini izlemeyenler için biraz spoiler verebilir. Bu anlatılar spoiler mantığının dışında anlatılar olsa da bu uyarıyı yazının başına eklemek istedim.
Ölüm erken değil geç geldiğinde, ölümü yaşlıyken değil, gençken düşündüğümüzde ne olur diye düşünmeden edemedim bu hafta. Küçükken mezarlıkları düşündüğümde en çok boşluklarından ürperirdim; şimdi babamı ziyarete gittiğimde o boşluğun başka bir anlamı olduğunu fark ediyorum. Mezar taşlarını okuyorum ve hiç düşünmediğim bir gerçekle karşılaşıyorum. Ölenlerin yakın akrabaları da hayatta kalmadığında, geride kalan dünya için yabancıya dönüşüyorlar.
Yıllar önce okuduğum bir istatistik, zihnime kazınmıştı. Mezarlık ziyaretlerinin kuşaklar içinde hızla azaldığını söylüyordu makalede. İlk kuşak ziyareti mezarı canlı tutuyor, ikinci kuşakta ziyaret seyrekleşiyor ve artık bir göreve dönüşüyor. Üçüncü kuşakta ise bağ neredeyse tamamen kopuyor. İsim kalsa bile, hatırası kalmıyor aslında.
Genç ölümlerdeyse kaybolan bir hayat ihtimali var. Geride kalanlar o ihtimalin yasını daha uzun tutuyorlar.
Bu hafta Oscar adayı Hamnet filmini, yine Oscar’ın bu kez Almanya Uluslararası Aday filmi Düşüşün Tınısı’nı ve John William’ın kitabı Stoner’ı düşündüklerim bunlardı.
Hamnet Maggie O’Farrell’in çok satan romanı, Chloe Zhao onu sinemaya uyarladı.
Mascha Schilinski’nin Düşüşün Tınısı filmi de Oscar’da yarışıyor.
Ve John Williams’ın Stoner kitabı. Onu da okumak da epey geç kalmışım.
Aslında bu üçlünün bana hatırlattıkları ve bence zihnimde kurdukları bağlar burada anlatacaklarımla sınırlı değil. Diğer bağları da önümüzdeki haftalarda yazmaya devam edeceğim.
Bu anlatıların hepsi şu ya da bu şekilde ölümü anlatıyor. Ölümün zamana nasıl yayıldığını, geride kalanlara ne yaptığını ama daha da çok geriye ne kaldığını soruyoruz okurken ve izlerken bana kalırsa.
Tüm hafta zihnimi meşgul eden düşüncenin nüveleri bir başka kitabı okurken düştü içime. Joan Frank’in “Late Work”’ünü okurken, kitabın bir yerinde yazar şu soruyu sordu. John Williams Olsa Ne Yapardı? Bu soru beni John William’ın Stoner kitabını okumaya itti. Bu yazıyı yazdığım sıralarda henüz kitabı tam bitirmiş değilim ama ondan bahsedecek kadar ana fikre yakınım.
Stoner, geç kalmış bir hayatın romanı. Roman güçlü bir biçimde oto-biyografik ama bir roman à clef değil, yakın deneyimden türetilmiş bir kurmaca. Williams’ın hayatıyla Stoner arasında bazı belirgin paralellikler olduğunu da öğrendim. İkisi de edebiyat akademisyeni. İkisi de taşradan gelip üniversitede akademisyen olarak çalışmaya başlıyor. Akademinin hiyerarşik, bazen küçük düşürücü ve kimini görünmezleştiren yapısı ikisini de vuruyor. Sınıf atlama, yani kültürel sermaye edinme süreçleri de her ikisinde de sancılı. Stoner karakteri, belirli bir insan tipinin kristalleşmesi. Sessizce çalışan, yaptığı işin anlamına tanınmadan bağımsız olarak bağlı kalan, hayatı toplumsal başarı ölçütleriyle değerlendirmeyen biri. Williams ise tamamen görünmez kalmış biri değil, hayatı boyunca belli bir edebî saygınlık edinmiş, ama asıl geç keşif romanın kendisi olmuş. Geç keşif yine de bir keşif mi onu da bilmiyorum. Roman, Williams öldükten 40 sene sonra okunmaya başlanıyor, popülerleşmesi için ölümün üzerinden neredeyse bir hayat geçiyor. Şu kısacık hayatımızda anlaşılmayı umuyoruz, ama çoğumuz anlaşılmadan da ölüyoruz. Stoner’ın trajedisi herkes tarafından başarılı kabul edilmenin imkansızlığı ile yaşamak, bir hayatın anlamı, onun başkaları tarafından görülmesine mi bağlıdır?
Stoner, iyi ders anlatmanın, doğru kitabı okumanın yeterince gerçek olduğunu ve bu gerçekliğin onurlu bir varoluş biçimi olduğunu söylüyor. Ama bir ekseni daha var bu işin, yaptıklarının dış dünyadaki yankısı. O eksik kalıyor. Anlaşılmak istiyoruz. Başarılı olmak istiyoruz. Takdir edilmek istiyoruz. Ama anlaşılmak, hayatın doğal sonucu değil. Geç gelebilir. Hiç gelmeyebilir. Eğer hiç gelmeyecekse, yine de yaptığımız şeyi aynı sadakatle yapabilir miyiz? Stoner dış tanınmadan bağımsız bir mesleki sadakat........